74. İşte bütün eşya bir tek zata verilmesi vücub ve lüzum derecesinde bir kolaylık…
İkinci Şua mütalaasına devam ediyoruz:
“İşte bütün eşya bir tek zata verilmesi, vücub ve lüzum derecesinde bir kolaylık ve müteaddid esbaba verilmesi, imtina ve muhal derecesinde müşkülatlar bulunduğu gibi; her şey Zat-ı Vâhid-i Ehad’e verilse nihayet derecede ucuzluk içinde gayet derecede kıymettar ve fevkalâde sanatlı ve çok manidar ve gayet kuvvetli olur. Eğer şirk yolunda müteaddid esbaba ve tabiata havale edilse nihayet derece pahalılık içinde, gayet derecede ehemmiyetsiz, sanatsız, manasız, kuvvetsiz olur.”
(Vücub: Vacip ve zaruri olma / İmtina: İmkânsızlık)
Bu hakikat Lem’alar Risalesi’nde detaylı bir şekilde işlenmiş. Meseleyi oradan iktibasla mütalaa edelim. Üstadımız orada şöyle diyor:
“Tek bir semere ile semeredar şecerenin yaratılışlarındaki suubet ve suhulet birdir. Çünkü ikisi de bir merkeze bakar, bir kanuna bağlıdır, terbiye ve keyfiyetleri birdir.” (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)
(Semere: Meyve / Semeredar: Meyveli / Şecere: Ağaç / Suubet: Zorluk / Suhulet: Kolaylık)
Bir incir ağacını düşünelim. Dallarında yüzlerce incir olsun…
— Eğer bu ağacın meyveleri daha az olsaydı, yaratılışında bir kolaylık olur muydu?
Hayır, olmazdı. Çünkü tek bir meyvenin yaratılışıyla ağacın bütün meyveleriyle birlikte yaratılışı aynı kolaylıktadır.
Yine bahar mevsimi geldiğinde yeryüzü çiçeklerle süslenir.
— Acaba daha az çiçek yaratılsaydı, yaratılışlarında bir kolaylık olur muydu?
Hayır, olmazdı. Çünkü bir çiçeğin yaratılışıyla bütün çiçeklerin ve bahar mevsiminin yaratılışı aynı kolaylıktadır.
Üstadımız dedi ki: Bu kolaylığın sebebi bir merkezden idare edilmesi, bir kanuna tabi olması, terbiye ve keyfiyetlerinin bir olmasıdır. İşte kolaylık bu birlikten çıkıyor.
Ancak bu ifadeyi yanlış anlamayalım. Bunun manası: “Böyle olduğu için Allah kolay yaratıyor, -hâşâ- böyle olmasaydı kolay yaratamazdı.” değildir. Eğer Allah dileseydi, bir kökün içine bin kök koyar ve her bir meyveyi kendine özel kökle beslerdi. Yine Allah dileseydi, ağacı köksüz yaratır; havada muallâkta durdururdu. Allah’ın kudretinde bir sınır yoktur ki Allah hakkında “Şöyle yapsaydı kolay olurdu, böyle yapsaydı zor olurdu.” gibi ifadeler kullanılabilsin. Allah’ın kudretine her şey müsavidir.
Üstadımızın burada anlatmak istediği şey tevhiddeki kolaylıktır. Bunu akla yaklaştırmak için de ağaç örneğini veriyor. Ağacın tek bir merkezden idare edilmesini, bütün meyvelerin aynı kanunlara tabi olmasını, terbiye ve keyfiyetlerinin bir olmasını gösterip birlikteki kolaylığa pencere açıyor; bununla da tevhidi ispat ediyor.
Üstadımız şöyle devam ediyor:
“Malumdur ki merkezin ittihadı, kanunun vahdeti, terbiyenin vahdaniyeti sayesinde külfet, meşakkat, masraf azalır ve öyle bir kolaylık hasıl olur ki pek çok semereleri olan bir ağaç yed-i vahide, tek bir semerenin yapılışı da eyâdi-i kesireye tevdi edildiği zaman, her iki tarafın yapılışları suhuletçe bir olur. Ve aralarında yaratılışça fark yoktur.” (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)
(İttihad: Bir olma / Vahdet: Birlik / Semere: Meyve / Yed-i vahid: Tek bir el / Eyâdi-i kesire: Çok eller / Suhulet: Kolaylık)
Evet, merkezin bir oluşu yani tek elden icat edilmesi, kanunun birliği yani aynı kanunlara tabi olmaları, terbiyenin bir oluşu yani aynı şekilde idare edilmeleri sayesinde külfet ve masraf azalır. Ve öyle bir kolaylık hasıl olur ki ağacın yaratılışı bir meyve kadar kolay, baharın icadı bir çiçek kadar suhuletli ve bir nevin icadı tek bir fert kadar kolay olur.
Tam tersi olup, merkez farklı olsa, kanun farklı olsa, terbiye farklı ellerden yapılsa, o zaman nihayetsiz zorluk olur. Üstadımız bu zorluğu şöyle ifade etti: Yüzlerce meyvesi olan bir ağaç tek bir ele isnat edilse ve bir meyvenin yaratılışı çok ellere ve merkeze havale edilse, ağacın yaratılışıyla meyvenin yaratılışı aynı kolaylıkta olur. Hatta ağacın yaratılışı daha kolay olur.
Şu âlemde her vakit milyonlarca eşyanın böyle kolaylıkla yaratılması bir Vahid-i Ehad’in icadı olduğu içindir. Eğer sebepler işe karışsaydı, o zaman tek bir çiçeğin yaratılışı kâinatın yaratılışı kadar zor olurdu.
Üstadımız şöyle devam ediyor:
“Çok adamlar tarafından yapılan bir semerenin terbiyesi için lazım olan cihazat ve âlât ve edevat ve saire, bir adam tarafından yapılan semeredar şecerenin terbiye ve yapılması için de aynen o kadar malzeme lazımdır. Yalnız keyfiyetçe fark olabilir.” (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)
(Semere: Meyve / Âlât: Aletler / Semeredar: Meyveli / Şecere: Ağaç)
Bir ağaç yapılacak diyelim… Bu ağacın yapılabilmesi için toprak lazım, hava lazım, su lazım, güneş lazım. Meyveleri üzerinde bir terbiye lazım. Yani boyanacak, tat verilecek, vazifesi öğretilecek ve hakeza… Bunlar bir ağacın yapılması için lazım olan şeyler.
Şimdi de bir meyvenin yapılması için lazım olan şeyleri sayalım: Yine toprak lazım, hava lazım, su lazım, güneş lazım. Üzerinde bir terbiye lazım. Yani boyanacak, tat verilecek, vazifesi öğretilecek ve hakeza…
Bakın, ağaca ne lazımsa tek bir meyveye de o lazım. O zaman diyebiliriz ki: Eğer ağaç tek bir merkezden yapılırsa, bir ağaç bir meyve kadar kolay olur. Eğer merkezler farklı olursa, ağacın icadında, meyveleri adedince zahmetler ve meşakkatler olur.
Üstadımız bu meselenin misallerini şöyle veriyor:
“Mesela: Bir ordu askere yapılan elbise tedariki için ne kadar âlât, edevat ve makine lazımdır; bir neferin elbisesi için de o kadar âlât ve edevat lazımdır. Ve keza, bir kitabın bin nüshasıyla bir nüshasının ücreti matbaaca birdir. Bazen de tek bir nüshanın tabı, daha fazla bir ücrete tabi tutulur. Buna kıyasen, bir matbaayı bırakıp çok matbaalara başvurulursa, birkaç kat fazla ücretlerin verilmesi lazım gelir.” (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)
Üstadımız iki örnek verdi. Birincisi asker örneği:
Şimdi, bir asker için ne lazım bunu düşünelim…
Elbise lazım, bot lazım, silah lazım, karavana lazım, eğitilmesi lazım ve bunlar gibi pek çok şeyler lazım. Tek bir askere bunları temin etmek için; elbisenin dokunduğu bir fabrika lazım, botun üretileceği bir tezgâh lazım, karavana için mutfak lazım, silah için bir fabrika lazım, askeri eğitecek komutanlar lazım ve hakeza…
Bir asker için bunları yaptınız mı bin askeri de aynı şekilde tedbir ve terbiye edebilirsiniz. Bu durumda, bin askerin idaresi bir asker kadar kolay olur.
Eğer böyle yapmayıp, her bir askeri farklı merkezlere havale ederseniz, bu durumda, her bir asker için, orduya lazım olan fabrikalar ve tezgâhlar lazımdır. Bu durumda da bir askerin idaresi bir ordunun idaresi kadar zor olur. İşte tevhiddeki kolaylık ve kesretteki zorluk!..
Üstadımızın ikinci misali kitap örneği idi. Bir kitabı basmak için birçok alet ve edevat lazımdır. Bunları temin ettikten sonra bin kitabı bir kitap kolaylığında basabilirsiniz. Böyle yapmayıp her bir kitabı farklı bir merkeze havale ederseniz, bir kitabın basımı bin kitap kadar zor olur.
Üstadımız, “Bazen de tek bir nüshanın tabı, daha fazla bir ücrete tabi tutulur.” dedi.
Eğer “Bu nasıl olur? Tek bir nüsha nasıl bin nüshadan daha pahalı olabilir?” derseniz, bunun cevabı şudur: Yüksek kaliteyle basılacak tek bir kitap, düşük kaliteyle basılmış bin kitaptan daha pahalı olabilir. Hele bir kitabı antika bir sanatla basmak isterseniz, on bin kitaptan daha fazla ücret vermek zorunda kalabilirsiniz.
Bu misalden şu hakikate bir yol açılır: Her bir ferdi bir kitap kabul etsek, tek bir insan kitabı, mesela sineklerden milyarlar kitaba bedeldir; çiçeklerden trilyonlar kitaptan daha pahalıdır. Ve hakeza…
Üstadımız şöyle devam ediyor:
“Evet, kesret vahdete isnad edilmediği takdirde, vahdeti kesrete isnad etmek mecburiyeti hasıl olur. Demek, dağınık bir nevin icadındaki suhulet-i harika, vahdet ve tevhid sırrına bağlıdır.” (Mesnevi-i Nuriye, Lem’alar)
(Kesret: Çokluk / Vahdet: Birlik / Suhulet: Kolaylık)
İşte bütün ders bu cümle için yapıldı. Eşyanın icadı ya Allah’a isnat edilecek ya da sebeplere havale edilecek. Başka bir yol yok. Kesret (âlem ve içindeki eşya) vahdete yani Allah’a isnad edilmezse, bu durumda, her bir eşyayı sebeplerin yarattığı kabul edilmek zorunda kalınacak, yani vahdet kesrete isnad edilecek.
Verilen misallerle anlaşıldı ki vahdet kesrete isnad edilirse, son derece güçlük ve zorluk olur. Malumdur ki bir kumandanın on askeri idare etmesi, on kumandanın bir askeri idare etmesinden daha kolaydır.
Eğer kâinat esbaba havale edilirse, bu durumda, tek bir çiçeğin yaratılması bahar kadar zor olur. Bir meyvenin icadı ağacın icadı kadar zahmetli olur. Bir ferdin yaratılması nevi kadar müşkil olur. Âlemde gördüğümüz kolaylık, tek bir zatın icadı olduğundan ve Onun sonsuz kudretinden dolayıdır. Âmennâ ve saddeknâ.
Üstadımız şöyle demişti:
“İşte bütün eşya bir tek zata verilmesi, vücub ve lüzum derecesinde bir kolaylık ve müteaddid esbaba verilmesi, imtina ve muhal derecesinde müşkülatlar bulunduğu gibi; her şey Zat-ı Vâhid-i Ehad’e verilse nihayet derecede ucuzluk içinde gayet derecede kıymettar ve fevkalâde sanatlı ve çok manidar ve gayet kuvvetli olur. Eğer şirk yolunda müteaddid esbaba ve tabiata havale edilse nihayet derece pahalılık içinde, gayet derecede ehemmiyetsiz, sanatsız, manasız, kuvvetsiz olur.”
Bu metni Lem’alar Risalesi üzerinden mütalaa ettik.
Yazar: Sinan Yılmaz