a
Ana SayfaKatre65. Üçüncü Hastalık: “Gurur”dur. Evet, gurur ile insan maddi ve manevi kemalât…

65. Üçüncü Hastalık: “Gurur”dur. Evet, gurur ile insan maddi ve manevi kemalât…

 

Katre mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Üçüncü Hastalık: “Gurur”dur. (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

Buradaki “gurur” ile “kibir” kastedilmiştir. Yani insanın büyüklenmesi ve kendini üstün görmesidir.

Üstadımız bu hastalığın vahim neticesini şöyle beyan ediyor:

Evet, gurur ile insan maddi ve manevi kemalât ve mehasinden mahrum kalır. Eğer gurur saikasıyla başkaların kemalâtına tenezzül etmeyip kendi kemalâtını kâfi ve yüksek görürse o insan nâkıstır. (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

Gururlu insan maddi kemalâttan mahrum kalır; çünkü ne bir ustaya çırak olur, ne bir üstada talebe olur ve ne de bir erbaba yamak olur. Bu sebeple de nesilden nesle aktarılan birikimden ve tecrübeden mahrum kalır. Her şeyi kendi bulmaya, her sorunu kendi çözmeye ve her meseleyi kendi keşfetmeye mecbur olur; bununla da hem rezil hem de zelil olur.

Mağrur insan maddi kemalâttan mahrum kaldığı gibi, manevi kemalâttan da mahrum kalır. Asıl mahrumiyet de budur. Mesela:

– Bir ayetin manasını merak eder, ama gururundan dolayı bir müfessirin kitabına bakmaz.

– Bir hadisin şerhini merak eder, ama kibrinden dolayı bir muhaddise sormaz.

– Bir fıkıh sorusu olur, ama bir müçtehide danışmaz.

– Bir itikadi mesele aklını kurcalar ama bir âlime sormaz.

– Manen terbiye olmak ister, ama bir mürşid-i kâmilin terbiyesine girmez.

Bütün bunlarla da manevi kemalâttan mahrum olur. Zira onun aklı ve fikri nedir ki bu meseleleri çözsün ve selef-i salihine yetişsin…

Bu fakir -Allah’ın izni ve inayetiyle- İşârâtü’l-İ’caz tefsirinin şerhine başladı. Rabbime hamdüsena olsun ki Fatiha suresinin tefsirini de bugün itibarıyla tamamladı. Fatiha suresinin tefsirini şerh ederken hep kendi kendine şöyle dedi:

— Günde 40 defa okuduğum bu sureyi 100 yıl okusam yine de bu nükte ve bu soru aklıma gelmezdi. Eğer soru aklıma gelse, cevabını 100 yılda bulamazdım. Üstad Hazretleri bu manaları savaşta, cephe hattında ve at sırtında yazmış!

Evet, sinek de uçar ama kartal gibi değil. Damla da güneşi gösterir ama derya gibi değil. Ben de güzelim ama Hazreti Yusuf (a.s.) gibi değil…

İnsan önce haddini bilmeli! Şimdi ben haddimi bilmesem ve “Ben de Üstad gibi bu manaları toplarım.” desem, o manaların binde birine ulaşamaz ve bu kemalâttan mahrum kalırım.

Cenab-ı Hakk’ın Üstad Hazretlerine ve emsali olan allâmelere, müçtehidlere, müfessirlere, muhaddislere ve muhakkiklere verdiği ilim ile bize verilen ilim aynı değildir. Bizler bu zatları kıskanmak ve kendimizi onların seviyesinde görmek yerine, onlara talebe olmakla şereflenmeliyiz. Zaten kendimizi onların seviyesinde görsek de beyhudedir. Hayal başkadır, hakikat başka…

Eğer birisi illaki “Ben de onlar gibiyim.” derse, biz de ona deriz ki:

— Madem sen onlar gibisin, o hâlde onların yaptığını yapabilmelisin. Onlardan en düşüğü 100 bin hadisi senetleriyle birlikte ezberlemiş. Aralarında 500 bin hadis ezberleyen de var. Hadi biz en azını esas alalım. Hadi bakalım, 100 bin hadisi senetleriyle ezberle de görelim. Sen 100 bin değil, 100 hadisi bile ezberleyemezsin. Hâlin bu iken, nasıl oluyor da onlarla aynı mertebede olduğunu iddia ediyorsun?

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Böyle insanlar, malûmat ve keşfiyatlarını daha yüksek görmekle, eslâf-ı izamın irşadat ve keşfiyatlarından mahrum kalırlar. Ve evhama maruz kalarak bütün bütün çizgiden çıkarlar. Hâlbuki eslâf-ı izamın kırk günde yaptıkları bir keşfiyatı, bunlar kırk senede bulamazlar. (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

(Eslâf-ı izam: Geçmiş büyükler)

Asrın hastalığı bu: Eslâf-ı izama karşı müsavat iddia etmek…

Üstadımız onlara asla yetişilemeyeceğini 27. Söz’de ispat ve beyan ediyor. Bu meselenin izahını 27. Söz’e havale ediyor ve sadece şu kısmın nakliyle iktifa ediyoruz:

— Şu zamanda birisi, dört yaşında Kur’an’ı hıfzedip âlimlerle mübahese eden Süfyan ibni Uyeyne olan bir müçtehidin zekâsında bulunsa, Süfyan’ın içtihadı kazandığı zamana nispeten on defa daha fazla zamana muhtaçtır. Süfyan on senede içtihadı tahsil etmiş ise şu adam yüz seneye muhtaçtır ki tahsil edebilsin. (27. Söz)

(Mübahese eden: Tartışan)

Üstadımızın şu sözü üzerinde de biraz duralım: Ve evhama maruz kalarak bütün bütün çizgiden çıkarlar.

Mağrur insanın evhama maruz kalmasının sebebi, kafasına takılan soruların cevaplarını bulamamasındandır. Hâlbuki bu soruların cevapları hakiki âlimler tarafından verilmiştir. O ise gurur saikasıyla onların kitaplarına müracaat etmeyip cevapları kendi bulmaya çalışır. Buna da aklı ve fikri yetmediği için evhama maruz kalır, bütün bütün çizgiden çıkar.

Rabbimize hamdüsena olsun, -inşallah- biz bu hastalığa yakalananlardan değiliz. Hem Bediüzzaman Hazretlerini hem de diğer selef âlimlerini kendimize bir üstad, bir mürşid-i kâmil ve bir muallim kabul etmişiz. Şerefi onlarla yarışmakta değil, onlara talebe olmakta bilmişiz. Onların manevi huzurunda diz çöküp, bizi talebeliğe kabul etmeleri için boyun bükmüşüz. İnşallah bu hâl üzere de ölürüz…

Mütalaasını yaptığımız kısmı bir daha okuyarak dersimizi tamamlayalım:

Üçüncü Hastalık: “Gurur”dur.

Evet, gurur ile insan maddi ve manevi kemalât ve mehasinden mahrum kalır. Eğer gurur saikasıyla başkaların kemalâtına tenezzül etmeyip kendi kemalâtını kâfi ve yüksek görürse o insan nâkıstır.

Böyle insanlar, malûmat ve keşfiyatlarını daha yüksek görmekle, eslâf-ı izamın irşadat ve keşfiyatlarından mahrum kalırlar. Ve evhama maruz kalarak bütün bütün çizgiden çıkarlar. Hâlbuki eslâf-ı izamın kırk günde yaptıkları bir keşfiyatı, bunlar kırk senede bulamazlar. (Mesnevi-i Nuriye, Katre)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin