a
Ana SayfaHubab45. Üçüncü Nokta: Kudret-i ezeliyenin tesirinde, tasniinde külfet yoktur…

45. Üçüncü Nokta: Kudret-i ezeliyenin tesirinde, tasniinde külfet yoktur…

Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Üçüncü Nokta: Kudret-i ezeliyenin tesirinde, tasniinde külfet yoktur. Evet, bir incir çekirdeğinden kocaman bir incir ağacını ve ince bir sap ile koca bir kavunu bağlayıp çıkaran kudrete hiçbir şey ağır gelmez. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

(Tasni: Sanatlı bir şekilde yaratmak)

Bizler ülfet sebebiyle kudret-i İlahiyenin mucizelerini göremiyor ve eşyaya alelade bir şey gözüyle bakıyoruz. Ülfet perdesini bir yırtabilsek göreceğiz ki en basit zannettiğimiz şeyler dahi kudretin bir mucizesi ve hikmetin antika bir sanatıdır.

Üstad Hazretleri buna misal olarak incir çekirdeğinden incir ağacının çıkarılmasını ve koca bir kavunun ince bir sap ile bağlanıp ondan icad edilmesini örnek gösterdi. Bizler misalleri çoğaltabiliriz:

– Zehirli bir böceğin karnında balın pişirilmesi

– Ağaçların kuru dallarına meyvelerin takılması

– Toprağın kazan gibi kaynatılıp her türlü sebzenin bu kazanda pişirilmesi

– Bulutlardan yağmurun yağdırılması

– İnek, koyun ve deve gibi hayvanların birer süt fabrikası yapılması…

Bunlar gibi bütün hadiselerde kudret-i İlahiyenin nihayetsizliği gözükmektedir. Tabii gören göze ve düşünen akla…

Risale-i Nurları okuyan kardeşlerimizin yaptığı en büyük hata, bu cümleleri okuyup geçmek ve üzerinde tefekkür etmemektir. Hâlbuki hakikat ruha ve kalbe ancak tefekkür ile işler. Böyle cümleleri okuduğumuzda başımızı metinden kaldırmalı ve cümle üzerinde en az 5-10 dakika düşünmeliyiz. Önce Üstadımızın verdiği misaller üzerinde, sonra da kendi bulduklarımız üzerinde tefekkür etmeliyiz. Bu tefekkürle de hakikati akla, ruha, kalbe, letaife işletmeli ve nefsi ilzam etmeliyiz.

Tefekkürü mütalaadan sonraya havale ederek metne devam ediyoruz. Üstadımız şöyle diyor:

Şöyle mucizatıyla malum olan kudret sahibinin vücudu, zuhuru; kâinatın vücudundan, zuhurundan daha zahirdir. Çünkü her bir masnu, kendi nefsine birkaç vecihle aynen delalet eder. Fakat Sâni’ine hem aynen hem aklen çok vecihler ile delaletleri vardır. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Üstad Hazretleri daha önce “Mahiyeti meçhul, mucizatıyla malum olan kudret-i ezeliye…” demişti. O makamda şu izahı yapmıştık:

Allah’ın kudreti mucizatıyla malumdur. Bir kuş onun mucizesidir, ağaç onun mucizesidir, güneş onun mucizesidir, yıldızlar onun mucizesidir ve zerreden şemse kadar her şey onun mucizesidir. Kudret-i ezeliye bu mucizeleriyle malumdur.

Ancak mahiyeti cihetiyle meçhuldür. Bizler bu kudretin mahiyetini anlamaktan, künhünü idrakten ve hakikatini keşfetmekten son derece uzağız ve âciziz. Bizler Allahu Teâlâ’nın hadsiz kudreti olduğunu bilir, buna iman eder; ancak bu kudretin mahiyetini idrak edemeyiz.

Sonra Üstadımız dedi ki: Mucizatıyla malum olan kudret sahibinin vücudu, zuhuru; kâinatın vücudundan, zuhurundan daha zahirdir. Çünkü her bir masnu, kendi nefsine birkaç vecihle aynen delalet eder. Fakat Sâni’ine hem aynen hem aklen çok vecihler ile delaletleri vardır.

Mesela kağıda yazılmış bir A harfi düşünelim. Bu A harfi kendisine bir cihetle delalet etmekte ve “Ben A harfiyim.” demektedir. Kendisine daha fazla bir delaleti yoktur. Lakin kâtibinin varlığına ve evsafına onlarca delaleti vardır.

Mesela A harfi der ki:

— Ben yoktum var oldum. Varlığım yokluğuma tercih edildi. Varlığımın yokluğuma tercihi ancak irade sahibi bir kâtibin tercihiyle olabilir. İradesi olmayan, benim varlığımı yokluğuma tercih edemez. İşte bu durum, kâtibimin irade sahibi olduğunu göstermektedir.

— İrade sahibi olabilmesi için ilk önce hayat sahibi olması gerekir. Hayatı olmayanın iradesi olur mu? Elbette olmaz. İşte A harfi olan ben, varlığımla kâtibimin hayat sahibi olduğunu göstermekteyim.

— Yine ben manalı bir harfim, A’yım, alelade bir çizgi değilim. Demek, beni yazan harfleri tanıyor, biliyor. Bu da ispat eder ki kâtibimin bir ilmi var.

— Sadece ilim sahibi olması da yetmez. Kudret sahibi de olmalıdır. Eğer kâtibimin hayatı olsa, iradesi olsa, ilmi olup A harfini yazmayı da bilse ama kâtibim felçli olsa, elini oynatamasa yani kudreti olmasa beni yazabilir miydi? Hayır, yazamazdı. İşte A harfi olan ben, varlığımla kâtibimin kudret sahibi olduğunu göstermekteyim.

— Yine A harfi olan ben o kadar düzgün yazılmışım ki beni yazanın görmesi gerekir. Eğer görme özürlü olsaydı bu kadar düzgün yazamaz; bir yerim uzun, diğer yerim kısa olurdu. Ama olmamış, tam bir intizam var. Demek, benim kâtibim görme sahibidir.

— Yine ben manalı bir harfim, gelişigüzel çizilmiş bir çizgi değilim. Demek, benim kâtibim hikmet sahibidir. Beni bir gayeye matuf yazmış. Bir gayeyi takip etmek ancak hikmet sahibi olmakla mümkündür.

İşte bunlar gibi, daha bir çok sıfatla A harfi kâtibini gösterip onu tarif eder ve lisan-ı hâliyle der ki:

— Bu sıfatlara sahip olamayan bana kâtip olamaz.

Nasıl ki bir harf kendini bir cihetle ama kâtibini yüz cihetle gösteriyor; aynen bunun gibi, şu kâinat kitabının kelimesi hükmünde olan varlıklar da bir cihetle kendisini gösterse, yüz cihetle kendini yaratan Zat-ı Zülcelal’i gösterip O’nun esmasını izhar ediyor.

– Her varlık bir kaside-i İlahîdir.

– Her mevcut esmâ-i hüsnânın şirin bir kitabıdır.

– Her mahluk Allah’ın isimlerinin bir mütalaagâhı, o isimlerin bir aynası ve tezgâhıdır.

Mahlukat münferiden ve müctemian -yani tek başlarına ve hep birlikte- sanatkârları olan Allah’ı gösterip, esmasını izhar ederler. Okumasını bilen herkese esmâ-i İlahiyeyi okuturlar.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Ve hangi bir masnuun vücudu esbabtan istenilirse bütün esbab toplanıp birbirine yardımları olsa bile o masnuun benzerini yapamazlar. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Eğer eşya kudret-i İlahiyeye isnad edilmeyip esbaba havale edilirse, yani “Eşyayı sebepler icad etti. Eşyadaki nakışları ve sanatları esbab yaptı.” denilirse, esbab bu yükün altında ezilir kalır. Zira güneş gibi en büyük bir sebep, sinek gibi en küçük bir mahluku icad edemez ve ona sahiplik iddiasında bulunamaz. Yine bütün sebepler bir araya gelip birbirine yardım etse, en küçük bir masnuu dahi icad edemezler. Bu hakikati Kur’an şöyle beyan ediyor:

يَا أَيُّهَا النَّاسُ  Ey insanlar!  ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُ  Bir misal verildi, ona kulak verin.  إِنَّ الَّذِينَ  تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ  Allah’tan başka bütün taptıklarınız  لَن يَخْلُقُوا ذُبَابًا  tek bir sivrisineği yaratamazlar.  وَلَوِ اجْتَمَعُوا لَهُ  Velev ki onun için bir araya da gelseler.  وَإِن يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْئًا  Sinek onlardan bir şey kapsa  لاَ يَسْتَنقِذُوهُ مِنْهُ  onu da kurtaramazlar.  ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ  İsteyen de istenen de âcizdir. (Hac 73)

Evet, bütün sebepler iktidar ve ihtiyar sahibi olup bir araya gelseler; değil yeryüzünü ve içindekileri icad etmek, tek bir sineğe bile icad edemezler. Bu hakikat 31. Söz’de öyle bedi bir surette ispat edilmiş ki üzerine bir söz olamaz. Dileyenler 31. Söz’ün 1. Mevkıfini mezkûr cümlenin şerhi makamında okuyabilir hatta okumalıdır.

Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

Üçüncü Nokta: Kudret-i ezeliyenin tesirinde, tasniinde külfet yoktur. Evet, bir incir çekirdeğinden kocaman bir incir ağacını ve ince bir sap ile koca bir kavunu bağlayıp çıkaran kudrete hiçbir şey ağır gelmez.

Şöyle mucizatıyla malum olan kudret sahibinin vücudu, zuhuru; kâinatın vücudundan, zuhurundan daha zahirdir. Çünkü her bir masnu, kendi nefsine birkaç vecihle aynen delalet eder. Fakat Sâni’ine hem aynen hem aklen çok vecihler ile delaletleri vardır. Ve hangi bir masnuun vücudu esbabtan istenilirse bütün esbab toplanıp birbirine yardımları olsa bile o masnuun benzerini yapamazlar. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin