49. Kur’an’ın i’cazı tahrifine bir settir. Evet, madem Kur’an mucizedir…
İ’lem eyyühe’l-aziz! Kur’an’ın i’cazı tahrifine bir settir. Evet, madem Kur’an mucizedir, beşer onun taklidini yapamaz; ayetleri başka kelamlar ile tebdil edilmekle tahrif ve tağyiri mümkün değildir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)
İ’caz: Âciz bırakma ve benzerini ortaya koymada herkesi acze düşürmedir.
Kur’an’ın 40 vech-i i’cazı vardır. Bu i’caz vecihleri şunlardır:
1. Manasındaki belâgat.
2. Nazmındaki cezâlet.
3. Hüsn-ü metaneti.
4. Üslûplarının bedâati.
5. Garâbeti.
6. Müstahsenliği.
7. Beyanının berâati.
8. Fâik oluşu ve üstünlüğü.
9. Safveti.
10. Manasının kuvveti.
11. Lafzının fesâhati.
12. Selâseti.
13. Lafzındaki câmiiyeti.
14. Manasındaki câmiiyeti.
15. İlmindeki câmiiyeti.
16. Mebahisindeki câmiiyeti.
17. Üslup ve icazındaki câmiiyeti.
18. Üslub-u Kur’an’ın cem’iyyeti.
19. Âyât-ı Kur’aniyenin câmiiyeti.
20. İ’cazkârâne îcâzı.
21. Câmi ve hârık olması.
22. Makâsıd-ı câmiiyeti.
23. Meâni-i câmiiyeti.
24. Esâlib-i câmiiyeti.
25. Letâif-i câmiiyeti.
26. Mehâsin-i câmiiyeti.
27. Mesâil-i câmiiyeti.
28. Maziye ait ihbarat-ı gaybiyesi.
29. İstikbale ait ihbarat-ı gaybiyesi.
30. Hakâik-ı İlahiyeye dair ihbarat-ı gaybiyesi.
31. Hakâik-ı kevniyeye dair ihbarat-ı gaybiyesi.
32. Umur-u uhreviyeye dair ihbarat-ı gaybiyesi.
33. Şebabeti.
34. Tabakat-ı beşerin hususi hisse-i fehmi.
35. Heyet-i mecmuasında râik selâseti.
36. Fâik selameti.
37. Metin bir tesanüdü.
38. Muhkem bir tenasübü.
39. Meziyet-i i’caziyesi.
40. Temsilat-ı Kur’aniyesi.
Bu cihetlerin hepsi örnekleriyle birlikte 25. Söz’de izah edilmiştir. Bu kırk vech-i i’cazın izahını 25. Söz’e havale ediyoruz.
Üstadımız burada dedi ki: Kur’an’ın i’cazı tahrifine bir settir. Evet, madem Kur’an mucizedir, beşer onun taklidini yapamaz; ayetleri başka kelamlar ile tebdil edilmekle tahrif ve tağyiri mümkün değildir.
Yani bir beşer kendi sözünü Kur’an’a sokmaya çalışsa, o söz hemen fark edilir. Zira beşerin kelamında mezkûr i’caz vecihleri yoktur. Bu şuna benzer:
Işık saçan lambaların arasına patlak bir lamba koysanız ve “Bu lamba da onlardandır.” deseniz, size denir ki: “Eğer bu lamba onlardansa ışığı nerede? Baksana, bu lambalarda bir ışık var. Senin gösterdiğin lambada ise böyle bir ışık yok; senin lamban yanmıyor. Demek, senin gösterdiğin lamba diğerlerinin cinsinden değildir.”
Aynen bunun gibi, Kur’an’ın kelimâtı üzerinde de i’cazın parıltısı vardır. Bu parıltı beşer kelamında bulunmaz. Faraza bir beşer, kelamını Kur’an’a sokmaya çalışsa, Kur’an’ın kelimâtı şöyle diyecek: Bu bizden değildir. Baksanıza, üzerinde i’cazın lem’aları yok!
Üstadımız şöyle devam ediyor:
Çünkü müfessir, müellif, mütercim, muharrif; üsluplarını, kisvelerini âyâtın kisvesiyle iltibas ettiremezler. Ayetlerde i’caz damgası vardır. O damganın altında olmayan kelamlar ayet addedilemez. Öyle ise i’caz, tahrif ve tağyiri kabul etmez. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)
Müfessir Kur’an’ı tefsir etmiş; müellif Kur’an’a dair bir eser kaleme almış; mütercim Kur’an’a bir meal yazmış; muharrif Kur’an’ı bozmaya ve tahrife çalışmış, o da bir şeyler yazmış. Ancak bunların hiçbiri Kur’an’ın misli değildir. Belki izahıdır, tercümesidir ama Kur’an değildir. Zira üzerlerinde i’cazın lem’ası yoktur. O lem’ayı taşımayanlar ayet addedilemez.
Netice: Kur’an tahrif ve tağriyi kabul etmez; i’cazı buna müsaade etmez.
Hubab Risalesi’nin başında Üstadımız şöyle demişti: Kur’an-ı Hakîm’in ummanından.
En başta bu ibareyi okuyunca gönlüme şu mana düşmüş ve kendi kendime şöyle demiştim: Madem bu risale Kur’an’ın ummanında süzülmüş ve o denizin bir katresidir. Öyleyse ben bu risaleyi şerh ederken acaba bu risalede bahsi geçen hakikatlerin Kur’an’dan karşılığını mı göstersem; o hakikate işaret eden ayetleri mi kaydetsem?
Böyle düşünmüş, daha sonra bu niyetimden vazgeçmiştim. Ama her hakikati mütalaa ederken enfüsi âlemimde o hakikate işaret eden ayetleri düşündüm. Üstadımızın beyan ettiği hakikati ayetlerin ışığında tefekkür ettim.
Mütalaasını yaptığımız bu i’lemi okuyunca kendi kendime, “Acaba bu mesele hangi ayetin tefsiri olabilir?” diye düşündüm. Fikrime şu ayet düştü:
لَا يَأْتِيهِ الْبَاطِلُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلاَ مِنْ خَلْفِهِ تَنْزِيلٌ مِنْ حَكِيمٍ حَمِيدٍ
Kur’an’a ne önünden ne de ardından batıl gelemez. O, Hakîm (hüküm ve hikmet sahibi) ve Hamid (övülmeye layık olan Allah) tarafından indirilmiştir. (Fussilet 42)
Bu ayete dair şöyle bir soru sorsak: Kur’an’a batıl bir kelamın giremeyeceğini ve ona bir beşer sözünün sokulamayacağını nereden biliyoruz?
İşte bu sorunun cevabı mütalaasını yaptığımız metindir: Biliyoruz, çünkü Kur’an’ın i’cazı tahrifine bir settir. Evet, madem Kur’an mucizedir, beşer onun taklidini yapamaz; ayetleri başka kelamlar ile tebdil edilmekle tahrif ve tağyiri mümkün değildir.
Biraz vakit bulabilsem bütün Hubab’ı ayetlerle izah etmek istiyorum. İnşallah nasibimdir.
Mütalaasını yaptığımız metni bir daha okuyalım ve dersimizi tamamlayalım:
İ’lem eyyühe’l-aziz! Kur’an’ın i’cazı tahrifine bir settir. Evet, madem Kur’an mucizedir, beşer onun taklidini yapamaz; ayetleri başka kelamlar ile tebdil edilmekle tahrif ve tağyiri mümkün değildir. Çünkü müfessir, müellif, mütercim, muharrif; üsluplarını, kisvelerini âyâtın kisvesiyle iltibas ettiremezler. Ayetlerde i’caz damgası vardır. O damganın altında olmayan kelamlar ayet addedilemez. Öyle ise i’caz, tahrif ve tağyiri kabul etmez. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)
Yazar: Sinan Yılmaz