91. Her bir zihayatın hayatında gayr-ı mütenahi gayeler vardır. Bu gayelerden zihayata ait…
Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
İ’lem eyyühe’l-aziz! Her bir zihayatın hayatında gayr-ı mütenahi gayeler vardır. Bu gayelerden zihayata ait ancak binde birdir. Baki kalan gayeler, gayr-ı mütenahi olan malikiyeti nisbetinde hayatı icad eden zata aittir. Öyle ise büyük bir mahlukun küçük bir mahluka tekebbür etmeye hakkı yoktur. Ve hakikate nazaran abesiyet de yoktur. Çünkü bir hayatın bütün faydaları, bir zihayata ait değildir ki abes olsun. Evet, sath-ı arzda her sene yapılan ziyafet-i âmme-i İlahiye nev-i beşere halife olduğu münasebetiyle bir ikramdır. Yoksa hepsi onun istifadesi için değildir. (Mesnevi-i Nuriye)
Üstad Hazretleri, bu i’lemde zikrettiği hakikati daha önce şöyle beyan etmişti:
— O İlahî sofradaki eşya yalnız insan ve hayvanların lezzet ve zevklerini tatmin için değildir. Her bir ferd-i müstehlikte zevilhayata ait cüz’î faydalardan başka esmâ-i İlahiyenin tecelliyatına ve faaliyetteki esrar ve şuunatına ait gayr-ı mütenahi hikmetler, gayeler vardır. (Hubab)
Yine Üstad Hazretleri aynı hakikati Onuncu Risale’de şöyle beyan ediyor:
— Gerek vücutta gerek rızıkta ifrat derecesinde mebzuliyet vardır. Bu ise hikmetten uzak, abesiyete yakın görünür. Evet, eğer yaratılan şey bir gaye için yaratılıyorsa hakkın var; amma gayeler pek çoktur. Binaenaleyh, bir gayeye nazaran abesiyet hissedilse bile, gayelerin mecmuuna nazaran ayn-ı hikmet ve ayn-ı adalettir.
Daha önce mütalaa ettiğimiz bu meseleyi makam münasebetiyle tekrar edelim:
Vücutta yani varlıkların sayısında ve rızıkta hadsiz bir çokluk görüyoruz. Mesela bir yaz mevsiminde yaratılan sineklerin sayısı, Hazreti Âdem’den kıyamete kadar yaratılan ve yaratılacak olan insanlardan daha çoktur. Bir baharda yaratılan çiçeklerin, böceklerin, balıkların, kuşların sayısı had ve hesaba gelmez. Bir mezgit balığı senede altı milyon yumurta, ıstakoz ise yedi milyon yumurta yumurtluyor. Ancak bu yumurtalardan sadece bir iki düzinesi yaşayabiliyor.
Vücutta böyle bir çokluk olduğu gibi, rızıkta da böyle bir bolluk var. Ancak yaratılan rızıkların çoğunu ne insanlar ne de hayvanlar yemekte, rızık çürüyüp gitmektedir. Bazen meyveli bir ağaca denk gelirsiniz; meyveleri dibine düşmüş, çürümüş. Ne bir insan yemiş ne de bir hayvan…
Bu makamda sorumuz şu: Allah Hakîm’dir; israf etmez, abes iş yapmaz. Hâl böyle iken, israf olan bu kadar çok yiyecek ve vücuttaki bu çokluk Allah’ın hikmetine nasıl uygun düşüyor? Hikmet-i İlahiye buna nasıl müsaade ediyor?
Üstad Hazretleri bu soruya cevaben şöyle dedi: Her bir zihayatın hayatında gayr-ı mütenahi gayeler vardır. Bu gayelerden zihayata ait ancak binde birdir. Baki kalan gayeler, gayr-ı mütenahi olan malikiyeti nisbetinde hayatı icad eden zata aittir… Ve hakikate nazaran abesiyet de yoktur. Çünkü bir hayatın bütün faydaları, bir zihayata ait değildir ki abes olsun. Evet, sath-ı arzda her sene yapılan ziyafet-i âmme-i İlahiye nev-i beşere halife olduğu münasebetiyle bir ikramdır. Yoksa hepsi onun istifadesi için değildir.
Meseleyi şöyle mütalaa edelim:
Birçok meyve ağaçtan çürüyüp gidiyor. Bu meyveleri gören kişi diyor ki: Bu rızıklar yenmiyor, öyleyse bunların yaratılması israftır.
İnsana, “Bunların yaratılması israftır.” dedirten şey, rızıkların sadece kendisi için veya hayvanlar için yaratıldığını zannetmesidir. Yine “Bu kadar çok varlığın yaratılması boşunadır.” diye düşünmesi yaratılışın gayesini bilmediğindendir.
Cenab-ı Hak bu âlemi kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek için yaratmıştır. Zatının, isim ve sıfatlarının güzelliğini varlıklar aynası üzerinde görmek, önce bizzat kendi müşahede etmek ve sonra akıl sahibi mahlukata müşahede ettirmek için halk etmiştir. Bu gayenin tahakkuku için bir varlık bir dakika hatta bir saniye yaşasa kâfidir.
Mesela doğar doğmaz ölen bir bebeği düşünelim:
Bu bebek anne karnında dokuz ay yaşadı. Ona göz, kulak, dil gibi azalar takıldı. Birçok masraf yapıldı ama dünyaya gelir gelmez öldü. Bu durumda, ona yapılan masraflar heba olmadı. Ölmesi ile anne-babasına bakan gayesi kayboldu. Ama Allah’a bakan gayeleri kaybolmadı, o gayeler tahakkuk etti.
O bebek, Allah’ın isim ve sıfatlarına ayna olmak için yaratılmıştı. Bu vazifesini de gördü. Mesela:
– Yaratılması ile Hâlık ismine ayna oldu.
– Anne karnında beslenmesiyle Rezzak, Mün’im ve Münevvil gibi isimlere ayna oldu.
– Suret verilmesiyle Musavvir ismine; hayatıyla Muhyi ismine; ölümüyle Mümit ismine ayna oldu.
– Sanatlı azalarıyla Sâni ismine; bir damla sudan bu şekli almasıyla Muhavvil, Mukaddir ve Mükemmil isimlerine ayna oldu.
Daha bunlar gibi binbir İlahî isme mazhar oldu. Evvela Allahu Teâlâ bu isimlerinin güzelliğini ve kemalini o bebekte müşahede etti. Vazifesi temaşa ve seyir olan melekler bu bebeği tefekkür etti; üzerinde yazılı olan İlahî isim ve sıfatları okudu. Bu bebek adeta İlahî bir kaside ve Rabbanî bir mektup oldu; okumasını bilen herkese kendini okuttu. Sonra dünyaya gelip bir kaç saat yaşadı ve öldü gitti.
Şimdi diyebilir miyiz ki: Bu çocuğa yapılan masraf israf oldu?
Hayır, diyemeyiz. Çünkü Allah’a bakan gayeler tahakkuk etti. Allah’a bakan gayelerin tahakkuku için bir an yaşaması kâfi idi. Yaşadı ve bu gayelere hizmet etti.
Şimdi bu tefekkürü, ağaçtan düşen ve çürüyen bir meyve üzerinde yapalım:
– Bu meyve ağacın dalında bitmek ile Fettah ismine ayna oldu.
– Çekirdeğinde bütün plan ve programının yazılmasıyla Hafîz ismine ayna oldu.
– Beslenmesiyle Mukit ismine; hikmetli vücuduyla Hakîm ismine; kuru bir daldan çıkartılmakla Kadîr ve Muktedir ismine ayna oldu.
– Çekirdeğiyle Evvel ismine, son şekliyle Âhir ismine, programıyla Bâtın ismine ve varlığıyla Zahir ismine ayna oldu.
– Dengeli vücuduyla Muksit ve Adil ismine; bolluğuyla Ganiyy ismine; güzelliğiyle Bedi Mücemmil ve Sâni ismine ayna oldu.
Bunlar gibi binbir İlahî isme ayna oldu. Evvela Allahu Teâlâ o meyvede kendi cemal ve kemalini müşahede etti. Sonra bu vazife için yaratılan melekler onu bir kitap gibi, bir kaside gibi okudu ve bir film gibi seyretti. Onda yazılı olan İlahî isim ve sıfatlarla Rablerini tesbih etti. Sonra marifetullah dersini alan insanlar o meyveyi okudu. O meyvede Allah’ın ilmini, kudretini, iradesini ve onlarca isim ve sıfatını tefekkür etti. Sonra meyve dalından düştü ve çürüdü.
Şimdi, bu meyvenin yaratılması abes mi oldu, israf mı oldu? İsraf oldu diyen kişi, meyvenin yaratılmasındaki tek gayenin kendisinin o meyveyi yemesi zannediyor. Yiyemediğinden dolayı yaratılmasını abes görüyor. Zannediyor ki bütün âlem sadece onun menfaati için yaratıldı. Hâlbuki ona ait gaye bir ise Allah’a ait gaye bindir, binlerdir. Bu binler gayenin tahakkuku için de varlıkların tek bir an için yaşayıp varlık sahasına çıkması kâfidir.
Mütalaasını yaptığımız metinde izah edilmesi gereken birkaç nokta daha var. Onları da fehminize havale ediyor, söze noktayı koyuyoruz.
Metni bir daha okuyalım:
İ’lem eyyühe’l-aziz! Her bir zihayatın hayatında gayr-ı mütenahi gayeler vardır. Bu gayelerden zihayata ait ancak binde birdir. Baki kalan gayeler, gayr-ı mütenahi olan malikiyeti nisbetinde hayatı icad eden zata aittir. Öyle ise büyük bir mahlukun küçük bir mahluka tekebbür etmeye hakkı yoktur. Ve hakikate nazaran abesiyet de yoktur. Çünkü bir hayatın bütün faydaları, bir zihayata ait değildir ki abes olsun. Evet, sath-ı arzda her sene yapılan ziyafet-i âmme-i İlahiye nev-i beşere halife olduğu münasebetiyle bir ikramdır. Yoksa hepsi onun istifadesi için değildir. (Mesnevi-i Nuriye)
Yazar: Sinan Yılmaz