a
Ana SayfaHubab92. İnsanın zihnine bazen şöyle bir vesvese gelir, der: Sen de adi ve böcek gibi bir hayvansın…

92. İnsanın zihnine bazen şöyle bir vesvese gelir, der: Sen de adi ve böcek gibi bir hayvansın…

Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın zihnine bazen şöyle bir vesvese gelir, der: Sen de adi ve böcek gibi bir hayvansın. Hayvanlardan fazla ne kıymetin var? Hem de semavat ve arzı yed-i kudretine alan Hâlık-ı Zülcelal’e karşı ne meziyetin ve ne gibi bir hizmetin var ki seninle meşgul olsun? (Mesnevi-i Nuriye)

Risale-i Nurlarda bazen -mezkûr beyan gibi- bir vesvese ve kurtuluş çaresini okur ve şöyle düşünürüz:

— Bu da kimin aklına gelir ya? Kim böyle düşünür?

Şunu bilmeliyiz ki: Risale-i Nurlar bütün ümmet-i Muhammed’e (a.s.m.) yazılmıştır. Ümmet-i Muhammed’in (a.s.m.) fertleri ise çoktur ve her biri farklı dertlerle ve vesveselerle yaralıdır. Bazen bizim için muhal olan bir vesvese ve şüphe, belki de başkasının aklından hiç çıkmamakta ve onu her an kemirmektedir.

Dolayısıyla nefsimize bakmayan bir vesvese ve kurtuluş çaresini okuduğumuzda haddimizi aşarak hürmetsizlik etmemeli ve o vesveseye maruz kalan kardeşimizin necatı için dua etmeliyiz.

İşte bu vesveselerden biri de kişinin kendini kıymetsiz görmesi, hayvan derekesine indirmesi ve “Allah benimle ne diye meşgul olsun?” demesidir.

Üstad Hazretleri bu vesvese için iki ilaç sunuyor. Birincisi şu:

Bu vesveseye karşı şöyle bir hakikati düşünmek lazım:

1. İnsan gayr-ı mütenahi acz ve fakrıyla beraber, Cenab-ı Hakk’a imanıyla, kudret ve gına ve izzetine mazhar olmuştur. İşte bu mazhariyetten dolayı insan, hayvaniyetten terakki edip halife-i zemin olmuştur. (Mesnevi-i Nuriye)

Bu hakikat ispat eder ki: İnsan diğer hayvanlar derekesinde değildir. Evet, insan da diğer mahlukat gibi -hatta onlardan daha fazla- âcizdir ve fakirdir. Ancak insanın, iradesiyle tahsil ettiği ve Allah’ın kendisine ihsan ettiği bir imanı vardır ki bu iman sayesinde Allah’ın kudretine, gınasına ve izzetine mazhar olmuştur.

İşte bu mazhariyet insanı diğer hayvanattan ayırmış, onu terakki ettirmiş ve halife-i arz yapmıştır.

İkinci hakikat de şudur:

2. Cenab-ı Hak ihata-i kudret ve azametiyle insanın duasını işitir, hâcatını görür. Ve semavat ve arzın tedbiri, o insanı da düşünmeye mâni değildir. (Mesnevi-i Nuriye)

Cenab-ı Hakk’ın ilmi, kudreti, azameti ve diğer sıfatları sonsuzdur ve bütün eşyayı ihata etmiştir. Hiçbir şey onun ihatasından çıkamaz ve kudretinin hükmünden kaçamaz. Allah’ın tedbir ve idaresinde bir iş bir işe mâni olmaz.

Dolayısıyla Allahu Teâlâ hakkında, “Ne diye benimle meşgul olsun?” diye bir söz söylenemez. Hiçbir şey Allah’ı meşgul edemez ve kendisine celbedip nazarını başkasından çeviremez. Allahu Teâlâ için bütün eşyayı icad ve idare etmek, bir karıncayı icad ve idare etmek gibidir.

Tabii bu hakikatlerin ruhta rusuh peyda etmesi için üzerinde çok tefekkür edilmeli ve Risale-i Nurlar ciddi bir iştiyakla okunmalıdır. Rabbim okuyanlardan, anlayanlardan ve amel edenlerden eylesin.

İnsanın kıymetine dair 10. Söz’deki şu bölümü de kaydetmek istiyorum. Bu bölüm, insanın derece-i kıymetini çok güzel anlatmaktadır:

Hiç mümkün müdür ki: Cenab-ı Hak ve Mabud-u Bi’l-hak,

– İnsanı şu kâinat içinde rububiyet-i mutlakasına ve umum âlemlere rububiyet-i âmmesine karşı en ehemmiyetli bir abd

– Ve hitabat-ı sübhaniyesine en mütefekkir bir muhatap

– Ve mazhariyet-i esmasına en câmi bir âyine

– Ve onu ism-i a’zamın tecellisine ve her isimde bulunan ism-i a’zamlık mertebesinin tecellisine mazhar bir ahsen-i takvimde en güzel bir mu’cize-i kudret

– Ve hazain-i rahmetin müştemilatını tartmak, tanımak için en ziyade mizan ve aletlere malik bir müdakkik

– Ve nihayetsiz nimetlerine en ziyade muhtaç

– Ve fenadan en ziyade müteellim

– Ve bekaya en ziyade müştak

– Ve hayvanat içinde en nazik ve en nazdar ve en fakir ve en muhtaç

– Ve hayat-ı dünyeviyece en müteellim ve en bedbaht

– Ve istidatça en ulvi ve en yüksek surette, mahiyette

yaratsın da onu müstaid olduğu ve müştak olduğu ve layık olduğu bir dâr-ı ebedîye göndermeyip, hakikat-i insaniyeyi iptal ederek kendi hakkaniyetine taban tabana zıt ve hakikat nazarında çirkin bir haksızlık etsin?

Hem hiç kabil midir ki: Hâkim-i Bi’l-hak, Rahîm-i Mutlak;

– İnsana öyle bir istidat verip, yer ile gökler ve dağlar tahammülünden çekindiği emanet-i kübrayı tahammül edip

– Yani küçücük cüz’î ölçüleriyle, sanatçıklarıyla Hâlıkının muhit sıfatlarını, külli şuunatını, nihayetsiz tecelliyatını ölçerek bilip

– Hem yerde en nazik, nazenin, nazdar, âciz, zayıf yaratıp

– Hâlbuki bütün yerin nebatî ve hayvanî olan mahlukatına bir nevi tanzimat memuru yapıp

– Onların tarz-ı tesbihat ve ibadetlerine müdahale ettirip

– Kâinattaki icraat-ı İlahiyeye küçücük mikyasta bir temsil gösterip

– Rububiyet-i sübhaniyeyi fiilen ve kâlen kâinatta ilan ettirmek

– Meleklerine tercih edip hilafet rütbesini verdiği hâlde

ona bütün bu vazifelerinin gayesi ve neticesi ve semeresi olan saadet-i ebediyeyi vermesin? Onu bütün mahlukatının en bedbaht, en biçare, en musibetzede, en dertmend, en zelil bir derekeye atıp; en mübarek, nurani ve alet-i tes’id bir hediye-i hikmeti olan aklı o biçareye en meş’um ve zulmanî bir alet-i tazip yapıp, hikmet-i mutlakasına büsbütün zıt ve merhamet-i mutlakasına külliyen münafî bir merhametsizlik etsin? Hâşâ ve kellâ! (10. Söz)

Herhâlde bu beyan insanın kıymetini ifade için kâfidir.

Mütalaasını yaptığımız metni bir daha okuyalım:

İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın zihnine bazen şöyle bir vesvese gelir, der: Sen de adi ve böcek gibi bir hayvansın. Hayvanlardan fazla ne kıymetin var? Hem de semavat ve arzı yed-i kudretine alan Hâlık-ı Zülcelal’e karşı ne meziyetin ve ne gibi bir hizmetin var ki seninle meşgul olsun?

Bu vesveseye karşı şöyle bir hakikati düşünmek lazım:

1. İnsan gayr-ı mütenaha acz ve fakrıyla beraber, Cenab-ı Hakk’a imanıyla, kudret ve gına ve izzetine mazhar olmuştur. İşte bu mazhariyetten dolayı insan, hayvaniyetten terakki edip halife-i zemin olmuştur.

2. Cenab-ı Hak ihata-i kudret ve azametiyle insanın duasını işitir, hâcatını görür. Ve semavat ve arzın tedbiri, o insanı da düşünmeye mâni değildir. (Mesnevi-i Nuriye)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin