a
Ana SayfaHubab65. Cenab-ı Hakk’ın rububiyetinin kemaliyle alakadar olan her şey onu tavsif eder…

65. Cenab-ı Hakk’ın rububiyetinin kemaliyle alakadar olan her şey onu tavsif eder…

Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Arkadaş! Bu gibi eblehleri ikna ve işkallerini def için dört şeyin bilinmesi lazımdır.

Birincisi: Cenab-ı Hakk’ın rububiyetinin kemaliyle alakadar olan her şey onu tavsif eder. Fakat o şeyin, rububiyetine mazhar olduğu münasebetiyle, kemalinin de mahall-i tecellisi olur. Fakat o kemal ile muttasıf olamaz. (Mesnevi-i Nuriye)

Mesela bir hattatın bir kâğıda besmele yazdığını farz edelim. Bu besmele hattatı onlarca cihetle tavsif eder ve onun kemaline şehadet eder. Mesela besmele lisan-ı hâliyle der ki:

— Ben yoktum var oldum. Varlığım yokluğuma tercih edildi. Varlığımın yokluğuma tercihi ancak irade sahibi bir hattatın tercihiyle olabilir. İradesi olmayan, benim varlığımı yokluğuma tercih edemez. İşte bu durum, hattatımın irade sahibi olduğunu göstermektedir.

— İrade sahibi olabilmesi için ilk önce hayat sahibi olması gerekir. Hayatı olmayanın iradesi olmaz. İşte ben varlığımla, hattatımın hayat sahibi olduğunu göstermekteyim.

— Yine ben manalı bir yazıyım, alelade bir çizgi değilim. Demek, beni yazan harfleri tanıyor, biliyor. Bu da ispat eder ki hattatımın bir ilmi vardır.

— Sadece ilim sahibi olması da yetmez. Kudret sahibi de olmalıdır. Eğer hattatımın hayatı olsa, iradesi olsa, ilmi olup besmele yazmayı da bilse ama hattatım felçli olsa, elini oynatamasa yani kudreti olmasa beni yazamazdı. İşte ben varlığımla, hattatımın kudret sahibi olduğunu göstermekteyim.

— Yine ben o kadar düzgün yazılmışım ki beni yazanın görmesi gerekir. Eğer görme özürlü olsaydı bu kadar düzgün yazamaz; bir harfim uzun, diğer harfim kısa olurdu. Ama olmamış, tam bir intizam var. Demek, hattatım görme sahibidir.

— Yine ben manalı bir yazıyım, gelişigüzel çizilmiş bir çizgi değilim. Demek, benim hattatım hikmet sahibidir. Beni bir gayeye matuf yazmış. Bir gayeyi takip etmek ancak hikmet sahibi olmakla mümkündür.

İşte bunlar gibi daha birçok cihetle besmele hattatını gösterip onu tavsif ve tarif eder. Aynı zamanda hattatının kemalinin mahall-i tecellisi olur. Yani hattatın kemali onda tecelli eder; besmele bu tecelliye mahal olur.

Ancak o kemalle muttasıf olamaz. Yani besmelenin ilim sahibi, irade sahibi; hayat, kudret ve hikmet sahibi vs. olmasından bahsedilemez. Besmele sadece bir aynadır; hattatının kemalini gösterir ve onun kemaline mahal olur. Yoksa o kemalle muttasıf olamaz.

Aynen bu misal gibi, her bir eşya da bir kelime hükmündedir. Kuş bir kelimedir, çiçek bir kelimedir, bulut bir kelimedir, güneş bir kelimedir ve her bir eşya kudret-i İlahiyenin bir kelimesidir. Bu kelimeler Cenab-ı Hakk’ın rububiyetinin kemaliyle alakadardır. Yani Allahu Teâlâ onları yaratır, yaşatır, besler, suret verir, hâlden hâle şekilden şekle sokar; onları terbiye eder, cihaz ve duygularla teçhiz eder ve rububiyetiyle onlarda tecelli eder.

Her bir varlık, Allah’ın rububiyetine mazhar olması hasebiyle onu tavsif eder. Dilerseniz, bizim en hakir gördüğümüz sineğin bir kısım tavsifatını işitelim. Bakalım sinek ne diyormuş:

– Ben yok idim var oldum. Beni yoktan var eden zat; Mûcid, Mübdi, Hâlık ve Mükevvin isimleriyle müsemmadır. Müsemmadır ki beni yoktan var edebilmiş.

– O bana hayat verdi. Demek, Muhyi ismiyle müsemmadır. Müsemma olmasaydı bana hayat veremezdi.

– O beni besledi. Demek, Rezzak, Rahman, Münevvil ve Mukit isimleriyle muttasıftır. Muttasıf ki beni besleyebiliyor.

– Beni sanatla yarattı ve hikmetli cihazlarla teçhiz etti. Demek, Sâni ve Hakîm isimleriyle müsemmadır.

– Bana suret verdi. Demek, Musavvir ve Fettah isimleriyle müsemmadır.

– Vücudumda onlarca maddeyi topladı. Demek, Câmi ismiyle müsemmadır.

– Beni bir renge boyadı. Demek, Mülevvin ismiyle müsemmadır.

– Beni diğer sineklere benzetmedi. Demek, Mufassıl ismiyle müsemmadır.

– Bana vazifemi ve hayat şartlarını öğretti. Demek, Rab, Mülakkin ve Sâik isimleriyle müsemmadır.

– Her ihtiyacımı karşıladı. Demek, Rahim, Vehhab ve Muhsin isimleriyle müsemmadır.

– Beni hâlden hâle ve şekilden şekle soktu. Demek, Muhavvil, Mükemmil ve Mübeddil isimleriyle müsemmadır.

– Yapan elbette yaptığını bilecek. Kudreti yapmaya yetecek. Yaptığını görecek ve yapmayı irade edecek. Demek, beni yaratan zat; Alîm, Kadîr, Basîr ve Mürîd isimleriyle müsemmadır.

Sinek daha bunlar gibi onlarca cihet ile Allah’ın kemaliyle alakadardır ve bu cihetlerle Allah’ı tavsif eder; kemalinin mahall-i tecellisi olur. Ancak o kemal ile muttasıf olamaz. Yani sineğin mezkûr isimlere sahip olmasından bahsedilemez. Sinek sadece bir aynadır ve mazhardır.

Tabiatperestler yollarını şaşırmışlar; mazharı memba zannetmişler ve eşyada tecelli eden isimlerle eşyayı mevsuf ve müsemma kılmışlar. Hâlbuki ayna olmak başkadır, mevsuf ve müsemma olmak başkadır!

Bunların hâli, güneşin aksini zerrede gören ve o zerreyi güneş zanneden eblehlere benzer. Tabiatperestler işte böyle eblehtir. Eşyada Allah’ın isimlerinin tecellisini görürler; sonra o şeyi o isimlerle müsemma kılarak ona bir nevi uluhiyet verirler. Üstadımız bu birinci maddede onların bu hatasına işaret etti.

Mütalaasını yaptığımız metni bir daha okuyalım:

Arkadaş! Bu gibi eblehleri ikna ve işkallerini def için dört şeyin bilinmesi lazımdır.

Birincisi: Cenab-ı Hakk’ın rububiyetinin kemaliyle alakadar olan her şey onu tavsif eder. Fakat o şeyin, rububiyetine mazhar olduğu münasebetiyle, kemalinin de mahall-i tecellisi olur. Fakat o kemal ile muttasıf olamaz. (Mesnevi-i Nuriye)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin