a
Ana SayfaHubab93. Sual: Cenab-ı Hakk’ın cüz’iyat ve hasis emirler ile iştigali, azametine münafidir?

93. Sual: Cenab-ı Hakk’ın cüz’iyat ve hasis emirler ile iştigali, azametine münafidir?

Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Sual: Cenab-ı Hakk’ın cüz’iyat ve hasis emirler ile iştigali, azametine münafidir? (Mesnevi-i Nuriye)

Şu âlemde yıldızların tedbiri, güneşin tenviri, yeryüzünün ihyası ve mevsimlerin tebdili gibi büyük ve külli işler var; bir de böceğin yaratılması, sineğin uçurulması, çiçeğin bitirilmesi gibi cüz’î ve hasis işler var.

Vesvese sahibi der ki: Hadi şu büyük işler Allah’a ait olsun; bunu kabul ettim. İyi de şu cüz’î ve hasis işlerin Allah ile ne alakası var? Allah’ın onlarla iştigali, azamet ve kibriyasına münafi değil midir?

Üstadımız bu soruya şöyle cevap veriyor:

El-cevap: O iştigal, azametine münafi değildir. Bilakis adem-i iştigali azamet-i rububiyetine bir nakîsedir. Mesela şemsin ziyasından bazı şeylerin mahrum ve hariç kalması, şemse bir nakîse olur. (Mesnevi-i Nuriye)

Böyle ince bir cevabı vermek ancak Üstad Hazretleri gibi zatlara mahsustur. Güneş misali, hakikati ne kadar da güzel ortaya koymuş!

Evet, güneş sadece büyük eşyayı aydınlatıp küçük ve hakir eşyayı karanlıkta bıraksaydı, bu, güneşin azamet-i rububiyetine bir eksiklik olurdu.

Aynen bunun gibi, Şems-i Ezelî ve Ebedî olan Allahu Teâlâ da esmasının şuâatıyla hasis mahlukatı tenvir etmeyip, onları yokluk karanlıklarında bıraksaydı ve rahmetinden mahrum etseydi, bu, Allah’ın rahmetine ve cemaline bir kusur olurdu. Ya da hasis eşyanın icad ve tedbirini esbaba havale edip onları tesir sahibi kılsaydı, bu durumda da vahdet ve celaline bir nakîse olurdu.

Metne devam edelim:

Maahâzâ, bütün şeffaf şeylerde görünen şemsin timsallerinin her birisi “Şems benimdir. Şems yanımdadır. Şems bendedir.” diyebilir. Ve zerreler ile şems arasında müzahame yoktur. (Mesnevi-i Nuriye)

Güneş denizdeki bir damlayı aydınlattığı gibi, seyyaratı dahi aydınlatır, tenvir eder. Damla, “Güneş benimdir, yanımdadır ve bendedir.” diyebilir. Dediği de haktır ve hakikattir. Güneşin tecellisi hususunda zerreler şemse, damla seyyarata müsavidir.

Ve zerreler ile şems arasında müzahame yoktur. Yani güneş bütün zerreleri aynı kolaylıkta aydınlatır. Bir zerre diğer bir zerreye mâni olmaz. Koca okyanusu, bir zerre kolaylığında tenvir eder.

Bundan da şu hakikate çıkılır:

Bütün mahlukat -bilhassa insanlarda ferdî olsun nev’î olsun, şerif olsun hasis olsun- ilim, irade, kudret itibarıyla Cenab-ı Hakk’ın tecellisine mazhardır. Her bir şey, her bir insan “Allah yanımdadır.” diyebilir. (Mesnevi-i Nuriye)

Üstad Hazretleri önce güneş misaliyle hakikati akla yaklaştırdı; sonra da misalden hakikate çıktı. Hakikat de şudur:

Ben desem ki:

— Allah yanımdadır. Benimledir. Her an beni görüyor. Her hâlim onun şuhudundadır…

Bu sözlerim haktır ve hakikattir. Hiçbir mahluk Allah’ın nazarını benden çevirip kendisiyle meşgul edemez.

Bütün mahlukat her an Allah’ın şuhudunda ve Allahu Teâlâ isim ve sıfatlarıyla her an onun yanındadır. Âmennâ ve saddeknâ.

Metne devam edelim:

Bilhassa insanın zaafı, fakrı, aczi nisbetinde, Cenab-ı Hakk’ın kurbiyeti ve her bir şeyin Cenab-ı Hak’la münasebeti olmakla beraber, o da münasebettardır. Ve gayr-ı mütenahi acz ve fakrı olan insan, gayr-ı mütenahi kudret ve gına ve azameti olan Cenab-ı Hak’la münasebeti ne kadar latiftir. (Mesnevi-i Nuriye)

Üstadımız bize bir yol gösteriyor ve diyor ki: Evet, Allahu Teâlâ her şeyin yanındadır ve her şeyle alakadardır. Ancak zaafını ve aczini bilen mahlukatının daha çok yanındadır. Yani ona rahmetiyle daha çok muamele eder. Ona olan muamelesi daha kerimdir. O mahlukun aczi ve fakrı, onu Allah’ın kudretine ve gınasına ulaştırır. Bu da ne kadar latiftir; aklı olan herkes anlar!

Üstadımız bu i’lemi şöyle tamamlıyor:

Takdis ederiz o Zatı ki en büyük lütfu en büyük azamete, en yüksek şefkati en yüksek ceberuta idhal ettiği gibi, nihayetsiz kurbu nihayetsiz bu’d ile cemedip, zerreler ile şemsler arasında uhuvveti tesis etmiştir. Birbirine zıt olan bu şeyleri cemetmekle derece-i azametini bir derece göstermiştir. (Mesnevi-i Nuriye)

Üstad Hazretleri öyle bir cümle kurdu ki üzerine kitaplar yazılsa elhak layıktır. Bir cümlede ne kadar çok şeyi cemetti ve Allah’ı ne acayip vasfetti. Yani o Allah’ı takdis ederiz ki:

1. En büyük lütfu en büyük azamete idhal etmiştir: Bu cümlenin manası hakkında gönlüme iki şey düşüyor:

1. Mesela en büyük bir lütuf olan hararet ve ziyayı, en büyük azamete sahip olan güneşe idhal etmiş ve onun eliyle bize ulaştırmıştır. Demek, en büyükler dahi onun emrinde ve taht-ı hükmündedir.

2. Biz zannederiz ki büyükler kimseye muhtaç olmaz. Hâlbuki bizim büyük olarak bildiğimiz eşyaya Allahu Teâlâ en büyük lütfunu idhal etmiştir. Demek, en büyükler dahi Allah’ın lütfuna muhtaçtır ve ancak onun lütfuyla kaim olabilirler.

2. En yüksek şefkati en yüksek ceberuta idhal etmiştir: Ceberut sahipleri genelde şefkatten yoksundur. Allahu Teâlâ ise en yüksek ceburuta en yüksek şefkati idhal etmiştir. Mesela denizler ceberut sahibi ve mütecaviz iken, Allahu Teâlâ onları bir et ambarı yapmış ve en büyük bir şefkate -yani ism-i rahimin tecellisine- mazhar etmiştir.

3. Nihayetsiz kurbu nihayetsiz bu’d ile cemetmiştir: Yani isim ve sıfatlarıyla her şeyin yanında ve şah damarından daha yakın iken, zatı itibarıyla her şeyden sonsuz derece uzak olmuştur.

4. Zerreler ile şemsler arasında uhuvveti tesis etmiştir: Her bir mahluk aynı Sâniin eser-i sanatı ve icadıdır. Bu cihetle de zerreler ile şemsler arasında bir uhuvvet ve kardeşlik vardır. Cenab-ı Hak bu uhuvveti, her birini birbirinin yardımına göndermekle ispat etmiş ve kör gözlere dahi göstermiştir.

Bu dört maddenin neticesinde, Cenab-ı Hak birbirine zıt olan bu şeyleri cemetmekle derece-i azametini bir derece göstermiştir. Fesübhânallah…

Metni bir daha okuyalım:

Sual: Cenab-ı Hakk’ın cüz’iyat ve hasis emirler ile iştigali, azametine münafidir?

El-cevap: O iştigal, azametine münafi değildir. Bilakis adem-i iştigali azamet-i rububiyetine bir nakîsedir. Mesela şemsin ziyasından bazı şeylerin mahrum ve hariç kalması, şemse bir nakîse olur.

Maahâzâ, bütün şeffaf şeylerde görünen şemsin timsallerinin her birisi “Şems benimdir. Şems yanımdadır. Şems bendedir.” diyebilir. Ve zerreler ile şems arasında müzahame yoktur. Bütün mahlukat -bilhassa insanlarda ferdî olsun nev’î olsun; şerif olsun hasis olsun- ilim, irade, kudret itibarıyla Cenab-ı Hakk’ın tecellisine mazhardır. Her bir şey, her bir insan “Allah yanımdadır.” diyebilir.

Bilhassa insanın zaafı, fakrı, aczi nisbetinde Cenab-ı Hakk’ın kurbiyeti ve her bir şeyin Cenab-ı Hak’la münasebeti olmakla beraber, o da münasebettardır. Ve gayr-ı mütenahi acz ve fakrı olan insan, gayr-ı mütenahi kudret ve gına ve azameti olan Cenab-ı Hak’la münasebeti ne kadar latiftir.

Takdis ederiz o Zatı ki en büyük lütfu en büyük azamete, en yüksek şefkati en yüksek ceberuta idhal ettiği gibi, nihayetsiz kurbu nihayetsiz bu’d ile cemedip, zerreler ile şemsler arasında uhuvveti tesis etmiştir. Birbirine zıt olan bu şeyleri cemetmekle derece-i azametini bir derece göstermiştir. (Mesnevi-i Nuriye)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin