13. Zikreden adamın feyz-i İlahîyi celbeden muhtelif latifeleri vardır…
Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
İ’lem eyyühe’l-aziz! Zikreden adamın feyz-i İlahîyi celbeden muhtelif latifeleri vardır. Bir kısmı, kalp ve aklın şuuruna bağlıdır. Bir kısmı da şuursuz yani şuurlara tabi değildir. مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُ husule gelir. Binaenaleyh gaflet ile yapılan zikirler dahi feyizden hâlî değildir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)
( مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُر : Bilmediği bir tarzda, beklemediği şekilde)
İnsanda binler latife vardır. Bizler bu letaifin ekser kısmını bilmiyoruz. Bildiğimiz kısmın da sadece ismini biliyor; mahiyetini tam bilmiyoruz.
Nasıl ki maddi uzuvların bir ihtiyacı var; aynen bunun gibi, latifelerin de bir ihtiyacı var. Latifelerin ihtiyacı başta feyz-i İlahîdir ki bu feyzi celbeden birinci şey de zikirdir.
Latifeler de kendi içinde ikiye ayrılır. Bir kısmının kapısı kapalıdır. Zikirle hasıl olan feyz-i İlahînin bu kapıdan girip o latifeye manevi gıda olabilmesi için şuur ve tefekkür lazımdır. Eğer zâkir kişi zikrini şuurla ve tefekkürle yaparsa bu latifelerin kapısı açılır; feyz-i İlahî bu kapıdan girip latifeyi besler. Yok, eğer zikirler gafletle yapılırsa bu latifeler kapılarını açmaz ve onların bu zikirden hissesi olmaz.
Diğer bir kısım latifenin kapısı ise her daim açıktır. Zikir ister şuurla ister gafletle çekilsin, zikirle hasıl olan feyz-i İlahî bu latifelerin kapısından girer ve latifeyi besler. Bu latifelerin hisselerini alabilmeleri için illaki zikrin şuur ve tefekkürle çekilmesi gerekmez.
Dolayısıyla gaflet ile yapılan zikirler feyizden hâlî değildir. Zira hasıl olan feyz-i İlahî en azından bu kısım letaife gıda olup onları besler.
Ancak Üstadımızın mezkûr beyanını iyi anlamak gerekiyor. Üstadımız, “Zikri gafletle geçin. Bu yeterlidir.” demiyor. Diyor ki: “Gaflet ile yapılan zikirler dahi feyizden hâlî değildir.”
Bir şeyin matlup ve mergub olması farklıdır, feyizden hâlî olmaması farklıdır. Feyizden hâlî olmaması, “Boşa gitmez. Az da olsa faydası vardır.” manasındadır. Yani mesela zikrin latifeler üzerinde 100 faydası olsa, “Feyizden hâli değildir.” ifadesi, “Siz bu 100 faydadan 5-10 faydayı görürsünüz.” manasındandır. Hakikatte ise 90′ı kaybetmek vardır.
Belki Üstadımızın mezkûr beyanı bizleri teselli makamında yazılmıştır. Yani Üstadımız şöyle demektir: Zikrinizi mütefekkirâne çekin! Eğer buna çalışıyor ama gaflet size galebe çalıyorsa yine de zikirden vazgeçmeyin. Velev ki gafletle de olsa zikre devam edin. Çünkü zikir gafletle de çekilse feyizden hâlî değildir.
Üstadımızın mezkûr beyanını böyle anlamalı, gafletle de olsa zikre devam etmeliyiz. Ancak asıl olana ulaşmak için de gayret göstermeliyiz. Asıl olan şudur:
Zikreden zâkir kâh denizlerin dibine iner, balıklardan bir halka-i zikir yapar; kâh semaya yükselir, yıldızlardan bir halka-i zikir yapar.
Kâh kuşlar ile havada uçar, onlarla birlikte “Allah Allah” der; kâh bir ormana girer; ağaçlarla bir sağa bir sola yatarak onların zikrine iştirak eder.
Kâh zikre Kâbe’de devam eder; kâh bir karıncanın yuvasına girer de onlarla zikreder.
Kâh olur zaman-ı mazinin kapısını çalar, enbiyanın meclisinde oturup onların halka-i zikrine girer; kâh olur istikbale geçer, cehennemin ateşi başında durup zikrine orada devam eder.
Kâh minare başında, kâh kuyu dibinde zikreder. Ve hakeza…
Zikirde matlup olan budur. Hele kişi Cevşen okuyorsa, âlemi bir kitap gibi eline almalı ve Cevşen’in her bir cümlesinde bu kitabın bir sayfasını çevirmelidir.
Bilmiyorum, ben mütefekkirâne yapılmayan zikirden keyif alamıyorum. Ola ki mesela Cevşen okurken bir bölümde dalmış ve manayı tefekkür etmemişsem, o bölüme tekrar dönüyor, manayı içime çeke çeke tekrar okuyorum. Bundan da büyük bir keyif alıyorum.
Cenab-ı Hak zikrin keyfini hepimizin kalbine atsın. Bununla bilelim ki şu fâni dünyada zikirden başka bir lezzet ve zikrullahtan başka bir keyif yoktur!
Bu dersimizde şu i’lem üzerine konuştuk:
İ’lem eyyühe’l-aziz! Zikreden adamın feyz-i İlahîyi celbeden muhtelif latifeleri vardır. Bir kısmı, kalp ve aklın şuuruna bağlıdır. Bir kısmı da şuursuz yani şuurlara tabi değildir. مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُ husule gelir. Binaenaleyh gaflet ile yapılan zikirler dahi feyizden hâlî değildir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)
Yazar: Sinan Yılmaz