19. İ’lem ey din âlimi! Ücretim az, ilmime rağbet yok diye mahzun olma…
Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
İ’lem ey din âlimi! Ücretim az, ilmime rağbet yok diye mahzun olma. Çünkü mükâfat-ı dünyeviye ihtiyaca bakar, kıymet-i zatîyeye bakmaz. Meziyet-i zatîye ise mükâfat-ı uhreviyeye nazırdır. Öyle ise zatî olan meziyetini mükâfat-ı uhreviyeye sakla, birkaç kuruşluk dünya metaına satma. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)
Risale-i Nurlar -bir cihetten bakıldığında- tam bir teselli kitabıdır. Ben çok dertlerime tesellilerimi ve hüzünlerime merhemlerimi bu kitaplarda buluyorum. Bu tesellileri iyi anlamalı, üzerine çok düşünmeli ve manevi yaralarımıza merhem olarak sürmeliyiz. Bu teselliler asla okunup geçilebilecek metinler değildir!
Mezkûr metinde, ilmine rağbet olmayan âlime bir teselli vardır. Üstadımız ona diyor ki: Ücretim az, ilmime rağbet yok diye mahzun olma.
Öyle bir zamandayız ki bir âlim bir kitap yazar da yüz kişi okumaz. Bir sohbet eder de yüz kişi dinlemez. Bir video çeker yayınlar da yüz kişi tıklamaz…
O da kendi kendine der ki: İlmime rağbet yok. Bu ilmi boşuna tahsil etmişim. Boşuna yazıyor, boşuna konuşuyorum. Artık bu işleri bıraksam mı…
İşte Üstadımız ona diyor ki: Ücretim az, ilmime rağbet yok diye mahzun olma. Çünkü mükâfat-ı dünyeviye ihtiyaca bakar, kıymet-i zatîyeye bakmaz. Meziyet-i zatîye ise mükâfat-ı uhreviyeye nazırdır.
Evet, mükâfat-ı dünyeviye ihtiyaca bakar, kıymet-i zatîyeye bakmaz. Bu sırdan dolayıdır ki bir terzi bir âlimden daha çok rağbet görür. Çünkü insanların terziye olan ihtiyacı -onlara göre- âlime olan ihtiyaçlarından daha fazladır. Dünyevi mükâfatlar ve teveccühler ihtiyaca göredir. İnsanlar neye ihtiyaç duyuyorsa ilgi alanları o olur ve ona yönelirler. Din ise şu anki sıralamada ilk 10′a bile giremiyor. Hâl böyle olunca âlime rağbet olur mu?
Mükâfat-ı dünyeviye ihtiyaca bakıyor, kıymet-i zatîyeye bakmıyor. Eğer kıymet-i zatîyeye baksaydı Allah yolunda hizmet edenler el üstünde tutulur ve kişi kemâlât-ı zatîyesine göre muamele görürdü. Ama böyle olmuyor.
— Peki, zatî kemâlâtın ve meziyetin hiç mi kıymeti yok?
Elbette binler kıymeti var. Ancak meziyet-i zatîye mükâfat-ı uhreviyeye nazırdır. Yani ilim tahsilinin, ibadetin, takvanın ve diğer zatî meziyetlerin mükâfatı ahirette verilecektir. Dünya bir mükâfat yeri değildir.
İnsanların teveccühü ise dünyevi bir mükâfattır. Bazen bir hikmete binaen verilir, bazen de verilmez. Verilen, verildiğine sevinmemeli; verilmeyen de verilmediğine üzülmemeli. Çünkü bunlar Allah’ın rızasının bir emaresi ve işareti değildir. Bazen kişinin dersini yüz binler dinler, kitabını yüz binler okur hatta onun sözüyle binler hidayet bulur, ancak Allah ondan razı olmaz. Bazen de kişi garip gibi yaşar, sözünü üç beş kişiden başka dinleyen olmaz, lakin Allah ondan razı olur. İnsanların teveccühü bir rıza ve makbuliyet ölçüsü değildir.
Üstadımız meseleyi şuraya bağlıyor: Öyle ise zatî olan meziyetini mükâfat-ı uhreviyeye sakla, birkaç kuruşluk dünya metaına satma.
Madem Allah’ın rızasının ölçüsü teveccüh-ü nâs değildir. Öyleyse insanlar bana tabi olmuyor, beni takip etmiyor diye mahzun olmak ehl-i aklın kârı değildir. Ehl-i akıl zatî meziyetini dünyevi şöhretin vesilesi yapmaz; zatî kemalini birkaç kuruşluk dünya metaına satmaz. Kemalini ve meziyetini mükâfat-ı uhreviyeye saklar.
“Birkaç kuruşluk dünya metaına satma.” demek, riyayla ve sum’ayla amelini zayi etme; teveccüh-ü nâs için dininden fedakârlık etme; kendini beğendirmek için dinin hükümlerini saklama; az bir dünya menfaati için dinini satma demektir. Maalesef şu zamanda çokları birkaç kuruşluk dünya metaına ilmini satıyor; azıcık menfaat için hakkı gizliyor ve meşhur olmak için her kelamı ediyor.
Mütalaasını yaptığımız metinde bana ait çok teselliler var. Bu tesellileri okumak farklıdır, kullanmak farklıdır. Kullanmak için üzerinde enfüsi tefekkür yapılmalı ve nefis muhatap alınarak onunla konuşulmalıdır.
Dilerseniz, ben kendi tesellim için üzerinde enfüsi bir tefekkür yapayım ve nefsimle konuşayım. Sizler için de bir numune olur.
Nefsim der: Yahu bu kadar yorulmak ve çabalamak akıl kârı mıdır? Yazdıklarını on kişi okumaz, derslerini on kişi seyretmez; sen hâlâ mütalaa yapacağım, ders çekeceğim diye uğraşırsın. Hâlâ anlamadın mı sana rağbet yok. Bu işlerden vazgeç, selamet bul…
Ey nefsim! Evvela ben yazdıklarımı kendi nefsim için yazıyor ve seni terbiye etmeye çalışıyorum. Ama görüyorum ki hâlâ seni terbiye edememişim, hakikati sana öğretememişim. Sen terbiye olsan bana kâfidir. Ben yazarak mütalaa yapmayı daha çok sevdiğim için yazıyor; yazdıklarımı da benim gibi dertlilerle paylaşıyorum. Kimse okumasa, sadece sen terbiye olsan bana yeter.
Saniyen: Ey nefsim, sen bilmez misin ki insanların teveccühü ve kabulü dünyevi bir mükâfattır. Bazen bir hikmet tahtında verilir, bazen de verilmez. Verilmesi Allah’ın rızasına ve kabulüne bir işaret olmadığı gibi, verilmemesi de Allah’ın reddine ve gazabına bir emare değildir. Nice peygamber gelmiş, üç beş ümmetleri anca olmuş ama Allah onlardan razı olmuş. Nice sözde âlimler de gelmiş, onların peşinden yüz binler yürümüş ama Allah onlardan razı olmamış.
En nefsim! Sen hâlâ Allah’ın rızasının nerede olduğunu anlayamamışsın. Eğer anlasaydın değil hizmete küsmek, ona yüz elle sarılırdın.
Salisen: Mükâfat-ı dünyeviye ihtiyaca bakar, kıymet-i zatîyeye bakmaz! Ne yapalım ahir zamanda geldik; dinin kıymetini yitirdiği ve bütün nazarların dünyaya döndüğü bir zamanda…
Böyle bir zamanda, dini anlatıyorum diye rağbet mi görecektin? Göremezsin! Zaten görmek istemeye hakkın da yoktur. Çünkü -eğer bir parça varsa- meziyet-i zatîyen mükâfat-ı uhreviyeye nazırdır. Yani ey nefsim! Bu hizmetlerin karşılığı -eğer içinde bir parça ihlas varsa- ahirette verilecektir. Sen ise uhrevi olan bu amelin karşılığını dünyada görmek istiyor; bununla da ihlastan hiçbir nasibinin olmadığını ve tam bir riyakâr olduğunu ispat ediyorsun.
Artık ben sana ne diyeyim! Bunca sene bu kazanda kaynarsın da hâlâ çiğsin, pişmemişsin. Allah sana selamet versin. Çekil önümden, benim daha yapacak çok işim, yazacak çok metnim ve çekecek çok dersim var…
İşte Risale-i Nurlar bu şekilde okunmalı, üzerinde tefekkür edilmeli, bahsi geçen hakikatle nefis mağlup edilmeli ve tesellisi ruhta hissedilmelidir. Ben dersimi nefsimle bir nebze yaptım. Şimdi sıra sizin kendi dersinizde…
Metni bir daha okuyalım:
İ’lem ey din âlimi! Ücretim az, ilmime rağbet yok diye mahzun olma. Çünkü mükâfat-ı dünyeviye ihtiyaca bakar, kıymet-i zatîyeye bakmaz. Meziyet-i zatîye ise mükâfat-ı uhreviyeye nazırdır. Öyle ise zatî olan meziyetini mükâfat-ı uhreviyeye sakla, birkaç kuruşluk dünya metaına satma. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)
Yazar: Sinan Yılmaz