15. Zâkir olan zatta bulunan hasse ve latifelerin ayrı ayrı tevhidleri olduğuna işaret olduğu gibi…
Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
İ’lem eyyühe’l-aziz! Kelime-i tevhidin tekrar ile zikrine devam etmek, kalbi pek çok şeylerle bağlayan bağları, ipleri kırmak içindir. Ve nefsin tapacak derecede sanem ittihaz ettiği mahbublardan yüzünü çevirtmektir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)
Üstad Hazretleri Üçüncü Lem’a’da şöyle diyor:
— İnsan mahiyet-i câmiiyeti itibarıyla mevcudatın hemen ekserisiyle alakadardır. (Üçüncü Lem’a)
Allahu Teâlâ insanı öyle bir fıtratta yaratmış ve hamuruna öyle bir hâl koymuş ki insan bütün mevcudatla alakadardır.
Evvela ihtiyaç cihetiyle alakadardır. İhtiyacı âlemin her yerine dağılmıştır. Hatta hayali nereye gitse oradan bir ihtiyaçla döner.
Sonra fikir cihetiyle alakadardır. Âlemin her köşesini düşünür, eşya üzerinde mülahazalar yapar.
Sonra merak cihetiyle alakadardır. İnsanı Ay’a götüren ve ona uzayda yolculuk yaptırtan şey merak cihetiyle olan bu alakadarlığıdır.
Üstadımız insanın ikinci özelliğini yine Üçüncü Lem’a’da şöyle beyan ediyor:
— Hem insanın mahiyet-i câmiasında hadsiz bir istidad-ı muhabbet dercedilmiştir. Onun için insan da umum mevcudata karşı bir muhabbet besliyor. Koca dünyayı bir hanesi gibi seviyor. Ebedî cennete bahçesi gibi muhabbet ediyor. (Üçüncü Lem’a)
Allahu Teâlâ insanın kalbine öyle bir muhabbet koymuş ki harcamakla bitmez, sevmekle tükenmez. Ve mahiyet-i câmiasına öyle bir muhabbet dercetmiş ki zerreden şemse kadar her şeyi o muhabbetle sever.
Bu muhabbet duygusunu, milyonlar ipi olan bir yumak şeklinde hayal edebiliriz.
– Bu yumuktan bir ip uzanmış, anne-babamıza bağlanmış.
– Başka bir ip uzanmış, eşimize bağlanmış.
– Başka bir ip uzanmış, çocuğumuza bağlanmış.
– Başka bir ip uzanmış, malımıza bağlanmış.
– Başka bir ip uzanmış, bahçemizde uçan kelebeğe bağlanmış.
– Başka bir ip uzanmış, evimizdeki kediye bağlanmış.
– Başka bir ip uzanmış, saksıdaki çiçeğe bağlanmış…
Sözün özü: Kalpteki bu muhabbetten binler belki milyonlar ip uzanmış ve her bir ip bir eşyaya bağlanmış.
İşte insan, bir ip yumağı mı yoksa bir örümcek ağı mı, buna takılıp kalmış. Eğer masivâdan tecrit olmak istiyorsa bütün bu ipleri teker teker koparmalı.
İşte Üstadımız bu i’lemde masivadan tecrit olmanın bir yolunu gösteriyor. Şimdi metni bir daha okuyalım:
İ’lem eyyühe’l-aziz! Kelime-i tevhidin tekrar ile zikrine devam etmek, kalbi pek çok şeylerle bağlayan bağları, ipleri kırmak içindir. Ve nefsin tapacak derecede sanem ittihaz ettiği mahbublardan yüzünü çevirtmektir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)
Demek, “Lâ ilâhe illallah” zikri sanki bir kılıçmış, kalbini eşyaya bağlayan ipleri kesiyor; sanem ittihaz ettiği mahbublardan yüzünü çeviriyor.
Tabii kelime-i tevhidin zikrine devam ederken bu manayı düşünmeli ve her bir tekrarında bir mahbubun ipini kesmeye çalışmalıyız. Yoksa gafletle yapılan bir zikirle bu maksat hasıl olmaz.
Üstadımız şöyle devam ediyor:
Maahâzâ, zâkir olan zatta bulunan hasse ve latifelerin ayrı ayrı tevhidleri olduğuna işaret olduğu gibi, onların da onlara münasip şerikleriyle olan alakalarını kesmek içindir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)
İnsanın her bir latifesinin bir tevhidi bir de şirki vardır. Mesela:
– Muhabbetin tevhidi Allah’ı sevmektir. Şirki ise Allah’ı sever gibi başkasını sevmektir. Şeriki de mana-yı ismiyle sevdiği bu şey olur.
– Korkunun tevhidi sadece Allah’tan korkmaktır. Şirki ise Allah’tan korkar gibi başkasından korkmaktır. Şeriki de korktuğu bu şey olur.
– Tevekkülün tevhidi sadece Allah’a dayanmak ve O’na güvenmektir. Şirki ise Allah’ı dayanır gibi başkasına dayanmaktır. Şeriki de dayandığı ve güvendiği bu şey olur.
– Şükrün tevhidi sadece Allah’a şükretmek ve nimeti O’ndan bilmektir. Şirki ise Allah’tan başkasına şükretmek ve nimeti ondan bilmektir. Şükrettiği ve nimeti kendisinden bildiği kişi ya da şey de şeriki olur. Bazen insan sütü inekten bilir de şükrün şeriki inek olur.
– Minnettarlığın tevhidi sadece Allah’a karşı minnettar olmaktır. Şirki ise başkasına karşı minnettar olup onun önünde eğilmektir. Şeriki de minnettar olduğu ve önünde eğildiği bu şey olur.
Örnekleri çoğaltmak mümkün. Allahu Teâlâ bizi tevhidin hakikatine ulaştırsın. Bütün duygu ve latifelerimizi şirkten kurtarsın, şeriklerini yerle bir etsin ve ehl-i tevhid eylesin. Âmin.
Mütalaasını yaptığımız metni bir daha okuyalım:
İ’lem eyyühe’l-aziz! Kelime-i tevhidin tekrar ile zikrine devam etmek, kalbi pek çok şeylerle bağlayan bağları, ipleri kırmak içindir. Ve nefsin tapacak derecede sanem ittihaz ettiği mahbublardan yüzünü çevirtmektir.
Maahâzâ, zâkir olan zatta bulunan hasse ve latifelerin ayrı ayrı tevhidleri olduğuna işaret olduğu gibi, onların da onlara münasip şerikleriyle olan alakalarını kesmek içindir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)
Yazar: Sinan Yılmaz