a
Ana SayfaHubab24. İkincisi: Dinin zaruriyatı ki içtihad onlara giremez, çünkü kati ve muayyendirler…

24. İkincisi: Dinin zaruriyatı ki içtihad onlara giremez, çünkü kati ve muayyendirler…

Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

İkincisi: Dinin zaruriyatı ki içtihad onlara giremez, çünkü kati ve muayyendirler. Hem o zaruriyat, kut ve gıda hükmündedirler. Şu zamanda terke uğruyorlar ve tezelzüldedirler. Ve bütün himmet ve gayreti, onların ikamesine ve ihyasına sarf etmek lazım gelirken, İslamiyet’in nazariyat kısmında ve selefin içtihadât-ı sâfiyâne ve hâlisânesiyle, bütün zamanların hâcâtına dar gelmeyen efkârları olduğu hâlde, onları bırakıp, heveskârâne yeni içtihatlar yapmak, bid’akârâne bir hıyanettir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Şimdi bu mâniyi biraz açalım:

Namaz, oruç, zekât ve hac gibi ibadetler, dinin zaruriyatından yani eda edilmesi gereken farzlarındandır. Bu gibi ibadetler hakkında açık nass (Kur’an ayetleri ve mütevatir hadisler) bulunduğundan dolayı bu ibadetlere içtihad giremez. İçtihad sadece hakkında açık hüküm olmayan meselelerde yapılabilir.

Dinin bu zaruriyat kısmı, bu dünyada insanın kalbine ve ruhuna bir gıda, kabirde nur ve ziya; ahiret yolculuğunda bir azık ve sırat köprüsünde bir binek ve buraktır.

Hakikat böyle iken, dinin bu farzları ve emirleri maalesef bu zamanda terke uğramış ve sarsılmış. İnsanların ekserisi namazını terk etmiş, zekâtını vermemekte ve haccına gitmemekte. Hatta ne acıdır ki 12 ayın sultanı olan ramazan geldiğinde bile lokantalar ağzına kadar açık ve içi Müslümanlarla dolu… Müslüman olduğunu iddia eden bu kişiler ramazanda aleni bir şekilde oruç yemekte ve bundan hayâ bile etmemektedirler.

Farzların terke uğradığı bu zamanda, haramlar ise aleni bir şekilde, pervasızca işlenmektedir. Her köşede bir meyhane, bir kumarhane ve bir sefahat yuvası, ehl-i imanı isyana davet etmekte ve maalesef bu davetine icabet görmektedir. Asrımızın bu hâlini uzun uzadıya anlatmaya herhâlde ihtiyaç yoktur. Zira her şey gözler önünde ve son derece açıktır.

İşte böyle bir zamanda bütün himmeti ve gayreti, dinin farz-ı ayn kısmının ikamesine ve ihyasına sarf etmek lazım gelirken, İslamiyet’in nazariyat kısmıyla meşgul olmak ve bir insanın ömrü boyunca bir defa bile karşılaşmayacağı meselelerde, mezhep imamlarına muhalefet ederek içtihad yapmaya çalışmak, İslam’a karşı bir hıyanet değil de nedir?

— Acaba namaz kılmayan insanları namaza teşvik etmek ve onlara namazın ehemmiyetini ders vermek yerine, onları “Ayda namaz nasıl kılınır? Kıble ayda nasıl tayin edilir?” gibi meselelerle meşgul etmek dine bir hizmet midir?

Kaldı ki ayda namaz nasıl kılınacağı ve kıblenin nasıl bulunacağı hususunda selef âlimlerinin fetvaları mevcuttur.

— Bu fetvalar, sorunun cevabını merak edenlere yeterken, dünyada namaz kılmayan insanların aydaki namazıyla uğraşmak ve onları böyle nazariyat ile meşgul etmek hizmet midir?

— Ya da üzerinde elbisesi olduğu hâlde namazını kılmayan insanlara, “Çıplak kalan bir insan nasıl namaz kılar?” diyerek bahisler açmak ve bu konuda yeni içtihatlar yapmak dine hizmet midir?

— Bu çalışmanın kime ne faydası vardır?

— İnsanın ömründe bir defa bile başına gelmeyecek konuları sözde çözüme ulaştırmaya çalışmak nasıl bir hizmet anlayışıdır?

Hem yine kaldı ki böyle bir hâl başına gelenin nasıl namaz kılacağı fıkıh kitaplarında mevcuttur.

— Ya da üzerine farz olduğu hâlde hacca gitmeyen insanlara, “Hacda ihramlı iken bir sinek öldürür ya da bir otu koparırsan cezası şöyle şöyledir…” diye dersler yapmak dine hizmet midir?

Kaldı ki ihram yasakları ve bu yasakların çiğnenmesi hâlindeki cezalar bütün fıkıh kitaplarında mevcuttur. İhtiyacı olan, bu kitaplara bakarak meselesini halledebilir.

— Acaba böyle nazari bir meseleyle zihinleri meşgul etmenin ve cevapları selef âlimleri tarafından verildiği hâlde yeni içtihatlar yapmaya çalışmanın ne faydası vardır?

— Ya da oruç tutmayan insanlara, “Ağza yanlışlıkla bir sinek kaçsa oruç bozulur mu?” sorusunun cevabını öğretmeye çalışmak ne kadar önemlidir?

— Acaba şimdiye kadar oruç tutan kaç kişinin ağzına sinek kaçmıştır ki oruç tutmayan insanlara bu dersi yapmanın bir önemi olsun? Onlara yapılması gereken ders, terk ettiği orucun önemi ve ehemmiyeti değil midir?

Hem bu gibi meselelerde, dört mezhebin müçtehid âlimlerinin içtihatları da mevcuttur. Ayrıca onların bu içtihatları hem safidir, hem halistir, hem de bütün zamanlara kâfidir.

Misalleri çoğaltabiliriz. Sözün özü şu: İçtihad hevesiyle ortaya çıkanlar yaptıkları hizmete bir baksınlar! İnsanların imanı çalınmakta ve imanın zafiyeti yüzünden farzlar terk edilmekte iken, hangi menfaatli hizmeti yapmışlar?

Kuvveti ve ilmi olanların bütün gayretlerini ve himmetlerini imanın inkişafında ve dinin zaruri kısmının ikame ve ihyasında kullanması gerekirken, maalesef bu zamandaki mezhepsizler -tabiri caizse- ayda namaz ile uğraşmaktadırlar.

— Acaba Müslümanların neye ihtiyacı olduğunu göremeyecek kadar kör olan bu kişilerin yaptığı içtihad ne kadar doğru olabilir?

Eğer keskin bir görüşleri ve kıvrak bir zekâları olsaydı, ilk önce Müslümanların içine düştüğü bu dehşetli durumun farkına varır ve bu yönde bir hizmeti sürdürürlerdi. Ama amaçları üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olunca, hem sapmışlar, hem saptırmışlar, hem de menfaatsiz işlerle ömürlerini tüketmişler!

Mütalaasını yaptığımız metni bir daha okuyalım:

İkincisi: Dinin zaruriyatı ki içtihad onlara giremez, çünkü kati ve muayyendirler. Hem o zaruriyat, kut ve gıda hükmündedirler. Şu zamanda terke uğruyorlar ve tezelzüldedirler. Ve bütün himmet ve gayreti, onların ikamesine ve ihyasına sarf etmek lazım gelirken, İslamiyet’in nazariyat kısmında ve selefin içtihadât-ı sâfiyâne ve hâlisânesiyle, bütün zamanların hâcâtına dar gelmeyen efkârları olduğu hâlde, onları bırakıp, heveskârâne yeni içtihatlar yapmak, bid’akârâne bir hıyanettir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin