a
Ana SayfaHubab87. Ehl-i ilhad ile ve bilhassa Avrupa mukallidleriyle münazara ile iştigal edenler…

87. Ehl-i ilhad ile ve bilhassa Avrupa mukallidleriyle münazara ile iştigal edenler…

Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Ehl-i ilhad ile ve bilhassa Avrupa mukallidleriyle münazara ile iştigal edenler büyük bir tehlikeye maruzdurlar. Çünkü nefisleri tezkiyesiz ve emniyetsiz olması ihtimaliyle tedricen hasımlarına mağlup olur ki bîtarafane muhakeme denilen münsifane münazarada nefs-i emmareye emniyet edilemez. Çünkü insaflı bir münazır, hayalî bir münazara sahasında, ara sıra hasmının libasını giyer, ona bir dava vekili olarak onun lehinde müdafaada bulunur. Bu vaziyetin tekrarıyla, dimağında bir tenkit lekesinin husule geleceğinden zarar verir. Lakin niyeti halis olursa ve kuvvetine güvenirse zararı yoktur. Böyle bir vaziyete düşen bir adamın çare-i necatı, tazarru ve istiğfar ile o lekeyi izale edebilir. (Mesnevi-i Nuriye)

Bu metni şu hatıram üzerinden mütalaa etmek istiyorum:

Bir vakit bir dostum yanıma gelerek şöyle dedi:

— Bir ateist var; devamlı dükkânıma geliyor. Bir şeyler söyleyip kafamı karıştırıyor. Ben ona dedim ki: “Benim bir arkadaşım var. Onu çağırayım onunla konuş. O sana cevap verir.” Ne dersin, onunla bir konuşur musun?

Ben “Olur, konuşurum.” dedim. Yatsıdan sonra arkadaşımın dükkânında buluşmak üzere sözleştik.

Dükkânda bir masanın etrafında oturduk. Başkaları da vardı. Ben ve ateist kişi münazara yapıyor, onlar da bizi dinliyordu. Ne konuştuğumuzu yazsam mütalaa uzun kaçar; gerek de yok. Benim bahsedeceğim kısım şurası:

O kadar uzun konuştuk ki sabah ezanı okunuyordu. Ben ateist kişiye, “Ben bir sabah namazını kılayım, sonra devam ederiz.” dedim. O bana dedi ki: “Ben de kılacağım. Kelime-i şehadet getiriyorum ve tekrar Müslüman oluyorum.”

Biz kalktık beraber namazı kıldık ve sonra tekrar oturduk. O bana dedi ki:

— Ben başta Müslüman’dım. Sonra kendi kendime dedim ki: “Acaba Allah’ı inkâr edenler neler diyor? Şunların kitaplarını okuyayım da sözlerine bir cevap yazayım.” İşte bu niyetle ateizm kitaplarını okumaya başladım. Binden fazla kitap okumuşumdur. Sonunda da ateist olup dinden çıktım. Allah senden razı olsun. İyi ki seninle tanışmışım…

Ben ona dedim ki:

— Yarın tekrar buluşalım. Sana bir hediye getireceğim.

Ertesi gün kitapçıdan Sözler eserini ve bir de lügat aldım; ona verdim. Ona dedim ki:

— Bu kitabı çok iyi oku. Bütün yaralarının merhemi bu kitaptadır. Bu kitabı anlayabilirsen bütün vesvese ve şüphelerinden kurtulursun. Başta anlamak biraz zordur ama okudukça açılır…

Biraz sohbet ettik ve ayrıldık. Aradan altı ay kadar geçmişti ki bir kitapçıda karşı karşıya geldik. Sarılıp ayaküstü biraz sohbet ettik. Ona sordum: “Sana verdiğim kitabı okuyor musun?” Bana dedi ki: “Okuyorum. Her yerini anlayamıyorum ama çok yarama şifa oldu…”

İşte Üstad Hazretleri mezkûr i’lemde bu kimseyi ve emsalini anlatıyor. Şimdi metne bir daha bakalım:

— Ehl-i ilhad ile ve bilhassa Avrupa mukallidleriyle münazara ile iştigal edenler büyük bir tehlikeye maruzdurlar.

Bu kardeşimiz de onlarla münazaraya girmiş, bu niyetle kitaplarını almış ve neticede büyük bir tehlikeye maruz kalmış.

— Çünkü nefisleri tezkiyesiz ve emniyetsiz olması ihtimaliyle tedricen hasımlarına mağlup olur ki…

Aynı Üstadımızın dediği gibi, nefsini iman noktasında tezkiye etmediği ve ilim cihetiyle emniyetsiz olduğu için hasmına mağlup olup sonunda kâfir olmuş.

— Bîtarafane muhakeme denilen münsifane münazarada nefs-i emmareye emniyet edilemez.

O da bîtarafane muhakeme etmiş. Yani “Ne ben haklıyım ne de o.” demiş ve meseleye -sözüm ona- insafla bakmış. Böyle baktığı için de şu vartaya düşmüş:

— Çünkü insaflı bir münazır, hayalî bir münazara sahasında, ara sıra hasmının libasını giyer, ona bir dava vekili olarak onun lehinde müdafaada bulunur. Bu vaziyetin tekrarıyla, dimağında bir tenkit lekesinin husule geleceğinden zarar verir.

Bu arkadaşımız da bîtarafane muhakeme ettiği için ara sıra ateistlerin sözünün doğru olabilme ihtimalini düşünmüş. Bunu yaparken hasmının küfür libasını giymiş, ona bir dava vekili olmuş ve onun lehinde müdafaada bulunmuş. Kendi kendine küfrü ders vermiş, nefsini küfür hususunda iknaya çalışmış. Bu hâlin tekrarıyla da dimağında tenkit lekeleri husule gelmiş; sonunda kâfir olup çıkmış.

Eğer o kişi başta şöyle olsaydı okudukları ona zarar vermezdi:

— Lakin niyeti halis olursa ve kuvvetine güvenirse zararı yoktur. Böyle bir vaziyete düşen bir adamın çare-i necatı, tazarru ve istiğfar ile o lekeyi izale edebilir.

Demek, hem niyeti halis olacak hem de ilmî kuvveti bulunacak. Bunlar olursa zarar görmez. Ben kendi hâlimden bu meseleyi şöyle izah edeyim:

Bu fakir, Ehl-i sünnet itikadıyla ilgili çok eseri kaleme aldı. Ehl-i sünnetin her meselesini delilleriyle ispat ettikten sonra karşı tarafın sözlerine cevap yazdı. Mutezile’ye, Selefilere ve hadis inkârcılarına karşı birçok eser yazmasına rağmen -elhamdülillah- hiç yaralanmadı, zarar görmedi ve şüpheye düşmedi. Hatta değil yaralanmak ve zarar görmek, onların sözlerini çürüttüğü için kuvvet buldu.

Eğer benim bu konularda ilmî bir kuvvetim olmasaydı perişan olur, sonunda ya Selefi ya Mutezile ya da başka bir ehl-i bid’a olurdum. Demek, bu işlere soyunanların önce ilmî bir kuvveti olmalı, sonra bu işlere girişmeli. Yoksa akıbetleri çok fena olur.

Metni bir daha okuyalım ve mütalaamızı tamamlayalım:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Ehl-i ilhad ile ve bilhassa Avrupa mukallidleriyle münazara ile iştigal edenler büyük bir tehlikeye maruzdurlar. Çünkü nefisleri tezkiyesiz ve emniyetsiz olması ihtimaliyle tedricen hasımlarına mağlup olur ki bîtarafane muhakeme denilen münsifane münazarada nefs-i emmareye emniyet edilemez. Çünkü insaflı bir münazır, hayalî bir münazara sahasında, ara sıra hasmının libasını giyer, ona bir dava vekili olarak onun lehinde müdafaada bulunur. Bu vaziyetin tekrarıyla, dimağında bir tenkit lekesinin husule geleceğinden zarar verir. Lakin niyeti halis olursa ve kuvvetine güvenirse zararı yoktur. Böyle bir vaziyete düşen bir adamın çare-i necatı, tazarru ve istiğfar ile o lekeyi izale edebilir. (Mesnevi-i Nuriye)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin