a
Ana SayfaHubab55. Hakaik-i imaniyeyi ispat için îrad edilen bürhan ve delilleri tetkik ederken…

55. Hakaik-i imaniyeyi ispat için îrad edilen bürhan ve delilleri tetkik ederken…

Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Hakaik-i imaniyeyi ispat için îrad edilen burhan ve delilleri tetkik ederken, şu kocaman neticeyi bu zayıf, nahif delil intac edemez diye tenkidatta bulunma. Zira zafiyetiyle itham ettiğin o delilin sağında ve solunda bulunan takviye kuvvetleri ve kıtaları pek çoktur. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Mesela Allah’ın varlığı hakkında şöyle bir delil sunsak: Allah’ın varlığına en büyük delillerden biri de intizam hakikatidir. Zira şu kâinatta, sinek kanadından tutun semavatın kandillerine, bir atomdan tutun denizlerin diplerine kadar öyle bir intizam vardır ki intizamı yaratan zatın varlığını güneş gibi gösterir. Evet, intizam ancak tek bir elden sudur edebilir. Birçok el işe karışırsa karıştırır. Bir memlekette iki padişah, bir ilde iki vali ve bir köyde iki muhtar olmaz. Eğer olursa karışıklık olur. Madem bu âlemde karışıklık yoktur ve intizam vardır; o hâlde bu intizamın kurucusu olan Allah da vardır ve birdir. Göz önündeki şu hassas intizam, Allah’ın varlığından başka hiçbir şey ile izah edilemez.

Bu delilimize karşı birisi şöyle dese:

— Allah’ın varlığı gibi kocaman bir neticeyi bu delil intac edemez.

Onun bu sözüne cevabımız şu olmalıdır: Senin yalnız gördüğün ve kimsesiz zannettiğin bu delilin etrafı surlarla çevrilmiştir. Sağında ve solunda takviye kuvvetleri ve hazır kıtalar vardır. Bu takviye kuvvetlerinden bir kısmının ismi şöyledir:

– Cereyan-ı ahvaldeki nizam

– Suretlerdeki garabet

– Nakışlarındaki ziynet

– Yüksek hikmetler

– Eşyadaki muhalefet ve mümaselet

– Camidattaki muavenet

– Birbirinden uzak olan şeylerdeki tesanüd

– Hikmet-i âmme

– İnayet-i tamme

– Rahmet-i vâsia

– Rızk-ı âmm

– Hayatlar

– Tasarruf

– Tahvil

– Tagyir

– Tanzim

– İmkân

– Hudus

– İhtiyaç

– Zaaf

– Mevt

– Cehil

– İbadet

– Tesbihat

– Daavat…

Daha bunlar gibi çok deliller intizam delilinin kıtalarıdır. O hâlde bu delili yalnız zannetme! Bil ki çok arkadaşları ve takviye kuvvetleri vardır.

Bir misal daha verelim:

Kur’an’ın Allah’ın kelamı olduğu hususunda şöyle bir delil sunsak: En tatlı ve en hoş şeylerde dahi tekrar sebebiyle bir usanç ve bıkkınlık vardır. Hâlbuki Kur’an öyle bir tatlılık göstermiş ki en tatlı şeyden dahi usandıran çok tekrar, Kur’an’ı okuyanlar için değil usandırmak, tekrar tekrar okunması lezzetini artırmış ve bu hakikat herkes tarafından tasdik edilmiş. Evet, Kur’an ayetleri binler defa tekrar edilse yine usandırmıyor, bilakis lezzet veriyor. Bir Müslüman namazlarında, günde 40 defa Fatiha suresini okur. Bir yılda aynı sureyi 14.600 defa, bir ömürde ise 1 milyon küsur defa okur ama bıkmaz ve usanmaz. Her okuyuşta sanki yeni nazil olmuş ve ilk defa okuyormuş gibi heyecanla okur. Kur’an’dan başka hiçbir kitapta bu özellik yoktur. Elbette bu müstesna özelliği taşıyan ve her an milyonlarca dilde okunan bir kitap beşerin sözü olamaz ve hiçbir beşer sözünde bu tesir bulunmaz. O hâlde Kur’an Allah’ın kelamıdır.

Bizim bu delilimize karşı nefis ve şeytan şöyle dese:

— Kur’an’ın İlahî kitap olması büyük bir davadır. Böyle büyük bir davayı bunun gibi zayıf ve nahif bir delille ispat edemezsin.

Nefsin ve şeytanın bu sözüne cevabımız şu olmalıdır: Senin zayıf ve nahif gördüğün bu delilin etrafı diğer delillerle çevrilmiştir. Sağında ve solunda takviye kuvvetleri ve hazır kıtalar vardır. Kur’an’ın bilimsel mucizeleri, gaybî haberleri ve kırk vech-i i’cazı bu kıtalardan bazılarıdır. Sakın gösterdiğim bu delili zayıf ve nahif görme! Bu delil dostlarına dayanır, çelik gibi kuvvet bulur.

Sözün özü: İman hakikatlerine ait delillere bu nazarla bakmalı ve her delilin, arkadaşına dayanıp kuvvet bulduğunu bilmeliyiz.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Evet, İslamiyet’in sıdkına delalet eden şahitlerden, şehîdlerden, burhanlardan, delillerden, emarelerden her birisi, o müdafaa meydanında arkadaşını himaye etmekle sıhhat raporunu imzalayarak sağlam olduğunu tasdik eder. O da onun ilmühaberine ehl-i vukuf olur. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Üstadımız aynı hakikati farklı bir üslupla beyan etti. Her bir delil, müdafaa meydanındaki arkadaşını himaye eder, tasdik eder; onun doğruluğuna bir şahit ve burhan olur. Bu, iman hakikatlerine ait bütün deliller için geçerlidir.

Sonraki dersimizde bu i’leme devam edeceğiz. Metni bir daha okuyalım ve dersimizi tamamlayalım:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Hakaik-i imaniyeyi ispat için îrad edilen bürhan ve delilleri tetkik ederken, şu kocaman neticeyi bu zayıf, nahif delil intac edemez diye tenkidatta bulunma. Zira zafiyetiyle itham ettiğin o delilin sağında ve solunda bulunan takviye kuvvetleri ve kıtaları pek çoktur.

Evet, İslamiyet’in sıdkına delalet eden şahitlerden, şehîdlerden, burhanlardan, delillerden, emarelerden her birisi, o müdafaa meydanında arkadaşını himaye etmekle sıhhat raporunu imzalayarak sağlam olduğunu tasdik eder. O da onun ilmühaberine ehl-i vukuf olur. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin