a
Ana SayfaHubab12. İnsanların en büyük zulümlerinden biri de şudur ki…

12. İnsanların en büyük zulümlerinden biri de şudur ki…

Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanların en büyük zulümlerinden biri de şudur ki: Büyük bir cemaatin mesaisine terettüp eden hasenatı intac eden semeratı, bir şahsa isnad ve ona mal ederler. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

(İntac eden: Netice veren / Semerat: Sonuçlar)

Mesela 100 bin kişilik bir orduyla savaşa girilmiş ve savaş kazanılmış olsun… Eğer galibiyet sadece kumandana hamledilir ve “Falan kumandan savaşı kazandı.” denilirse büyük bir zulüm olur. Zira bu savaşı kumandan tek başına kazanmamış; 100 bin asker galibiyet için canlarını ortaya koymuştur. Onlardan kimi ölmüş, kimi yaralanmış, kiminin malı bu yolda harcanmış ve savaş öyle kazanılmıştır.

100 bin kişinin gayreti ve himmetiyle kazanılan bir savaşı sadece kumandanına hamletmek, 100 bin kişinin hakkına ve hukukuna tecavüz etmektir. Bu tecavüzden de bir şirk-i hafî çıkar. Üstadımız bu şirki şöyle beyan ediyor:

Bu zulümde bir şirk-i hafî vardır. Çünkü bir cemaatin cüz-i ihtiyarîsiyle kesbettikleri mahsulatı bir şahsa atfetmek, o şahsın icad derecesinde harikulade bir kudrete malik olduğuna delalet eder. Hatta eski Yunanîlerin ve Vesenîlerin ilaheleri, böyle zalimane tasavvurat-ı şeytaniyenin mahsulüdür. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

(Şirk-i hafî: Gizli şirk / Vesenî: Putperest / İlahe: Batıl mabud)

Yine savaş misalinden yola çıkıyoruz… Savaş 100 bin kişilik bir orduyla anca kazanıldı. Eğer bu savaşı kumandan tek başına kazanmışsa, demek, bu kumandan 100 bin kişi kuvvetindedir.

Âciz ve zayıf bir beşere 100 bin kişinin kuvvetini vermekte bir şirk-i hafî vardır. Zira böyle bir kuvvete ancak insan üstü bir varlık sahip olabilir. Dolayısıyla böyle bir kuvveti bir beşere vermekte onu insan üstü görmek vardır. Onu insan üstü görmek de şirk-i hafîdir. Eski Yunan tanrıçaları ve putperestlerin batıl mabudları hep böyle batıl bir inancın mahsulüdür.

Metinde geçen, “tasavvurat-ı şeytaniye” ifadesi üzerine de birkaç kelam edelim:

Bu ifadeden anlıyoruz ki böyle düşünmek şeytanî bir vesvesedir ve şeytanın insanın aklına bir üflemesidir. Kim bu hataya düşmüşse bilmeli ki: Şeytan onu kandırmış, onu şirk-i hafîye sürüklemiş ve bu batıl tasavvurat ile zihnini ve kalbini lekelemiştir.

Kardeşlerim, Risale-i Nurları okurken hâlimizi ıslah etmeye, ahlakımızı güzelleştirmeye ve insan-ı kamil olmaya niyet etmeli ve bu odak noktasıyla eserleri mütalaa etmeliyiz. Yani bilgiler teoride kalmamalı ve mutlaka pratiğe dökülmelidir.

Mesela Üstadımızın mezkûr beyanını ele alalım. Bu beyan bizlere bir nasihattir. Bu nasihati dinleyen bizler iki şeyi pratiği dökmeliyiz:

1. Eğer bir cemaatin gayretiyle ortaya çıkan mahsulü ve neticeyi bir ferde vermişsek hemen bu itikattan tövbe etmeli ve fikrimizi düzeltmeliyiz. Hem bilmeliyiz ki bunda bir şirk-i hafî ve eşyaya mana-yı ismîyle bakmak vardır.

2. Eğer bir cemaatin gayretiyle ortaya çıkan neticeleri nefsimize hamlettiğimiz durumlar varsa bundan da hemen tövbe etmeli ve nefsimize hamlettiğimiz kısmı cemaate taksim etmeliyiz. Ben kendimden bir örnek vererek bu maddeyi açmak istiyorum:

Cenab-ı Hakk’ın ihsanı ve inayetiyle yaklaşık 25 sene önce bir medrese açtım. Allahu Teâlâ insanları etrafımda topladı ve bu medreseden feyyaz.tv isminde büyük bir site ortaya çıktı.

Cenab-ı Hak bu sitedeki videoların metinlerini benim gönlüme ve kalemime ihsan etti. Kalemimden çıkan bu metinler birçok dile çevrildi; videoların o dillerde montajı yapıldı ve büyük bir hizmet oldu.

Şimdi nefsim bana şöyle der:

— Sen ne büyük adamsın ya! Yazdığın bu metinlerle nice imanların takviyesine ve kurtulmasına hizmet ettin. Yazdığın eserler kaç dile çevrildi, bütün dünyaya yayıldı. Sen olmasaydın ne bu medrese olurdu ne de bu eserler…

İşte nefsim bana böyle deyince, ben Üstad Hazretlerinin mezkûr beyanıyla ona mukabele etmeli ve şöyle demeliyim:

— Ey nefsim! Ben bunları tek başıma mı yaptım? Bir kardeşimiz bu metinlerin montajını yaptı. Diğer kardeşlerimiz bu hizmetin devamı için maddi destek sağladı. Biri elektrik faturasını ödedi, diğeri su faturasını; biri çayı getirdi, diğeri ocağı yaktı; biri kirayı ödedi, diğeri dua etti ve hakeza… Ey nefsim! Eğer bu dostlarım olmasaydı bu hizmet olur muydu? Benim hakkım ancak bir hissedir; o da metinleri yazmaktır. Bu dahi kemalimden ve ilmimden değil, ihtiyacımdan dolayı bana ihsan edilmiştir. En çok ben muhtaçtım, bana yazdırıldı. Eğer ortada yüz hisse varsa benim hakkım birdir. Kalan doksan dokuzu kardeşlerimindir. Hem ben bir hakkımı dahi onlara vermişim ve aradan çekilip gitmişim…

İşte Üstadımızın mezkûr metnini ben nefsimde böyle uyguluyorum. Sizler de hâlinize uygun olarak uygulayın. Eğer uygulamaya çalışmaz ve sadece okumakla yetinirsek, okur okur da bir türlü pişmez, hâlâ ham ve çiğ oluruz!

Şunu nefsim için söylüyorum, siz üstünüze alınmayım: Kitap yüklenmiş merkep oluruz!

Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:

İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanların en büyük zulümlerinden biri de şudur ki: Büyük bir cemaatin mesaisine terettüp eden hasenatı intac eden semeratı, bir şahsa isnad ve ona mal ederler. Bu zulümde bir şirk-i hafî vardır. Çünkü bir cemaatin cüz-i ihtiyarîsiyle kesbettikleri mahsulatı bir şahsa atfetmek, o şahsın icad derecesinde harikulade bir kudrete malik olduğuna delalet eder. Hatta eski Yunanîlerin ve Vesenîlerin ilaheleri, böyle zalimane tasavvurat-ı şeytaniyenin mahsulüdür. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin