a
Ana SayfaHubab50. Kur’an-ı Kerim nimetleri, ayetleri, delilleri ta’dad ederken فَبِاَىِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ayet-i celilesi…

50. Kur’an-ı Kerim nimetleri, ayetleri, delilleri ta’dad ederken فَبِاَىِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ayet-i celilesi…

Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Kur’an-ı Kerim nimetleri, ayetleri, delilleri ta’dad ederken  فَبِاَىِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ  ayet-i celilesi tekrar ile zikredilmekte olduğundan şöyle bir delalet vardır ki… (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

فَبِأَيِّ آلاَءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ  “Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?” ayet-i kerimesi Rahman suresinde 31 kere tekrar edilmektedir. Üstadımız, “Kur’an-ı Kerim nimetleri, ayetleri, delilleri ta’dad ederken” diyerek, ayette geçen  آلاَء  (nimetler) kelimesinin hem nimetleri, hem ayetleri, hem de delilleri içine aldığını beyan etmektedir. Zaten ayet ve deliller de birer nimettir.

Kur’an’ın daha birçok ayetinde, nimetleri tekzip etmenin günahına dikkat çekilmiş ve nimetleri Allah’tan bilmemiz emredilmiştir. Bazı ayetleri zikredelim:

فَاذْكُرُٓوا اٰلآءَ اللّٰهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz. (A’raf 69)

فَاذْكُـرُٓوا اٰلآءَ اللّٰهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِدِينَ

Allah’ın nimetlerini hatırlayın ve yeryüzünde fesat çıkarıcılar olarak bozgunculuk yapmayın. (A’raf 74)

فَبِاَيِّ اٰلآءِ رَبِّكَ تَتَمَارٰى

Rabbinin hangi nimetlerinden şüpheye düşersin? (Necm 55)

Yine birçok ayet-i kerimede şükür emredilmekte ve şâkir kullardan olmamız istenmektedir. Mesela:

وَاشْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ اِيَّاهُ تَعْبُدُونَ

Eğer sadece Allah’a ibadet ediyorsanız Allah’ın nimetlerine şükredin. (Nahl 114)

كُلُوا مِنْ رِزْقِ رَبِّكُمْ وَاشْكُرُوا لَهُ

Rabbinizin nimetlerinden yiyin ve O’na şükredin. (Sebe 15)

Daha bunlar gibi onlarca ayet-i kerime var. Kur’an bütün bu ayetleriyle şükrü emretmekte ve Allah’ın nimetlerini tekzip etmekten bizleri nehyetmektedir. Bu emirlerin ve tehditlerin bir hikmetini Üstadımız şöyle beyan ediyor:

Cin ve insin en çok isyanlarını, en şedit tuğyanlarını, en azim küfranlarını tevlid eden şöyle bir vaziyetleridir ki nimet içinde in’amı görmüyorlar. İn’amı görmediklerinden Mün’im-i Hakiki’den gaflet ederler. Mün’imden gafletleri saikasıyla o nimetleri esbaba veya tesadüfe isnad ederek Allah’tan o nimetlerin geldiğini tekzip ediyorlar. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Üstadımız “Cin ve insin…” diyor. Bunun sebebi şu:

فَبِأَيِّ آلاَءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ  ayetinde hem  كُمَا  zamiri hem de  تُكَذِّبَانِ  fiilinin sigası tesniyedir. Tesniye kelimeler iki ferde işaret eder. Buna göre, ayetin tam manası şöyle olur: “Siz ikiniz Allah’ın hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?” Müfessirlerin beyanına göre, ayetteki “siz ikiniz” ifadesiyle insanlar ve cinler kastedilmiştir. Bu sebeple Üstadımız kelamına -ayetin manasına uygun olarak- “Cin ve insin…” diyerek başlamış.

Mezkûr metni maddelersek mütalaası daha kolay olur:

1. İnsanlar ve cinler nimet içinde in’amı (nimet verme fiilini) görmüyorlar ve göremiyorlar. Yani mesela balda “bal yapma” fiilini, sütte “sütü yaratma” fiilini, meyvede “meyveyi icad etme” fiilini vs. görmüyorlar.

2. İn’amı (nimet verme fiilini) göremediklerinden dolayı fiilden faile geçemiyorlar ve in’amın sahibi olan Mün’im-i Hakiki’den gaflet ediyorlar. Zira faile intikal edebilmek için ilk önce fiili düşünmek lazım. Fiilden gaflet eden, faile nasıl intikal edebilir?

3. Failden yani Mün’im-i Hakiki olan Allah’tan gafletin bir neticesi olarak Allah’ın nimetlerini esbaba ve tesadüfe havale etmeye başlıyorlar. Sütü inekten, balı arıdan, yağmuru buluttan, yumurtayı tavuktan, meyveyi ağaçtan vs. biliyorlar. Öyle ya, bu nimetleri eğer Allah yaratmadıysa ya esbab yaratmıştır ya da tesadüfen olmuştur. Bunlar da böyle düşünüp Allah’ın mülkünü esbaba ve tesadüfe taksim ediyorlar.

4. Allah’ın nimetlerini esbaba ve tesadüfe isnad edince, nimetlerin Allah’tan geldiğini ve Allah’ın Mün’im-i Hakiki olduğunu tekzip ediyorlar.

5. Bu tekzip de cin ve insin çok isyanını, şiddetli tuğyanını (azgınlık ve sapkınlığını) ve azim küfranını (nankörlüğünü) tevlid ediyor.

İşte bu sebeple Kur’an, şiddetli bir surette şükrü emrediyor ve nimetleri Allah’a isnad ediyor.

Meseleyi bir daha maddeleyecek olursak: Önce nimette in’amı görememek; sonra Mün’im-i Hakiki’den gaflet etmek; sonra gaflet saikasıyla nimetleri esbaba veya tesadüfe isnad etmek; sonra o nimetlerin Allah’tan geldiğini tekzip etmek; en sonunda da isyana, tuğyana ve küfrana düşmek.

Ne müthiş bir tespit! Bir çırpıda okunup geçildiğinde kaybolan bu nükteler, mütalaa ve tefekkür edildiğinde nasıl da parlamaya ve kendini göstermeye başlıyor. Bundan da anlaşılıyor ki Risale-i Nurlar mütalaa usulüyle okunmalı ve metin üzerinde kuvvetli tefekkür yapılmalı. Asla gazete gibi okunmamalı!

Üstadımız mezkûr tespitini şu neticeye bağlıyor:

Binaenaleyh her bir nimetin bidayetinde, mümin olan kimse besmeleyi okusun. Ve o nimetin Allah’tan olduğunu kastetmekle, kendisi ancak Allah’ın ismiyle, Allah’ın hesabına aldığını bilerek Allah’a minnet ve şükranla mukabelede bulunsun. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Nimetin başında besmele çekmek, o nimetin Allah tarafından gönderildiğini ikrar ve tasdik etmektir. Besmele çeken kimse şu manayı düşünür: Ya Rabbi! Bu nimetin hakiki sahibi sensin. Senin isminle yer ve ancak sana minnet ve şükür ederim. Esbab ise sadece bir vesile ve rahmetinin bir perdesidir. Onlar da benim gibi âciz ve fakirdirler. Âciz ve fakir olan bana nasıl yardım etsin; kendisine faydası olmayan bana nasıl fayda versin? Her şeyin sahibi sensin. Her nimet senin hazinenden çıkar ve ancak senin hazinene döner…

İşte besmele çeken böyle düşünür ve her nimeti Allah’ın rahmet elinden alır. Esbabın başı üzerinde o eli görür ve hürmetle öper.

Allahu Teâlâ bizleri şâkir kullarından eylesin. Her nimeti kendinden bilmeyi ve nimetlerine karşı hakkıyla şükretmeyi nasip etsin. Âmin.

Metni bir daha okuyalım:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Kur’an-ı Kerim nimetleri, ayetleri, delilleri ta’dad ederken  فَبِاَىِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ  ayet-i celilesi tekrar ile zikredilmekte olduğundan şöyle bir delalet vardır ki:

Cin ve insin en çok isyanlarını, en şedit tuğyanlarını, en azim küfranlarını tevlid eden şöyle bir vaziyetleridir ki nimet içinde in’amı görmüyorlar. İn’amı görmediklerinden Mün’im-i Hakiki’den gaflet ederler. Mün’imden gafletleri sâikasıyla o nimetleri esbaba veya tesadüfe isnad ederek Allah’tan o nimetlerin geldiğini tekzip ediyorlar.

Binaenaleyh her bir nimetin bidayetinde, mü’min olan kimse besmeleyi okusun. Ve o nimetin Allah’tan olduğunu kastetmekle, kendisi ancak Allah’ın ismiyle, Allah’ın hesabına aldığını bilerek Allah’a minnet ve şükranla mukabelede bulunsun. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin