a
Ana SayfaHubab48. Herhangi bir şeyin sonu ve ahiri intizam ve güzellikçe evvelinden aşağı olmadığı gibi…

48. Herhangi bir şeyin sonu ve ahiri intizam ve güzellikçe evvelinden aşağı olmadığı gibi…

Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Herhangi bir şeyin sonu ve ahiri intizam ve güzellikçe evvelinden aşağı olmadığı gibi… (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Herhangi bir şeyin sonu ve ahiri intizam ve güzellikçe evvelinden aşağı değildir. Mesela ağaç çekirdekten, çiçek tohumdan, civciv yumurtadan, insan nutfeden -intizam ve güzellikçe- daha aşağı değildir. Burada çekirdek, tohum, yumurta ve nutfe evveldir. Çekirdeğin ahiri ağaç, tohumun ahiri çiçek, yumurtanın ahiri civciv, nutfenin ahiri insandır.

Bu hakikatten şöyle bir neticeye ulaşılır:

Bir şeyi başkasına verebilmek için ilk önce o şeye sahip olmak gerekir. Mesela size, “Bana bir milyon lira verin.” desem, bunu veremezsiniz; çünkü bir milyona sahip değilsiniz. Aynen bunun gibi, ağaçtaki güzellik çekirdekte yok. Çiçekteki letafet tohumda yok. Civcivdeki hayat, aza ve duygular yumurtada yok. İnsanı insan yapan vasıflar nutfede yok. Yani eşyanın ahirinde olan güzellik, intizam ve diğer vasıflar evvelinde yok. Bu durumda şu netice ortaya çıkar:

Madem esbab kendinde olmayanı başkasına veremez; öyleyse eşyanın ahirinde gözüken intizam, güzellik ve diğer vasıflar evvelin eser-i sanatı ve fiili olamaz. Zira evvelin kendisi o güzelliğe ve diğer sıfatlara sahip değildir. Kendinde olmayanı başkasına nasıl verecek?

Bu durumda bilmecburiye eşyanın hem evveli hem ahiri bir Zat-ı Zülcelal’e isnad edilir ki o hem güzeldir, hem nezzamdır, hem de bütün evsaf-ı kemaliyenin sahibidir.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

…zahiri ve sureti de sanat ve hikmetçe bâtınından güzel değildir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Eşyanın zahiri ve sureti sanat ve hikmetçe bâtınından daha güzel değildir; bilakis bâtını zahirinden daha güzeldir. Mesela kavunun bâtını zahirinden daha güzel; narın bâtını zahirinden daha latif; cevizin bâtını zahirinden daha mükemmeldir. Bu hakikat diğer eşya için de geçerlidir.

Bu hakikatten de şöyle bir neticeye ulaşılır:

Esbab (hava, su, toprak, güneş vs.) eşyanın dışına temas etmekte, bâtınına nüfuz edememektedir. Hadi diyelim ki eşyanın zahirini ve dışını esbab yaptı. İyi de eşyanın içi ve bâtını dışından daha sanatlı ve daha hikmetlidir. Esbab eşyanın bâtınına nüfuz edemediğine göre, bu bâtını kim yaptı ve eşyanın içi kimin eser-i sanatıdır?

“Esbabın eser-i sanatıdır.” diyemiyoruz, çünkü esbabın bâtına bir müdahalesi yok. Bu durumda söylenebilecek tek söz şudur: Eşyanın zahiri de bâtını da Allahu Teâlâ’nın eser-i sanatı ve icadıdır.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Öyle ise eşyanın içyüzlerini ve nihayetlerini sahipsiz zannedip tesadüflere havale etme. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Madem her şeyin sonu ve ahiri -intizam ve güzellikçe- evvelinden daha üstte; içi ve bâtını -sanat ve hikmetçe- zahirinden daha güzeldir. Öyleyse eşyanın nihayetini ve iç yüzünü tesadüfe havale edip, esbaba isnad edemeyiz. Onlardaki intizam ve güzellik, sanat ve hikmet, tesadüfü ve esbabı faillik makamından tard eder ve işi bir Fail-i Hakiki’ye teslim eder.

Üstadımız aynı yere tekrar vurgu yapıyor:

Çiçekle, çiçekten çıkan semeredeki eser-i sanat ve hikmet; çekirdekle, çekirdekten çıkan filizin eser-i sanat ve nakşından aşağı değildir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Bu cümlenin mütalaasını üstte farklı örneklerle yapmıştık. Bu sebeple tekrar izahına girmiyor, tefekkürünü sizlere havale ediyoruz.

“Çiçekle, çiçekten çıkan semeredeki” cümlesine dair şunu hatırlatalım: Meyveler sadece çiçek açan bitkilerde oluşur. Bir meyve ağacı önce çiçek açar, sonra çiçeklerin yerini birer meyve alır. Bu cihetle, meyveler çiçeklerden çıkmaktadır ki Üstadımız “çiçekten çıkan semeredeki” ifadesiyle buna işaret etmiştir.

Üstadımız bu i’lemi şöyle tamamlıyor:

Binaenaleyh Sâni-i Zülcelal hem evveldir hem âhir, hem zahirdir hem bâtın… وَ هُوَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Bir ağacı esas alsak: Ağacın tohumu “Evvel” ismine; meyvesi “Ahir” ismine; dışı ve zahiri “Zahir” ismine; içinde işleyen fabrika ise “Bâtın” ismine mazhardır ve bu isimlerin tecelligâhıdır.

Yine mesela bir yumurtayı ela alsak: Yumurta “Evvel” ismine; civciv “Ahir” ismine; civcivin sureti ve dışı “Zahir” ismine; içi ve içinde işleyen sistem “Bâtın” ismine mazhardır ve bu isimlerin tecelligâhıdır.

Allahu Teâlâ hem evveldir, hem ahirdir, hem zahirdir, hem bâtın… Eşyanın evveli de ahiri de zahiri de bâtını da onun yed-i kudretinde ve tasarrufundadır. Âmennâ ve saddeknâ.

Metni bir daha okuyalım:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Herhangi bir şeyin sonu ve ahiri intizam ve güzellikçe evvelinden aşağı olmadığı gibi, zahiri ve sureti de sanat ve hikmetçe bâtınından güzel değildir. Öyle ise eşyanın içyüzlerini ve nihayetlerini sahipsiz zannedip tesadüflere havale etme.

Çiçekle, çiçekten çıkan semeredeki eser-i sanat ve hikmet; çekirdekle, çekirdekten çıkan filizin eser-i sanat ve nakşından aşağı değildir. Binaenaleyh Sâni-i Zülcelal hem evveldir hem âhir, hem zahirdir hem bâtın… وَ هُوَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin