a
Ana SayfaHubab79. Eşyada görünen nev’î ve ferdî vahdetler Sâni’deki sırr-ı vahdetten neşet etmiştir…

79. Eşyada görünen nev’î ve ferdî vahdetler Sâni’deki sırr-ı vahdetten neşet etmiştir…

Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Eşyada görünen nev’î ve ferdî vahdetler, Sâni’deki sırr-ı vahdetten neşet etmiştir. (Mesnevi-i Nuriye)

Üstad Hazretleri Lem’alar Risalesinde şöyle demişti:

Bir nevin efradı arasındaki tevafuk ve bir cinsin envâı arasında âzâ-yı esasiyede bulunan müşabehet…

Bu cümleyi biraz mütalaa edelim:

Bir elma ağacı diğer elma ağaçlarıyla aynıdır. Yaprakları, çiçekleri ve meyveleri birbirine benzer. Bu, efrad arasındaki vahdet ve tevafuktur.

Elma ağacı diğer ağaçlara birebir benzemez. Ancak âzâ-yı esasiyede yani esas azalarda bir benzerlik vardır. Hepsinin kökü, dalları; yaprak, çiçek ve meyveleri vardır. Bu, nevler arasındaki vahdet ve müşabehettir (benzerliktir).

Yine bir bülbül diğer bülbüllerle aynıdır. Bu kuşu nerede görseniz, “Bu bülbüldür.” dersiniz. Bu, efrad arasındaki vahdet ve tevafuktur.

Bülbül diğer kuşlara birebir benzemez. Ancak âzâ-yı esasiyede bir benzerlik vardır. Hepsinin kanadı, gözü, ayağı, gagası ve birbirine benzeyen azaları vardır. İşte bu, nevler arasındaki vahdet ve müşabehettir.

Yine bir gül diğer güllerle aynıdır. Nerede bu çiçeği görseniz, “Bu güldür.” dersiniz. Bütün güller birbirine benzer. Bu, efrad arasındaki vahdet ve tevafuktur.

Gül diğer çiçeklerle birebir benzemez. Ancak âzâ-yı esasiyede bir benzerlik vardır. Hepsinin bir sapı, yaprağı, çiçeği vardır. Bu, nevler arasındaki vahdet ve müşabehettir.

Üstadımız bu hakikati, “Eşyada görünen nev’î ve ferdî vahdetler” diyerek beyan etti. Demek, fertler arasındaki vahdet, fertlerin birbirine birebir benzemesi; nevler arasındaki vahdet de nevlerin birbirine âzâ-yı esasiyede benzemesidir.

— Peki, eşyada görüne nev’î ve ferdî vahdetler neyi ispat eder?

El-cevap: Sâni’in vahdetini ispat eder. Fertler ve nevler arasındaki vahdetler Sâni’deki sırr-ı vahdetten neşet etmiştir.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Çünkü kuvvet dağılmıyor. Bir kısmına çok, bir kısmına az sarf edilmekle kudrette, kuvvetin tecezzi ve inkısamı olmuyor. (Mesnevi-i Nuriye)

Mahlukatın kuvvetinde bir tecezzi (bölünme) ve inkısam (parçalanma) vardır. Mesela sağ elinizle 30 kilo kaldırabildiğinizi farz edelim. Eğer sol elinize 20 kiloluk bir yük alırsanız artık sağ elinizle 30 kilo kaldıramazsınız. Çünkü kuvvetinizin bir kısmı sol kola geçmiş ve kuvvetiniz inkısama uğramıştır.

Cenab-ı Hakk’ın kudreti ise nihayetsiz ve sonsuzdur. Nihayetsiz ve sonsuz olduğu için de bu kudrette bir tecezzi ve inkısam yoktur. Tecezzi ve inkısam olmadığı için de kâinatı yaratmak bir çiçeği yaratmak kadar O’na kolaydır; bir iş bir işe mâni olmaz. O kudrete nispeten her şey müsavidir. Kudretinde dağılma yoktur. Bir kısmına çok, bir kısmına az sarf edilmekle kudrette, kuvvetin tecezzi ve inkısamı olmaz.

— Peki, vahdet olmasa ne olurdu?

Üstadımız şöyle cevaplıyor:

Eğer vahdet olmasa idi, kudretin yaptığı sarfiyatta tefavüt olsa idi, masnuatta da tefavüt ve intizamsızlık olurdu. (Mesnevi-i Nuriye)

Evet, Allah’ın birliği olmasa ve Allah’ın kudretinde bir mertebe olsaydı, eşyada bir intizamsızlık ve fertler ve nevler arasında bir uyumsuzluk olurdu. Yani bunu tam yaratabilmiş, ama bunu yaratamamış olurdu. Buna bütün cihazlarını takabilmiş, ama buna takamamış olurdu. Bunlarla da intizam bozulur, masnuatta tefavüt (farklılık) meydana gelirdi.

Madem intizam var ve tefavüt yok, o hâlde Sâni birdir ve kudreti nihayetsizdir!

Metne devam edelim:

Demek, kudretin vahdetle beraber masnuata yaptığı tasarrufu, şemsin tenviri gibidir ki bir şems-i vâhid, cüz ve küllü bilâ-tefavüt her şeyi ziyalandırdığı gibi, tecellisiyle de her şeyin yanında mevcuddur. (Mesnevi-i Nuriye)

Önce “cüz” ve küll” kavramlarını izah edelim:

Küll: Parçalardan oluşan bütündür. Cüz ise küllü oluşturan parçalardır.

– Mesela ben bir küll’üm. Elim, kolum, ayağım ve diğer azalarım ise cüzdür.

– Yine ağaç bir külldür. Ağacın yaprağı, çiçeği ve meyvesi ise cüzdür.

– Bir fil külldür. Filin hortumu, ayakları, kulakları ve diğer azaları cüzdür.

– Yeryüzünün tamamını bir küll olarak düşünsek; dağlar, denizler, ovalar, ormanlar ve hakeza o küll’ün cüzleri olurlar.

– Güneş sistemimizi bir küll olarak düşünsek, her bir gezegen o küll’ün bir cüzüdür.

Üstadımız dedi ki: Kudretin vahdetle beraber masnuata yaptığı tasarrufu, şemsin tenviri gibidir ki bir şems-i vâhid, cüz ve küllü bilâ-tefavüt her şeyi ziyalandırdığı gibi, tecellisiyle de her şeyin yanında mevcuddur.

Güneş tek bir cisim olmakla birlikte, hadsiz şeffaf eşyayı ve mahiyetleri mütebayin olan bir çokluğu aynı anda aydınlatmakta ve hararetiyle ısıtmaktadır. Bir damlayı aydınlattığı gibi, koca denizi de aynı anda aydınlatır. Bir iş bir işe mâni olmaz. Zatı itibarıyla eşyadan hadsiz uzak, tecellisi ve tasarrufu cihetiyle ise eşyaya göz bebeğinden daha yakındır.

Allah’ın tasarrufu da böyledir. Eşya O’ndan hadsiz uzak, O ise eşyaya hadsiz yakındır.

Üstadımız bu meseleyi biraz daha açıyor:

Binaenaleyh mümkinat dairesi efradından tavzif edilen miskin, camid, meyyit ve ism-i Nur’a mazhar şemste sırr-ı vahdet sayesinde bu kadar intizamlı tasarruf olursa; Şems-i Ezelî, Sultan-ı Ebedî, Kayyum-u Sermedî, Vâcibü’l-vücud, Vâhid-i Ehad’in masnuata tasarrufu nasıl olacaktır? (Mesnevi-i Nuriye)

Mümkinat dairesi, yaratılmışlar dairesidir. Yani varlığı ve yokluğu müsavi olanların ve varlık âlemine çıkmak için bir sebebe muhtaç olanların dairesidir. Allah’tan başka her şey bu dairenin bir ferdidir. Güneş de…

O güneş ki miskindir, camittir, meyyittir ve İsm-i Nur’un zayıf bir gölgesidir. Buna rağmen aynı anda hadsiz yerde bulunup eşyayı tenvir edebilir.

Üstadımız bu makamda şöyle soruyor: Güneş böyleyse, Şems-i Ezelî, Sultan-ı Ebedî, Kayyum-u Sermedî, Vâcibü’l-vücud, Vâhid-i Ehad’in masnuata tasarrufu nasıl olacaktır?

Aslında bu cümlede geçen her bir ism-i şerifin izahını yapmak gerekir. Ancak bu durumda söz çok uzun kaçar. Hem bu isimlerin manasını düşünmeyi hem de cümlenin tefekkürünü sizlere havale ediyorum. Aslında tek başına bu cümle bile bir günlük tefekkürü hak ediyor!

Metni bir daha okuyalım:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Eşyada görünen nev’î ve ferdî vahdetler, Sâni’deki sırr-ı vahdetten neşet etmiştir. Çünkü kuvvet dağılmıyor. Bir kısmına çok, bir kısmına az sarf edilmekle kudrette, kuvvetin tecezzi ve inkısamı olmuyor. Eğer vahdet olmasa idi, kudretin yaptığı sarfiyatta tefavüt olsa idi, masnuatta da tefavüt ve intizamsızlık olurdu.

Demek, kudretin vahdetle beraber masnuata yaptığı tasarrufu, şemsin tenviri gibidir ki bir şems-i vâhid, cüz ve küllü bilâ-tefavüt her şeyi ziyalandırdığı gibi, tecellisiyle de her şeyin yanında mevcuddur.

Binaenaleyh mümkinat dairesi efradından tavzif edilen miskin, camid, meyyit ve ism-i Nur’a mazhar şemste sırr-ı vahdet sayesinde bu kadar intizamlı tasarruf olursa; Şems-i Ezelî, Sultan-ı Ebedî, Kayyum-u Sermedî, Vâcibü’l-vücud, Vâhid-i Ehad’in masnuata tasarrufu nasıl olacaktır? (Mesnevi-i Nuriye)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin