62. Dünyanın lezzetleri, zevkleri ve ziynetleri; Hâlıkımızı, Mâlikimizi ve Mevlamızı bilmediğimiz takdirde…
Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
İ’lem eyyühe’l-aziz! Dünyanın lezzetleri, zevkleri ve ziynetleri; Hâlıkımızı, Mâlikimizi ve Mevlamızı bilmediğimiz takdirde cennet olsa bile cehennemdir. Evet, öyle gördüm ve öyle de zevk ettim. Bilhassa şefkatin ateşini söndürecek, marifetullahtan başka bir şey var mıdır? Evet, marifetullah olduktan sonra, dünya lezzetlerine iştiha olmadığı gibi, cennete bile iştiyak geri kalır. (Mesnevi-i Nuriye)
Mana açık. Ancak mana açık da olsa okuyup geçmek yetmez. Üzerinde düşünmeli ve enfüsi tefekkürle mana ruha işletilmeye çalışılmalıdır. Ben tefekkürümün bir kısmını yazayım; sizlere de bir örnek olsun.
Kalbim: Ey nefsim! Hâlıkını tanımaz, Mâlikini bilmez ve Mevlandan yüz çevirirsen dünya sana bir cehennem olur. Dünyanın lezzetleri, zevkleri ve ziynetleri seni bu manevi cehennemden kurtarmaya yetmez!
Nefsim: Yahu bunu da nereden çıkarıyorsun? Ben cennette yaşıyor; her lezzet ve zevki tadıyorum. Allah’ı bilmemek niçin bu lezzet ve keyfimi yok etsin?
Kalbim: Niçin yok edeceğinin bir vechini sana izah edeyim: Sen son derece âcizsin; düşmanların ise çok. Hem son derece fakirsin; ihtiyacın ise hadsiz. Sana bir nokta-i istinad ve nokta-i istimdat lazımdır ki rahat edesin. Şimdi sana soruyorum:
— Seni düşmanlarından muhafaza edip, bütün ihtiyaçlarını temin edecek Allah’tan başka bir nokta-i istinadın ve istimdadın var mıdır?
— Eğer Allah’a dayanmaz ve ona tevekkül etmezsen, bu aczin ve fakrınla hangi şeyden keyif alabilir ve hangi lezzeti hissedebilirsin?
— Hem kabir sana kucağını açmış karşında duruyor. Kabir seni böyle beklerken hangi şeyden lezzet alabilirsin?
Nefsim: Ben bunları düşünmeden yaşarım. Günümü gün ederim. Bunlar ince işlerdir; düşünmeye gerek yok!
Kalbim: Düşünmeyince aczin ve fakrın yok mu oluyor? Mesela hasta olduğunda bir mikropla başa çıkabiliyor musun? O zaman nasıl da âciz ve garip oluyorsun! Kibrin birden kayboluyor; Allah’a olan ihtiyacını ne de çok hissediyorsun!
Hele gecenin bir vakti deprem olup yeryüzü beşik gibi sallandığında nasıl da “Allah, Allah” diyor, Allah’a yalvarıyorsun. Yahu âcizlik senin damarına kadar işlemiş, fakirlik senin elbisen olmuş; inkâr etsen ne etmesen ne…
Nefsim: Yahu amma üstüme geldin. Bırak da biraz keyif edeyim ve lezzet alayım!
Kalbim: Şu cümleye dikkat et: Dünyanın lezzetleri, zevkleri ve ziynetleri; Hâlıkımızı, Mâlikimizi ve Mevlamızı bilmediğimiz takdirde cennet olsa bile cehennemdir.
Üstad Hazretleri, “Evet, öyle gördüm ve öyle de zevk ettim.” diyor. Onun gördüğü hak ve hakikattir. Sen deve kuşu gibi olmuşsun; başını kuma sokmuşsun. Zannediyorsun ki zevk ve lezzet için yaratılmışsın; bunu da yapabilirsin… Yapamazsın! Ya senin ömrün az, ya lezzetin ömrü azdır ki visali dahi firaktır.
Nefsim: Ben onu bunu bilmem, bu dersi de dinlemem. Ben günümü gün edeceğim.
Kalbim: O zaman ben de sana sorarım: Şefkatin ateşini söndürecek, marifetullahtan başka bir şey var mıdır?
Senin fıtratına mahlukata karşı bir şefkat ve merhamet konulmuştur ki alakan olan ve olmayan her zihayata karşı bir şefkat beslersin. Zihayat ise her daim bir musibete namzet ve bir derde müpteladır.
— Onların bu ciğer yakan hâllerine nasıl dayanacak ve nasıl sabredeceksin?
Tek bir sabrın vardır; o da onları Malik-i Hakikilerine teslim etmek ve her şeyde onun rahmetinin izini görmektir. Bu dahi seni Allah’a firar etmeye mecbur eder?
Yani ey nefsim, senin için yol ikidir: Ya Allah’a kul olacaksın ya da aklını çıkarıp atacak ve bir divane deli olacaksın?
Nefsim: Ey kalp! Ben sana ne diyeyim? Hazır bir lezzetim vardı, geldin onu mahvettin.
Kalbim: Sana bir nasihat edeyim. Sözümü dinlersen çok rahat eder ve çok keyif bulursun. Şu söze dikkat et: Marifetullah olduktan sonra, dünya lezzetlerine iştiha olmadığı gibi, cennete bile iştiyak geri kalır.
Demek, hakiki lezzetin marifetullahta saklıdır. Marifetullahın bir lem’ası ve muhabbetullahın bir zerresi, senin zevk zannettiğin bütün lezzetlere bedeldir…
Ben kendi tefekkürümün bir kısmını yazdım. Sizler de Üstadımızın beyan ettiği hakikat üzerine tefekkürünüzü yaparsınız. Sadece okumakla ya da benim tefekkürüme misafir olmakla hakiki kemali bulamazsınız. Her zaman dediğimiz gibi, güzelleşmek ve insan-ı kâmil olmak ancak enfüsi ve afakî tefekkürle mümkündür.
Metni bir daha okuyalım. Sonra gözünüzü metinden çekin, enfüse dönün ve nefsinizi ilzama çalışın. Allah yar ve yardımcınız olsun:
İ’lem eyyühe’l-aziz! Dünyanın lezzetleri, zevkleri ve ziynetleri; Hâlıkımızı, Mâlikimizi ve Mevlamızı bilmediğimiz takdirde cennet olsa bile cehennemdir. Evet, öyle gördüm ve öyle de zevk ettim. Bilhassa şefkatin ateşini söndürecek, marifetullahtan başka bir şey var mıdır? Evet, marifetullah olduktan sonra, dünya lezzetlerine iştiha olmadığı gibi, cennete bile iştiyak geri kalır. (Mesnevi-i Nuriye)
Yazar: Sinan Yılmaz