70. Bu kaide Arş ile kevn hakkında da tatbik edilir. Şöyle ki: Arş; Zahir, Bâtın, Evvel, Âhir isimlerinin…
Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
Bu kaide Arş ile kevn hakkında da tatbik edilir. Şöyle ki: Arş; Zahir, Bâtın, Evvel, Âhir isimlerinin halita ve karışığıdır. Bu halitada dâhil olan ism-i Zahir itibarıyla Arş mülk; kevn melekût olur. İsm-i Bâtın itibarıyla Arş melekût; kevn mülk olur. Demek, Arş’a ism-i Zahir nazarı ile bakılırsa kendisi zarf, kevn de mazruf olur. İsm-i Bâtın gözü ile bakılırsa kendisi mazruf, kevn zarf olur. (Mesnevi-i Nuriye)
Önceki dersimizde şu kısmı mütalaa etmiştik:
— Her şeyin içine melekût, dışına da mülk denir. Bu itibarla insan ile kalp, birbirine hem zarf hem mazruf olur. Çünkü insan mülk cihetiyle kalbe zarf olur. Melekût cihetiyle de mazruf olur.
(İhtar: Bu derste yapacağımız mütalaayı önceki ders üzerine bina edeceğiz. Bu sebeple, önceki dersi okumayanlar ilk önce o dersi okusunlar, daha sonra bu derse geçsinler.)
Üstadımız dedi ki: Bu kaide Arş ile kevn hakkında da tatbik edilir.
Yani mülk cihetiyle insanın zarf, kalbin mazruf olması; melekût cihetiyle ise kalbin zarf, insanın mazruf olması hakikati Arş ile kevn hakkında da tatbik edilir. Şöyle ki:
Mülk cihetiyle Arş zarf, kevn (kâinat) mazruf olur. Çünkü Arş kâinatı kuşatmış ve içine almıştır. Şu hadis-i şerif bu hakikate işaret eder:
— Ya Eba Zer! Yedi göğün Kürsî’ye olan nispeti, ancak geniş düzlük bir arazide (bir çölde) bırakılmış bir halka gibidir. Arş’ın Kürsî’ye büyüklüğü ise bu geniş düzlük arazinin halkaya olan büyüklüğü gibidir. (Taberî, Kurtubî, İbni Kesir, Ayete’l-Kürsî tefsiri; Beyhakî, Esma ve’s-Sıfat, 861, 862; Kenzu’l-Ummal, 44158)
Demek, Arş bütün âlem-i kevni kuşatmıştır. Bu cihetle Arş zarf olur; kuşattığı kevn (kâinat) ise mazruf olur.
Eğer Arş’a ve kevne melekût cihetiyle bakarsak; bu durumda, kevn zarf, Arş mazruf olur. Çünkü kâinatın esmâ-i hüsnaya ayinedarlığı, Arş’ın ayinedarlığından daha fazladır. Hatta kâinattan sarfınazar edip sadece dünyaya baksak, dünya şu âlem-i kebirin sanki kalbi hükmündedir. Onda tecelli eden esmâ-i hüsna ne kâinatta ne de Arş’ta tecelli etmektedir. Bu sebeple, tek başına dünya bile -melekût cihetiyle- Arş’ı içine alıp Arş’a zarf olmaktadır.
Bu izahla şu kısım anlaşıldı: İsm-i Zahir itibarıyla Arş mülk; kevn melekût olur. İsm-i Bâtın itibarıyla Arş melekût; kevn mülk olur. Demek, Arş’a ism-i Zahir nazarı ile bakılırsa kendisi zarf, kevn de mazruf olur. İsm-i Bâtın gözü ile bakılırsa kendisi mazruf, kevn zarf olur.
İsm-i Zâhir’in tecellisi mülke, ism-i Bâtın’ın tecellisi ise melekûta bakar. “Arş’a ism-i Zahir nazarı ile bakılırsa” demek, mülk cihetiyle bakılırsa demektir. “İsm-i Bâtın gözü ile bakılırsa” demek, melekût cihetiyle bakılırsa demektir.
Sonra Üstadımız dedi ki: Arş; Zahir, Bâtın, Evvel, Âhir isimlerinin halita ve karışığıdır.
Bu dört ismin bir varlıkta tecellisi şu şekildedir: Varlığın ilk hâli “Evvel” ismine, son şekli “Âhir” ismine, zahiri ve dışı “Zahir” ismine, içi ise “Bâtın” ismine aynadır. Mesela:
– Çekirdek Evvel ismine, ağacın son hâli Âhir ismine, ağacın zahiri ve dışı Zahir ismine, içinde işleyen fabrika Bâtın ismine aynadır.
– Nutfe Evvel ismine, insanın son hâli Âhir ismine, insanın zahiri ve dışı Zahir ismine, içi ve içinde işleyen sistem Bâtın ismine aynadır.
– Yumurta Evvel ismine, tavuk Âhir ismine, tavuğun cismi Zahir ismine, içinde işleyen sistem Bâtın ismine aynadır.
Arş da bu dört ismin aynası ve halitasıdır. Üstadımız bunu şöyle izah ediyor:
Ve keza, ism-i Evvel itibarıyla وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَاءِ ayetinin işaret ettiği kevnin bidayetini içine alıyor. Ve ism-i Âhir itibarıyla سَقْفُ الْجَنَّةِ عَرْشُ الرَّحْمٰنِ hadis-i şerifinin îma ettiği kevnin nihayetini içine alıyor. (Mesnevi-i Nuriye)
وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَاءِ “Onun Arş’ı su üzerinde idi.” (Hud 7) ayet-i kerimesi, Arş’ın ve suyun, göklerin ve yerin yaratılmasından önce yaratıldığına delalet eder. Bu da Arş’ı Evvel ismine mazhar eder.
سَقْفُ الْجَنَّةِ عَرْشُ الرَّحْمٰنِ “Cennetin tavanı Rahman’ın Arş’ıdır.” hadis-i şerifi, Arş-ı Â’zam’ın cennette bir cüz olacağını beyan eder. Bu da Arş’ı Âhir ismine mazhar eder.
Zahir ve Bâtın isimlerine mazhariyetini üstte anlatmıştık. Bu durumda şu hakikat tebarüz eder:
Demek, Arş öyle bir halitadır ki şu dört isimden aldığı hisseler ile kevn ü vücudun sağını, solunu, üstünü ve altını ihata etmiş oluyor. (Mesnevi-i Nuriye)
Yani Arş- A’zam bu dört ismin tecellisinden aldığı vüsat ve genişlik ile âlemi kuşatmış, kevn ü vücudun sağını, solunu, üstünü ve altını ihata etmiştir.
Kardeşlerim, zor bir kısmı mütalaa ettik. Zor olmasının sebebi, mahiyetini çok da bilmediğimiz Arş hakkında konuşuyor olmamız. “Ne kadar anlayabilsek o kadarı kârdır.” diyelim ve metni bir daha okuyarak mütalaamızı tamamlayalım:
Bu kaide Arş ile kevn hakkında da tatbik edilir. Şöyle ki: Arş; Zahir, Bâtın, Evvel, Âhir isimlerinin halita ve karışığıdır. Bu halitada dâhil olan ism-i Zahir itibarıyla Arş mülk; kevn melekût olur. İsm-i Bâtın itibarıyla Arş melekût; kevn mülk olur. Demek, Arş’a ism-i Zahir nazarı ile bakılırsa kendisi zarf, kevn de mazruf olur. İsm-i Bâtın gözü ile bakılırsa kendisi mazruf, kevn zarf olur.
Ve keza, ism-i Evvel itibarıyla وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَاءِ ayetinin işaret ettiği kevnin bidayetini içine alıyor. Ve ism-i Âhir itibarıyla سَقْفُ الْجَنَّةِ عَرْشُ الرَّحْمٰنِ hadis-i şerifinin îma ettiği kevnin nihayetini içine alıyor.
Demek, Arş öyle bir halitadır ki şu dört isimden aldığı hisseler ile kevn ü vücudun sağını, solunu, üstünü ve altını ihata etmiş oluyor. (Mesnevi-i Nuriye)
Yazar: Sinan Yılmaz