a
Ana SayfaHubab81. Küre-i arz mağazasından me’kûlat ve meşrubat ve libas ve sair ihtiyaçlarınızı temin ediyorsunuz…

81. Küre-i arz mağazasından me’kûlat ve meşrubat ve libas ve sair ihtiyaçlarınızı temin ediyorsunuz…

Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Küre-i arz mağazasından me’kûlat ve meşrubat ve libas ve sair ihtiyaçlarınızı temin ediyorsunuz. Parasız aldığınız bu malları İlahî hazineden almayıp birer birer esbaba yaptıracak olursanız, acaba bir nar tanesini ne kadar zamanlarda elde edip ne kadar pahalı alacaksınız? Çünkü o nar, bütün eşya ile alakadardır. Az bir zamanda, az bir kıymetle husule gelmesi imkân haricidir. (Mesnevi-i Nuriye)

Üstadımızın şu sorusu:

Parasız aldığınız bu malları İlahî hazineden almayıp birer birer esbaba yaptıracak olursanız, acaba bir nar tanesini ne kadar zamanlarda elde edip ne kadar pahalı alacaksınız?

Bu soru farazidir, çünkü esbabın bir nar tanesini yapması imkân haricidir. Faraza yapabilseydi, bir nar tanesini bir milyona mal edemezdi. Bu durumda, bir nar almaya kalksak milyonlar ödemek zorunda kalırdık.

Üstadımız bunun sebebini, “Çünkü o nar, bütün eşya ile alakadardır.” diyerek beyan etti.

Evet, bir nar toprak ile alakadardır. Hava ile alakadardır. Su ile alakadardır. Güneş ile alakadardır. Elementler ile alakadardır. Ve daha birçok şeyle alakadardır.

Bu durumda, bir narı yaratabilmek için toprağa sahip olmak gerekir. Havaya ve suya sahip olmak gerekir. Güneşe sahip olmak ve zerrata emredebilmek gerekir. Bunlar için de nihayetsiz bir kudrete malik olmak gerekir. Bir nar tanesini yaratabilen, bütün kâinatı yaratabilir. Kâinatı yaratamayan, bir nar tanesine sahiplik iddiasında bulunamaz. Çünkü ikisi için de sonsuz bir kudrete ihtiyaç vardır. Böyle bir kudrete sahip olan, her şeyi yaratabilir. Kudreti olmayansa bir zerreyi dahi halk edemez.

Bu hakikati önceki derslerimizde uzunca mütalaa ettiğimizden burada bu kadarla iktifa ediyoruz. Metne devam edelim:

Ve aynı zamanda ondaki ziynet, intizam, sanat, rayiha, tat ve koku gibi latif şeylerden anlaşılıyor ki o nar tanesi öyle bir Sâni’in masnuudur ki icadında külfet ve mübaşeret yoktur. (Mesnevi-i Nuriye)

Ey münkir! Şu sorularımıza cevap ver:

— Şu nar meyvesini kim böyle süsledi ve ziynetlerle kim tezyin etti?

— Taneleri bir intizam ile kim dizdi?

— Kim onu antika bir sanat eseri yaptı?

— Taneleri kırmızıya kim boyadı?

— Kim ona hoş bir koku ve lezzetli bir tat verdi?

— Ona faydayı kim koydu ve hikmetine kim mazhar etti?

— Hangi sebebin bunları yapabilir?

Bütün bunlar ispat eder ki o nar tanesi öyle bir Sâni’in masnuudur ki icadında külfet ve mübaşeret yoktur. Şu koca kâinatı bir nar tanesini yaratma kolaylığında yaratır. Cenneti dahi bir çiçek kolaylığında icad eder. Bunu da mübaşeretle değil, bir emirle yapar.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Mesele böyle olduğu hâlde, haşeratın zevk ve heveslerini tatmin için her bir noktasında bin türlü i’caz nükteleri bulunan o küre-i arz mağazasındaki eşyanın… (Mesnevi-i Nuriye)

Allahu Teâlâ yeryüzünü bir sofra hükmünde yaratmıştır ki içindeki haşeratın zevk ve heveslerini tatmin edecek her şey bu sofrada bulunur.

Bu dünya evinde sakin olan her bir mahluk, en âlâsından en esfeline kadar, halife-i arz olan insandan haşerata kadar her bir zihayat, bu dünya mağazasında hevesini tatmin eder, bu sofrada zevkini teskin eder.

— Peki, bu mağazanın sahibi kimdir ve bu mağazayı niçin açmıştır?

Üstadımız şöyle cevaplıyor:

…küre-i arz mağazasındaki eşyanın sânii ya şuursuz, hissiz, iradesiz, ilimsiz, ihtiyarsız, kemalsizdir ki bu kadar bol zîkıymet antika eşyayı parasız dağıtıyor. Bu batıl ihtimal, ispata muhtaç olmayan bedihi bir hakikattir. Veya o hazine sahibi, o hazineyi ahirete gitmek üzere gelip muvakkaten kalan insanlara İlahî ve Rahmanî bir sofra olarak yaratmıştır. (Mesnevi-i Nuriye)

İki ihtimal var:

– Ya bu eşyanın sahibi -hâşâ- şuursuz, hissiz, iradesiz, ilimsiz, ihtiyarsız ve kemalsiz bir zattır. Bu batıl ihtimal, ispata muhtaç olmayan bedihi bir hakikattir. Zira göz önündeki eşya, üzerlerindeki binler hikmet ile bu ihtimali reddeder.

– Ya da bu eşyanın sahibi olan zat son derece kemal ve cemal sahibidir ki yeryüzünü ahirete gitmek üzere gelip muvakkaten kalan insanlara İlahî ve Rahmanî bir sofra olarak yaratmıştır.

Bizler ikinci ihtimali kabul ediyor hatta birinci kaziyeyi ihtimal dairesinde dahi görmüyoruz.

Metne devam edelim:

O hazine-i gaybta eşyanın icadı “Kün” emri ile bağlıdır. (Mesnevi-i Nuriye)

Her şeyin icadının “Kün” emriyle bağlı olması bir temsil ve teşbihtir. Bu temsil, halk ve icaddaki kolaylığı anlatmak içindir. Yani her şey sanki bir “Kün” (ol) emriyle olur; bu kadar kolay yaratılır. Halk ve icadda hiçbir zahmet ve meşakkat yoktur. Allah’ın “Ol.” dediği olur.

Her şeyin “Kün” emriyle yaratılması bu manadadır. Yoksa Allahu Teâlâ bir şeyi yaratmak isteyince ona “Kün” demez. Allah yaratmak isteyince irade-i İlahiye o şeye taalluk eder; kudret-i İlahiye onu kaza eder.

Metne devam edelim:

Ve bütün eşyanın melekûtiyetleri -santral gibi- Hakîm, Kadîr, Mürîd, Alîm bir Vâcibü’l-vücud’un yed-i kudretindedir. (Mesnevi-i Nuriye)

Üstad Hazretleri daha önceki derslerde şöyle demişti:

Her şeyin içine melekût, dışına da mülk denir. (Hubab)

Mülk, bir şeyin veya hadisenin dış yüzü, görünen ciheti; melekût ise bir şeyin veya hadisenin iç yüzü ve görünmeyen cihetidir. Mesela:

– İnsanın azaları mülke, ruhu ise melekûta bakar.

– Âlemin haricî vücudu mülke, kanunlar ise melekûta bakar.

– İlmî bir yazının harfleri mülke, manası ise melekûta bakar.

– Eşyanın sureti mülke, hakikati ise melekûta bakar. Bütün hakikatler esmâ-i hüsnaya dayandığına göre, melekûtiyet ciheti doğrudan doğruya esmâ-i İlâhiyeye müteveccihtir.

Şöyle de diyebiliriz: İsm-i Zâhir’in tecellisi mülke, ism-i Bâtın’ın tecellisi ise melekûta bakar.

Bütün eşyanın melekûtiyetleri -santral gibi- Hakîm, Kadîr, Mürîd, Alîm bir Vâcibü’l-vücud’un yed-i kudretindedir. Gerçi mülk ciheti de Allah’ın yed-i kudretindedir. Ancak mülk cihetinde Allahu Teâlâ sebeplerle iş görür. Melekûtiyet cihetinde ise sebepler vazedilmemiştir. Sebepler vazedilmediği için, Üstad Hazretleri sadece melekûtiyet cihetinin Allah’ın yed-i kudretinde olduğunu beyan etmiş, mülk cihetinden bahsetmemiş.

Yine Allahu Teâlâ’yı “Hakîm, Kadîr, Mürîd, Alîm” isimleriyle vasfetmiş ve Vâcibü’l-vücud olduğunu beyan etmiş. Bu isimlerin zikrinde de çok hikmetler var. Her hikmeti izaha çalışsak ders bitmiyor, kısa kessek gönlümüz razı olmuyor; kâh öyle kâh böyle mütalaa yapıyoruz. Bizim tayyettiklerimizi sizler tamamlayın ve üzerinde muhakkak tefekkür yapın.

İ’lemden kalan kısmın mütalaasını sonraki derse bırakalım. Metni bir daha okuyup dersimizi noktalayalım:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Küre-i arz mağazasından me’kûlat ve meşrubat ve libas ve sair ihtiyaçlarınızı temin ediyorsunuz. Parasız aldığınız bu malları İlahî hazineden almayıp birer birer esbaba yaptıracak olursanız, acaba bir nar tanesini ne kadar zamanlarda elde edip ne kadar pahalı alacaksınız? Çünkü o nar, bütün eşya ile alakadardır. Az bir zamanda, az bir kıymetle husule gelmesi imkân haricidir.

Ve aynı zamanda ondaki ziynet, intizam, sanat, rayiha, tat ve koku gibi latif şeylerden anlaşılıyor ki o nar tanesi öyle bir Sâni’in masnuudur ki icadında külfet ve mübaşeret yoktur.

Mesele böyle olduğu hâlde, haşeratın zevk ve heveslerini tatmin için her bir noktasında bin türlü i’caz nükteleri bulunan o küre-i arz mağazasındaki eşyanın sânii ya şuursuz, hissiz, iradesiz, ilimsiz, ihtiyarsız, kemalsizdir ki bu kadar bol zîkıymet antika eşyayı parasız dağıtıyor. Bu batıl ihtimal, ispata muhtaç olmayan bedihi bir hakikattir. Veya o hazine sahibi, o hazineyi ahirete gitmek üzere gelip muvakkaten kalan insanlara İlahî ve Rahmanî bir sofra olarak yaratmıştır.

O hazine-i gaybta eşyanın icadı “Kün” emri ile bağlıdır. Ve bütün eşyanın melekûtiyetleri -santral gibi- Hakîm, Kadîr, Mürîd, Alîm bir Vâcibü’l-vücud’un yed-i kudretindedir. (Mesnevi-i Nuriye)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin