a
Ana SayfaHubab18. Salavat-ı şerifeyi getiren adam, Zat-ı Peygamberîyi (a.s.m.) bir sıfatla tavsif ettiği zaman…

18. Salavat-ı şerifeyi getiren adam, Zat-ı Peygamberîyi (a.s.m.) bir sıfatla tavsif ettiği zaman…

Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Ve keza, salavat-ı şerifeyi getiren adam, Zat-ı Peygamberîyi (a.s.m.) bir sıfatla tavsif ettiği zaman, o sıfatın nereye taalluk ettiğini düşünsün ki tekrar be-tekrar salavat getirmeye müşevviki olsun. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Mesela bir kişi eline tesbih alıp,  اَللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى آل مُحَمَّد  dese ve aynı salavata devam etse, bir süre sonra kendisini ya gaflet yakalar ya da sıkılır ve salavatı bırakır.

Gafletten ve sıkılmaktan kurtulmanın yolu, her salavatta Peygamberimiz (a.s.m.)’ı bir sıfatla tavsif etmek ve o sıfatın nereye taalluk ettiğini düşünmektir. Buna bir örnek olması için, aşağıdaki salavatı -manalarına da dikkat ederek- ibadet kastıyla okuyalım:

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى نَبِيِّ الرَّحْمَةِ  Allah’ım, rahmet nebisine salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى شَفِيعِ الأُمَّةِ  Allah’ım, bu ümmetin şefaatçisine salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى كَاشِفِ الغُمَّةِ  Allah’ım, darlığı gideren zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُجْلِي الظُّلْمَةِ  Allah’ım, zulmeti aydınlatan zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُولِي النِّعْمَةِ  Allah’ım, nimeti ulaştıran zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُؤْتِي الرَّحْمَةِ  Allah’ım, rahmeti getiren zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِبِ الحَوضِ المَورُودِ  Allah’ım, kevser şarabının bulunduğu havuzun sahibine salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِبِ المَقَامِ المَحْمُودِ  Allah’ım, makam-ı mahmud sahibine salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى المَوصُوفِ بِالْكَرَمِ وَالجُودِ  Allah’ım, kerem ve cömertlikle tavsif ettiğin zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ هُوَ فِي السَّمَاءِ مَحْمُودٌ وَفِي الأَرْضِ مُحَمَّدٌ  Allah’ım, semada Mahmud ve yeryüzünde Muhammed adıyla anılan zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِبِ الشَّامَةِ  Allah’ım, nübüvvet mührü sahibine salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى المَوصُوفِ بِالكَرَامَةِ  Allah’ım, her türlü ikramla sıfatlanmış olan zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى المَخْصُوصِ بِالزَّعَامَةِ  Allah’ım, öncekilerin ve sonrakilerin efendisi ve seyyidi olan zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ كَانَ تُظِلُّهُ الغَمَامَةُ  Allah’ım, bulutun kendisini gölgelediği zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ كَانَ يَرَى مَنْ خَلْفَهُ كَمَا يَرَى مَنْ أَمَامَهُ  Allah’ım, arkasındakini tıpkı önünde olan kimseyi gördüğü gibi gören zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى الشَّفِيعِ المُشَفَّعِ يَومَ القِيَامَةِ  Allah’ım, kıyamet günü şefaat talebi kabul edilen ve şefaat eden zata salât eyle

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِبِ الضَّرَاعَةِ  Allah’ım, tevazu sahibine salât eyle

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِبِ الشَّفَاعَةِ  Allah’ım, şefaat sahibine salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِبِ الفَضِيلَةِ  Allah’ım, fazilet sahibine salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِبِ الهِرَاوَةِ  Allah’ım, -sünnet olarak taşıdığı- baston sahibi olan zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِبِ النَّعْلَيْنِ  Allah’ım, -İncil’de zikredilmiş sıfatı olarak- ayaklarına nalın giyinmiş olan zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِبِ الحُجَّةِ  Allah’ım, -peygamberliğine işaret eden- hüccet sahibine salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِبِ السُّلْطَانِ  Allah’ım, herkese hükmünü geçiren, hükümranlık sahibi olan zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِبِ التَّاجِ  Allah’ım, -miraçta başına giydirilen nurdan- taç sahibi olan zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِبِ المِعْرَاجِ  Allah’ım, miraç sahibine salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى صَاحِبِ القَضِيبِ  Allah’ım, kılıç sahibine salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى رَاكِبِ النَّجِيبِ  Allah’ım, Necîb adındaki deveye binen zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى رَاكِبِ البُرَاقِ  Allah’ım, -miraç gecesi- burağa binen zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُخْتَرِقِ السَّبْعِ الطِّبَاقِ  Allah’ım, yedi kat semayı yarıp geçen zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى الشَّفِيعِ فِي جَمِيعِ الأَنَامِ  Allah’ım, bütün insanlara şefaat eden zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ سَبَّحَ فِي كَفِّهِ الطَّعَامُ  Allah’ım, elinde yiyeceğin tesbih ettiği zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ بَكَى إِلَيْهِ الْجِذْعُ وَحَنَّ لِفِرَاقِهِ  Allah’ım, kendisinden ayrıldığında hurma kütüğünün inleyip ağladığı zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ تَوَسَّلَ بِهِ طَيْرُ الفَلَاةِ  Allah’ım, sakrâ kuşlarının kendisiyle sana sığındığı zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ سَبَّحَتْ فِي كَفِّهِ الحَصَاةُ  Allah’ım, elinde küçük çakıl taşlarının tesbih ettiği zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ تَشَفَّعَ إِلَيْهِ الظَّبْيُ بِأَفْصَحِ كَلَامٍ  Allah’ım, huzuruna geyiğin gelip kendisinden en fasih ifadeyle şefaat talebinde bulunduğu zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى البَشِيرِ النَّذِيرِ  Allah’ım, insanları cennetle sevindiren ve cehennemle korkutan zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى السِّرَاجِ المُنِيرِ  Allah’ım, aydınlatıcı kandil gibi nur saçan zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ شكَا إِلَيْهِ البَعِيرُ  Allah’ım, devenin kendisine hâlinden şikâyet ettiği zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنْ تَفَجَّرَ مِنْ بَيْنِ أَصَابِعِهِ المَاءُ النَّمِيرُ  Allah’ım, parmaklarının arasından tatlı su akan zata salât eyle.

اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مَنِ انْشَقَّ لَهُ القَمَرُ  Allah’ım, Ay’ın kendisi için ikiye ayrıldığı zata salât eyle…

Eğer salavatı böyle çekersek yani her bir salavatta Peygamber Efendimiz (a.s.m.)’ı bir sıfatla tavsif edip, o sıfatın manasını ve taallukunu düşünürsek, bu hem bir iman dersi hem de mütefekkirâne bir zikir olur. Tabii bunu yapabilmek için bir parça Arapça bilmek lazım.

Arapça bilmeyenler en azından şunu yapabilir: Salavata devam ederken Peygamberimiz (a.s.m.)’ın bir sıfatını düşünürler. O sıfatın tefekkürü bittiğinde başka bir sıfata geçerler. Bu sayede gafletin hücumundan ve sıkılmaktan kurtulurlar.

Mütalaasını yaptığımız cümleyi bir daha okuyarak dersimizi tamamlayalım:

Ve keza, salavat-ı şerifeyi getiren adam, Zat-ı Peygamberîyi (a.s.m.) bir sıfatla tavsif ettiği zaman, o sıfatın nereye taalluk ettiğini düşünsün ki tekrar be-tekrar salavat getirmeye müşevviki olsun. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin