42. Hülasa: Kalil ile kesir, küçük ile büyük arasında bir şey-i vâhide isnadlarında tefavüt olmadığı…
Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
Hülasa: Kalil ile kesir, küçük ile büyük arasında bir şey-i vâhide isnadlarında tefavüt olmadığı, imkân dairesinde olduğu şu misaller ile tavazzuh etti. Binaenaleyh eşyada bulunan intizam, muvazene, evamir-i tekviniyeye karşı imtisal, itaat, kudret-i ezeliyenin nuraniyeti, eşyanın içyüzünün şeffafiyeti gibi sırlardan dolayı; bir sinek ile arzın ihyası, bir ağaç ile semavatın icadı, bir zerre ile güneşin yaratılışı Vâcibü’l-vücud’a nisbetle mütesavidir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)
Üstadımızın bahsettiği; intizam, muvazene, imtisal, itaat, nuraniyet ve şeffafiyet sırlarını önceki derslerimizde mütalaa etmiştik. Hatta önceki altı dersimiz bu sırların izahıyla geçti. Bu sebeple metnin izahına girişmiyor; okumayanları son altı dersimizi okumaya davet ediyoruz.
Burada şu kadar deriz ki: Mezkûr sırlardan dolayı, bir sinek ile arzın ihyası, bir ağaç ile semavatın icadı, bir zerre ile güneşin yaratılışı Vâcibü’l-vücud’a nisbetle mütesavidir. Hiçbir şey onun kudretine zor gelmez. Eğer dilerse bir ân-ı vahidde hadsiz kâinatları yaratabilir. Âmennâ ve saddeknâ.
Üstad Hazretleri şöyle devam ediyor:
Evet, müsavat ve adem-i tefavütü göz ile görünür. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)
Eşyanın icadına baktığımızda bir müsavat (yani büyük ve küçüğün, azın ve çoğun yaratılışında bir eşitlik ve aynı kolaylığın olduğunu) ve adem-i tefavüt (yaratılışta bir farkın olmadığını) görüyoruz. Mesela bahar mevsimi geldiğinde ağaçlar huriler gibi süsleniyor. Peki, biz şöyle diyebiliyor muyuz:
— Yeryüzündeki ağaçlar çok fazla olduğu için hepsinin aynı anda ihyası zor oldu. Eğer ağaçlar daha az olsaydı ihyaları kolay olurdu.
Böyle diyemiyoruz, zira bir ağacın ihyasıyla bütün ağaçların ihyası aynı kolaylıktadır.
Yine mesela bahar mevsimi geldiğinde yeryüzü çiçeklerle süsleniyor; dağlar, ovalar ve bahçeler neredeyse çiçekten gözükmüyor. Peki, bizler bu icad karşısında şöyle diyebiliyor muyuz?
— Çok fazla çiçek yaratıldığı için biraz zor oldu. Eğer daha az yaratılsaydı bu zorluk olmaz, daha kolay olurdu.
Böyle diyemiyoruz, zira bir çiçeğin yaratılmasıyla yeryüzünün çiçeklerle donatılması arasında hiçbir fark yok; hepsi aynı kolaylıkta yaratılıyor.
Yine mesela insanın yaratılışına bakalım:
Dakikada 255 bebek, bir günde ise yaklaşık 370.000 bebek yaratılıyor. Her birinin gözü var, kulağı var, dili var, burnu var ve diğer uzuvları var. Hiçbir eksiklik ve kusur görülmüyor. Her bir bebek hadsiz maddi ve manevi cihazlarla ve duygularla donatılmış. Peki, bizler bu icad karşısında şöyle diyebiliyor muyuz?
— Aynı anda çok fazla bebek yaratıldığı için biraz zor oluyor; bazı bebeklerin kulağı yok, bazılarının ayağı yok, bazılarının kalbi yok… Eğer bebekler bu kadar çok yaratılmayıp daha az sayıda yaratılsaydı bu eksiklikler olmazdı.
Böyle diyemiyoruz, çünkü bir günde yaratılan 370.000 bebek bir bebek kolaylığında yaratılıyor. Bir bebeği yaratmakla 370.000 bebeği yaratmak arasında hiçbir fark gözükmüyor.
Yani işin özü: Yaratmada ve icadda bir müsavat (eşitlik) ve adem-i tefavüt (farkın olmaması) vardır. Bu müsavat ve adem-i tefavüt kudret-i İlahiyenin nihayetsizliğinden gelmektedir.
Üstadımız şöyle devam ediyor:
Bak! Mahiyeti meçhul, mucizatıyla malum olan kudret-i ezeliyenin bilhassa semerat ve sebzelerdeki nakışları, sanatları esbaba havale edilirse esbab altında ezilecektir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)
Şu ifade ne güzel bir ifade: Mahiyeti meçhul, mucizatıyla malum olan kudret-i ezeliye…
Evet, Allah’ın kudreti mucizatıyla malumdur. Bir kuş onun mucizesidir, ağaç onun mucizesidir, güneş onun mucizesidir, yıldızlar onun mucizesidir ve zerreden şemse kadar her şey onun mucizesidir. Kudret-i ezeliye bu mucizeleriyle malumdur.
Ancak mahiyeti cihetiyle meçhuldür. Bizler bu kudretin mahiyetini anlamaktan, künhünü idrakten ve hakikatini keşfetmekten son derece uzağız ve âciziz. Bizler Allahu Teâlâ’nın hadsiz kudreti olduğunu bilir, buna iman eder; ancak bu kudretin mahiyetini idrak edemeyiz.
Sonra Üstadımız dedi ki: Kudret-i ezeliyenin bilhassa semerat ve sebzelerdeki nakışları, sanatları esbaba havale edilirse esbab altında ezilecektir.
Eğer eşya -bahusus meyveler ve sebzelerdeki nakışlar ve sanatlar- kudret-i İlahiyeye isnad edilmeyip esbaba havale edilirse, yani “Eşyadaki nakışları ve sanatları esbab yaptı.” denilirse, esbab bu yükün altında ezilir kalır. Zira güneş gibi en büyük bir sebep, nar gibi, fasulye gibi, incir gibi en küçük bir şeyi icad edemez ve ondaki nakış ve sanatlara sahiplik iddiasında bulunamaz. Bu hakikat 31. Söz’de öyle bedi bir surette ispat edilmiş ki üzerine bir söz olamaz. Dileyenler 31. Söz’ün 1. Mevkıfini mezkûr cümlenin şerhi makamında okuyabilir hatta okumalıdır.
Bu dersimizde şu bölümün mütalaasını yaptık:
Hülasa: Kalil ile kesir, küçük ile büyük arasında bir şey-i vâhide isnadlarında tefavüt olmadığı, imkân dairesinde olduğu şu misaller ile tavazzuh etti. Binaenaleyh eşyada bulunan intizam, muvazene, evamir-i tekviniyeye karşı imtisal, itaat, kudret-i ezeliyenin nuraniyeti, eşyanın içyüzünün şeffafiyeti gibi sırlardan dolayı; bir sinek ile arzın ihyası, bir ağaç ile semavatın icadı, bir zerre ile güneşin yaratılışı Vâcibü’l-vücud’a nisbetle mütesavidir.
Evet, müsavat ve adem-i tefavütü göz ile görünür. Bak! Mahiyeti meçhul, mucizatıyla malum olan kudret-i ezeliyenin bilhassa semerat ve sebzelerdeki nakışları, sanatları esbaba havale edilirse esbab altında ezilecektir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)
Yazar: Sinan Yılmaz