a
Ana SayfaHubab82. Maahâzâ, o İlahî sofradaki eşya yalnız insan ve hayvanların lezzet ve zevklerini tatmin için değildir…

82. Maahâzâ, o İlahî sofradaki eşya yalnız insan ve hayvanların lezzet ve zevklerini tatmin için değildir…

Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Maahâzâ, o İlahî sofradaki eşya yalnız insan ve hayvanların lezzet ve zevklerini tatmin için değildir. Her bir ferd-i müstehlikte zevilhayata ait cüz’î faydalardan başka esmâ-i İlahiyenin tecelliyatına ve faaliyetteki esrar ve şuunatına ait gayr-ı mütenahi hikmetler, gayeler vardır. (Mesnevi-i Nuriye)

(Ferd-i müstehlik: Tüketici kişi / Zevilhayat: Hayat sahipleri)

Üstad Hazretleri Onuncu Risale’de şöyle diyor:

— Gerek vücutta gerek rızıkta ifrat derecesinde mebzuliyet vardır. Bu ise hikmetten uzak, abesiyete yakın görünür. Evet, eğer yaratılan şey bir gaye için yaratılıyorsa hakkın var; amma gayeler pek çoktur. Binaenaleyh, bir gayeye nazaran abesiyet hissedilse bile, gayelerin mecmuuna nazaran ayn-ı hikmet ve ayn-ı adalettir.

Bu hakikati biraz uzunca mütalaa edelim:

Vücutta yani varlıkların sayısında ve rızıkta hadsiz bir çokluk görüyoruz. Mesela bir yaz mevsiminde yaratılan sineklerin sayısı, Hazreti Âdem’den kıyamete kadar yaratılan ve yaratılacak olan insanlardan daha çoktur. Bir baharda yaratılan çiçeklerin, böceklerin, balıkların, kuşların sayısı had ve hesaba gelmez. Bir mezgit balığı senede altı milyon yumurta, ıstakoz ise yedi milyon yumurta yumurtluyor. Ancak bu yumurtalardan sadece bir iki düzinesi yaşayabiliyor.

Vücutta böyle bir çokluk olduğu gibi, rızıkta da böyle bir bolluk var. Ancak yaratılan rızıkların çoğunu ne insanlar ne de hayvanlar yemekte, rızık çürüyüp gitmektedir. Bazen meyveli bir ağaca denk gelirsiniz; meyveleri dibine düşmüş, çürümüş. Ne bir insan yemiş ne de bir hayvan…

Bu makamda sorumuz şu: Allah Hakîm’dir; israf etmez, abes iş yapmaz. Hâl böyle iken, israf olan bu kadar çok yiyecek ve vücuttaki bu çokluk Allah’ın hikmetine nasıl uygun düşüyor? Hikmet-i İlahiye buna nasıl müsaade ediyor?

Üstad Hazretleri bu soruya cevaben şöyle dedi: Her bir ferd-i müstehlikte zevilhayata ait cüz’î faydalardan başka esmâ-i İlahiyenin tecelliyatına ve faaliyetteki esrar ve şuunatına ait gayr-ı mütenahi hikmetler, gayeler vardır.

Şimdi bu cümleyi tahlil edelim:

İnsana, “Bu rızıklar yenmiyor, öyleyse bunların yaratılması israftır.” dedirten şey, rızıkların sadece kendisi için veya hayvanlar için yaratıldığını zannetmesidir. Yine “Bu kadar çok varlığın yaratılması boşunadır.” diye düşünmesi yaratılışın gayesini bilmediğindendir.

Cenab-ı Hak bu âlemi kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek için yaratmıştır. Zatının, isim ve sıfatlarının güzelliğini varlıklar aynası üzerinde görmek, önce bizzat kendi müşahede etmek ve sonra akıl sahibi mahlukata müşahede ettirmek için halk etmiştir. Bu gayenin tahakkuku için bir varlık bir dakika hatta bir saniye yaşasa kâfidir.

Mesela doğar doğmaz ölen bir bebeği düşünelim:

Bu bebek anne karnında dokuz ay yaşadı. Ona göz, kulak, dil gibi azalar takıldı. Birçok masraf yapıldı ama dünyaya gelir gelmez öldü. Bu durumda, ona yapılan masraflar heba olmadı. Ölmesi ile anne-babasına bakan gayesi kayboldu. Ama Allah’a bakan gayeleri kaybolmadı, o gayeler tahakkuk etti.

O bebek, Allah’ın isim ve sıfatlarına ayna olmak için yaratılmıştı. Bu vazifesini de gördü. Mesela:

– Yaratılması ile Hâlık ismine ayna oldu.

– Anne karnında beslenmesiyle Rezzak, Mün’im ve Münevvil gibi isimlere ayna oldu.

– Suret verilmesiyle Musavvir ismine; hayatıyla Muhyi ismine; ölümüyle Mümit ismine ayna oldu.

– Sanatlı azalarıyla Sâni ismine; bir damla sudan bu şekli almasıyla Muhavvil, Mukaddir ve Mükemmil isimlerine ayna oldu.

Daha bunlar gibi binbir İlahî isme mazhar oldu. Evvela Allahu Teâlâ bu isimlerinin güzelliğini ve kemalini o bebekte müşahede etti. Vazifesi temaşa ve seyir olan melekler bu bebeği tefekkür etti; üzerinde yazılı olan İlahî isim ve sıfatları okudu. Bu bebek adeta İlahî bir kaside ve Rabbanî bir mektup oldu; okumasını bilen herkese kendini okuttu. Sonra dünyaya gelip bir kaç saat yaşadı ve öldü gitti.

Şimdi diyebilir miyiz ki: Bu çocuğa yapılan masraf israf oldu?

Hayır, diyemeyiz. Çünkü Allah’a bakan gayeler tahakkuk etti. Allah’a bakan gayelerin tahakkuku için bir an yaşaması kâfi idi. Yaşadı ve bu gayelere hizmet etti.

Şimdi bu tefekkürü, ağaçtan düşen ve çürüyen bir meyve üzerinde yapalım:

– Bu meyve ağacın dalında bitmek ile Fettah ismine ayna oldu.

– Çekirdeğinde bütün plan ve programının yazılmasıyla Hafîz ismine ayna oldu.

– Beslenmesiyle Mukit ismine; hikmetli vücuduyla Hakîm ismine; kuru bir daldan çıkartılmakla Kadîr ve Muktedir ismine ayna oldu.

– Çekirdeğiyle Evvel ismine, son şekliyle Âhir ismine, programıyla Bâtın ismine ve varlığıyla Zahir ismine ayna oldu.

– Dengeli vücuduyla Muksit ve Adil ismine; bolluğuyla Ganiyy ismine; güzelliğiyle Bedi Mücemmil ve Sâni ismine ayna oldu.

Bunlar gibi binbir İlahî isme ayna oldu. Evvela Allahu Teâlâ o meyvede kendi cemal ve kemalini müşahede etti. Sonra bu vazife için yaratılan melekler onu bir kitap gibi, bir kaside gibi okudu ve bir film gibi seyretti. Onda yazılı olan İlahî isim ve sıfatlarla Rablerini tesbih etti. Sonra marifetullah dersini alan insanlar o meyveyi okudu. O meyvede Allah’ın ilmini, kudretini, iradesini ve onlarca isim ve sıfatını tefekkür etti. Sonra meyve dalından düştü ve çürüdü.

Şimdi, bu meyvenin yaratılması abes mi oldu, israf mı oldu? İsraf oldu diyen kişi, meyvenin yaratılmasındaki tek gayenin kendisinin o meyveyi yemesi zannediyor. Yiyemediğinden dolayı yaratılmasını abes görüyor. Zannediyor ki bütün âlem sadece onun menfaati için yaratıldı. Hâlbuki ona ait gaye bir ise Allah’a ait gaye bindir, binlerdir. Bu binler gayenin tahakkuku için de varlıkların tek bir an için yaşayıp varlık sahasına çıkması kâfidir.

Metnin kalan kısmının mütalaasını sonraki derse bırakalım. Bu dersimizde şu kısmı mütalaa ettik:

Maahâzâ, o İlahî sofradaki eşya yalnız insan ve hayvanların lezzet ve zevklerini tatmin için değildir. Her bir ferd-i müstehlikte zevilhayata ait cüz’î faydalardan başka esmâ-i İlahiyenin tecelliyatına ve faaliyetteki esrar ve şuunatına ait gayr-ı mütenahi hikmetler, gayeler vardır. (Mesnevi-i Nuriye)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin