a
Ana SayfaHubab78. İnsan, yaşayış vaziyetince bir dağdan kopup sel içine düşen veya…

78. İnsan, yaşayış vaziyetince bir dağdan kopup sel içine düşen veya…

Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsan, yaşayış vaziyetince bir dağdan kopup sel içine düşen veya yüksek bir apartmandan düşüp yuvarlanan bir şahıs gibidir. (Mesnevi-i Nuriye)

Yine kalbî bir metinle karşı karşıyayız. Böyle metinlerden hakkıyla istifade etmenin yolu, nefsi muhatap alarak okumak, sanki bize özel yazılmış gibi kabul etmek ve enfüsi tefekkürle nefsi sigaya çekmektir. Dilerseniz, bu cümleyi ben bir parça tefekkür edeyim, sizlere bir örnek olsun. Metnin devamını aynı usulle sizler tefekkür edersiniz:

Ey nefsim! Bir dağdan yuvarlanan ya da bir apartmandan düşen şahıs, nasıl bir anda kendini yerde bulur; o yüksek mesafeyi bir anda kateder. Durmak istese duramaz, geriye dönmek istese dönemez.

İşte sen bu kimse gibisin. Ne zaman-ı maziye dönebilir, ne zamanı geri alabilir, ne de zamanı durdurabilirsin. Gelen geçti, giden gitti. Gençlik yerini ihtiyarlığa, gaflet yerini hüzne bıraktı…

Metnin devamının tefekkürünü sizlere havale ediyorum. Böyle metinlerde şerhe gerek yok. Üstadımız sanki bize hususi nasihat ediyormuş gibi okumalı ve nefsimizin ıslahına çalışmalıyız. Metnin tefekkürünü paragraf paragraf yapabilirsiniz. Paragrafları manaya göre tanzim etmeye çalıştım. Allahu Teâlâ fikrinize kuvvet versin:

Evet, hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor. Zaman da sel dolaplarını süratle çalıştırıyor. Arz sefinesi de süratle giderken  تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِ  (Bulutun geçip gitmesi gibi geçip gider.) ayetini okuyor.

Sefine-i arz süratle yürürken, dünyanın gayr-ı meşru lezzetlerine uzatılan ellere zehirli dikenlerin batacağı düşünülsün. Binaenaleyh o zehirli dünya oklarına bakıp el uzatma. Firakın elemi, telaki (kavuşma) lezzetinden ağırdır.

Ey nefs-i emmarem! Sana tabi değilim. Sen istediğin şeye ibadet et ve istediğin şeyin peşine düş. Ben ancak ve ancak beni yaratıp, şems ve kamer ve arzı bana musahhar eden Fâtır-ı Hakîm-i Zülcelal’e abd olurum.

Ve keza, kader muhitinde uçan tayyare-i ömre veya hayat dağları arasında açılan uhdud (çukur) ve tünellerinden şimşekvari geçen zamanın şimendiferine (trenine) bindirerek, ebedü’l-âbâd memleketinin iskelesi hükmünde olan kabir tünelinin kapısına sevk eden Hâlık-ı Rahmanu’r-Rahîm’den meded istiyorum.

Ve keza, hiçbir şeyi dualarıma, istigaselerime ve niyazlarıma hedef ittihaz etmem. Ancak küre-i arzı harekete getiren felek (gökyüzü) çarklarını durdurmaya ve şems ve kamerin birleştirilmesiyle zamanın hareketini teskin ettirmeye ve vücudun şâhikalarından (zirvelerinden) yuvarlanıp gelen şu dünyayı sakin kılmaya kâdir olan kudreti nihayetsiz Rabb-i Zülcelal’e dualarımı, niyazlarımı arz ve takdim ediyorum. Çünkü her şeyle alâkadar âmâl (emeller) ve makasıdım vardır.

Ve keza, kalbime vaki olan en ince, en gizli hatıraları işittiği ve kalbimin müyul (meyiller) ve emellerini tatmin ettiği gibi; akıl ve hayalimin de temenni ettikleri saadet-i ebediyeyi vermeye kâdir olan Zat-ı Akdes’ten maada kimseye ibadet etmiyorum.

Evet, dünyayı ahirete kalbetmekle kıyameti koparan kudret muktedirdir, âciz değildir. Bir zerre o kudretin nazarında gizlenemez. Şems, büyüklüğüne güvenerek o kudretin elinden kurtulamaz.

Evet, onun marifetiyle elemler lezzetlere inkılab eder.

Evet, onun marifeti olmazsa ulûm (ilimler) evhama tahavvül eder. Hikmetler illet ve belalara tebeddül eder. Vücud ademe inkılab eder. Hayat ölüme ve nurlar zulmetlere ve lezaiz günahlara tahavvül eder.

Evet, onun marifeti olmazsa insanın ahbabı ve mal ve mülkü insana a’da ve düşman olurlar.

Beka bela olur, kemal heba olur, ömür heva olur. Hayat azap olur, akıl ikab olur. Âmâl, âlâma (elemlere) inkılab eder.

Evet, Allah’a abd ve hizmetkâr olana her şey hizmetkâr olur. Bu da her şey Allah’ın mülk ve malı olduğunu iman ve iz’an ile olur.

Evet, kudret, insanı çok dairelerle alâkadar bir vaziyette yaratmıştır. En küçük ve en hakir bir dairede, insanın eli yetişebilecek kadar insana bir ihtiyar, bir iktidar vermiştir. Ferşten arşa, ezelden ebede kadar en geniş dairelerde insanın vazifesi yalnız duadır.

Evet,  قُلْ مَا يَعْبَؤُا بِكُمْ رَبّٖى لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ  (De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?) ayet-i kerimesi, bu hakikati tenvir ve ispata kâfidir.

Öyle ise çocuğun eli yetişemediği bir şeyi peder ve validesinden istediği gibi, abd de acz ve fakrıyla Rabbine iltica eder ve Hâlıkından ister. (Mesnevi-i Nuriye)

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin