a
Ana SayfaHubab75. Gözleri küsuf tutmuş bazı adamlar, gözleri önünde vukua gelen gayr-ı mahdud hususi haşir…

75. Gözleri küsuf tutmuş bazı adamlar, gözleri önünde vukua gelen gayr-ı mahdud hususi haşir…

Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Gözleri küsuf tutmuş bazı adamlar, gözleri önünde vukua gelen gayr-ı mahdud hususi haşir ve neşirleri kör gözleriyle gördükleri hâlde, kıyamet-i kübrayı ve haşr-i umumiyeyi nasıl istiğrab ediyorlar? (Mesnevi-i Nuriye)

Haşrin göz önünde binler misali vardır. Mesela:

– Kışın ölen ağaçların baharda dirilmesi

– Kışın ölen çiçeklerin baharda çiçek açması

– Daldan kopardığımız meyvenin yerinde aynısının bitmesi

– Ölen hayvanların geride bıraktığı yumurtalardan neredeyse aynı ferdin icadı

– Çekirdek ve tohumlardan aynı nebatatın çıkarılması

– İnsanın uyku ile adeta öldürülmesi ve ertesi sabah tekrar diriltilmesi

– Kış uykusuna yatan hayvanların aylar sonra dirilmesi

– Gecenin gelmesiyle gündüzün kıyametinin kopması ve ertesi sabah güneşin doğmasıyla tekrar gündüzün hayat bulması…

Bunlar gibi daha birçok hadise haşrin ve neşrin numunesidir. Hatta bulutların cevv-i semada bir araya gelmesi, sonra dağılması ve sonra tekrar toplanması haşrin emsali ve numunesidir.

Demek, haşrin ve neşrin binler misali her an gözümüz önünde yaratılmakta ve aklı olana kıyamet-i kübrayı ve haşr-i umumiyeyi ders vermektedir.

Üstad Hazretleri, bunca numuneye rağmen haşir ve neşir nasıl inkâr edilebilir dedi ve şöyle sordu: Gözleri küsuf tutmuş bazı adamlar, gözleri önünde vukua gelen gayr-ı mahdud hususi haşir ve neşirleri kör gözleriyle gördükleri hâlde, kıyamet-i kübrayı ve haşr-i umumiyeyi nasıl istiğrab ediyorlar?

Metne devam edelim:

Acaba çiçek açıp semere veren ağaçlarda her sene icad edilen meyvelerin haşir ve neşirlerini gördükten sonra haşr-i umumiyi istib’ad eden sıkılmaz mı? Eğer onlar şuhudî bir yakîn ile haşr-i umumiyi görmek isterlerse -akıllarını da beraber bulundurmak şartıyla- yaz mevsiminde küre-i arz bahçesine girsinler. Acaba ağaç dallarından sallanan o tatlı, ballı, nazif, latif kudret mucizeleri, o mahlukat-ı latife, evvelkisinin yani ölüp giden semeratın aynı veya misli değil midir? (Mesnevi-i Nuriye)

Metin açık olduğu için şerhe gerek duymuyoruz. Burada yapmamız gereken şey şudur:

Başımızı metinden kaldıralım ve küre-i arz bahçesinde hayalî bir seyahat yapalım. Ağaçların dallarına asılan çiçeklerin ve meyvelerin haşirlerini hayalen görüp, “Evet, haşir haktır. Öldükten sonra dirilme haktır. Hesap haktır. Cennet haktır. Cehennem haktır…” diyelim. Hayalî seyahatimiz bitince de metne devam edelim.

Unutmayın, mesele metni bir çırpıda okuyup bitirmek değil, mütalaa ve tefekkür ile zevk etmektir.

Metne devam ediyoruz:

Eğer insanlarda olduğu gibi o meyvelerde de vahdet-i ruhiye olmuş olsa idi, geçmiş ve gelen yeni meyveler birbirinin aynı olmaz mıydı? Fakat ruhları olmadığı için aralarında ayniyete yakın öyle bir misliyet vardır ki ne aynıdır ve ne de gayr keyfiyeti gösterir. Acaba semerattaki bu vaziyeti gören, haşri istib’ad edebilir mi? (Mesnevi-i Nuriye)

Meyvelerin ruhu olsaydı şöyle derdik: Bu yaratılan meyvenin bir ruhu var. Meyve ölünce ruhu ondan çıktı. Sonra aynı dalda aynı meyve tekrar yaratıldı. Ruhu da geri dönüp meyvesine girdi…

Böyle bir şeyler derdik. Fakat meyvelerin ruhu olmadığı için, ruhun meyveye dönmesinden bahsedemiyoruz. Ruhu yoktur, lakin aralarında ayniyete yakın öyle bir misliyet vardır ki ne aynıdır ve ne de gayr keyfiyeti gösterir. Yani yaratılan meyve ne önceki meyvenin aynısıdır ne de onun gayrısıdır. Aynısı değildir, zira önceki öldü ve yok oldu. Gayrı da değildir, zira aralarında acip bir benzerlik vardır. Bütün elmalar birbirine benzer, üzümler birbirine benzer, kirazlar birbirine benzer ve hakeza…

Bu vaziyet üzerine Üstadımız sordu: Acaba semerattaki bu vaziyeti gören, haşri istib’ad edebilir mi?

Metne devam edelim:

Ve keza, manevi asansörler ile lazım olan erzak ve gıdalarını ağacın yüksek dallarına çıkartmakla… (Mesnevi-i Nuriye)

Bir apartmanın altıncı katına 200 litre su çıkarmak isteyen bir kimse her seferinde iki kova su çıkarmak şartıyla bu apartmanın altıncı katına 10 defa inip çıkmalıdır.

Bu zor iş, sıcak yaz günlerinde, orta büyüklükteki bir huş ağacının her gün yaptığı alelade bir iştir.

On dönümlük bir kayın koyu ormanında 25-30 metre yüksekliğinde yaklaşık 400 ağaç vardır. Bu ağaçlardan buharlaşan su, büyüme mevsiminde 2.000 tonu geçmektedir. Bu miktar suyu 10 tonluk 200 tankere doldurabiliriz. Buharlaşan su kök, gövde ve dal içinden 20 metre yüksekliğe taşınmaktadır.

— Acaba bu kadar suyu kaç işçi, kaç kova ile taşıyabilir ve bu sırada kaç kova ter döker?

Bir de yeryüzündeki bütün ağaçların en tepesine kadar suyun ve rızkın taşınmasını düşünün…

Metne devam edelim:

…tebessümleriyle arz-ı dîdar eden dut ve kayısı gibi meyveleri kuru ve camid bir ağaçtan ihraç ve icad etmekle, o kuru ağacı acib bir vaziyete ve hayattar antika bir şekle koyan kudret-i ezeliyeye… (Mesnevi-i Nuriye)

Üstad Hazretleri, önce ağaçların erzak ve gıdalarının en yüksek dallarına kadar çıkarılmasını nazara verdi; sonra da kuru ve camid bir ağaçtan dut ve kayısı gibi meyvelerin ihraç ve icadına dikkat çekti. Bu iki misalin ortak noktası şudur:

Bu işler için hadsiz bir kudrete ihtiyaç vardır. Kudretinde nihayet olan, bu işlerin faili olamaz ve böyle icad edemez. Madem etmiştir, öyleyse kudreti sonsuz ve nihayetsizdir. Kudreti sonsuz olunca da haşr-i umumiyi icad etmek, bir kayısıyı icad etmek kadar O’na kolaydır.

Üstad Hazretleri, bu faaliyetleri nazara verip şöyle soruyor:

Manevi asansörler ile lazım olan erzak ve gıdalarını ağacın yüksek dallarına çıkartmakla, tebessümleriyle arz-ı dîdar eden dut ve kayısı gibi meyveleri kuru ve camid bir ağaçtan ihraç ve icad etmekle, o kuru ağacı acib bir vaziyete ve hayattar antika bir şekle koyan kudret-i ezeliyeye haşr-i umumi ağır gelir mi? Hâşâ! (Mesnevi-i Nuriye)

Bizler de binler defa hâşâ ve kellâ diyor ve gelecek cümleyi bütün zerratımızla tasdik ediyoruz:

Bu latif, nazik masnuatı o kuru ağaçlardan ihraç eden kudrete hiçbir şey ağır gelmez. Bu, bedihi bir meseledir. Fakat gözleri kör olanlar göremiyorlar. (Mesnevi-i Nuriye)

Ya Rabbi! Bizleri gözleri kör olmaktan muhafaza eyle. Kudretinin mucizelerini görmeyi ve üzerinde tefekkür etmeyi ihsan eyle. Gafletten, ülfetten ve dalaletten bizleri koru. Âmin.

Metni bir daha mütefekkirane okuyalım:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Gözleri küsuf tutmuş bazı adamlar, gözleri önünde vukua gelen gayr-ı mahdud hususi haşir ve neşirleri kör gözleriyle gördükleri hâlde, kıyamet-i kübrayı ve haşr-i umumiyeyi nasıl istiğrab ediyorlar?

Acaba çiçek açıp semere veren ağaçlarda her sene icad edilen meyvelerin haşir ve neşirlerini gördükten sonra haşr-i umumiyi istib’ad eden sıkılmaz mı? Eğer onlar şuhudî bir yakîn ile haşr-i umumiyi görmek isterlerse -akıllarını da beraber bulundurmak şartıyla- yaz mevsiminde küre-i arz bahçesine girsinler. Acaba ağaç dallarından sallanan o tatlı, ballı, nazif, latif kudret mucizeleri, o mahlukat-ı latife, evvelkisinin yani ölüp giden semeratın aynı veya misli değil midir?

Eğer insanlarda olduğu gibi o meyvelerde de vahdet-i ruhiye olmuş olsa idi, geçmiş ve gelen yeni meyveler birbirinin aynı olmaz mıydı? Fakat ruhları olmadığı için aralarında ayniyete yakın öyle bir misliyet vardır ki ne aynıdır ve ne de gayr keyfiyeti gösterir. Acaba semerattaki bu vaziyeti gören, haşri istib’ad edebilir mi?

Ve keza, manevi asansörler ile lazım olan erzak ve gıdalarını ağacın yüksek dallarına çıkartmakla, manevi asansörler ile lazım olan erzak ve gıdalarını ağacın yüksek dallarına çıkartmakla, tebessümleriyle arz-ı dîdar eden dut ve kayısı gibi meyveleri kuru ve camid bir ağaçtan ihraç ve icad etmekle, o kuru ağacı acib bir vaziyete ve hayattar antika bir şekle koyan kudret-i ezeliyeye haşr-i umumi ağır gelir mi? Hâşâ!

Bu latif, nazik masnuatı o kuru ağaçlardan ihraç eden kudrete hiçbir şey ağır gelmez. Bu, bedihi bir meseledir. Fakat gözleri kör olanlar göremiyorlar. (Mesnevi-i Nuriye)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin