a
Ana SayfaHubab69. Her şeyin içine melekût, dışına da mülk denir. Bu itibarla insan ile kalp, birbirine hem zarf hem mazruf olur.

69. Her şeyin içine melekût, dışına da mülk denir. Bu itibarla insan ile kalp, birbirine hem zarf hem mazruf olur.

Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Her şeyin içine melekût, dışına da mülk denir. Bu itibarla insan ile kalp, birbirine hem zarf hem mazruf olur. Çünkü insan mülk cihetiyle kalbe zarf olur. Melekût cihetiyle de mazruf olur. (Mesnevi-i Nuriye)

Mülk, bir şeyin veya hadisenin dış yüzü, görünen ciheti; melekût ise bir şeyin veya hadisenin iç yüzü ve görünmeyen cihetidir. Mesela:

– İnsanın azaları mülke, ruhu ise melekûta bakar.

– Âlemin haricî vücudu mülke, kanunlar ise melekûta bakar.

– İlmî bir yazının harfleri mülke, manası ise melekûta bakar.

– Eşyanın sureti mülke, hakikati ise melekûta bakar. Bütün hakikatler esmâ-i hüsnaya dayandığına göre, melekûtiyet ciheti doğrudan doğruya esmâ-i İlâhiyeye müteveccihtir.

Şöyle de diyebiliriz: İsm-i Zâhir’in tecellisi mülke, ism-i Bâtın’ın tecellisi ise melekûta bakar.

Üstadımız şöyle dedi: İnsan ile kalp, birbirine hem zarf hem mazruf olur. Çünkü insan mülk cihetiyle kalbe zarf olur. Melekût cihetiyle de mazruf olur.

Burada “kalp” ile kastedilen mana maddi kalp olmayıp, latife-i Rabbaniye olan kalptir. Üstadımız bu kalbi şöyle tarif ediyor:

— Kalbten maksat, sanevberî (çam kozalağı) gibi bir et parçası değildir. Ancak bir latife-i Rabbaniyedir ki mazhar-ı hissiyatı vicdan, ma’kes-i efkârı dimağdır. (İşârâtü’l-İ’caz)

İnsan ile kalbin birbirine hem zarf hem mazruf olması hakikatini bilgisayar üzerinden düşünelim:

Bir bilgisayar var, bir de bilgisayardaki bütün dosyaların, resimlerin, videoların ve bütün bilgilerin içinde saklandığı hard disk var. Eğer biz bilgisayara mülk cihetiyle bakarsak; bilgisayar “zarf”, hard disk ise “mazruf” (zarfa konulan) olur. Zira hard disk bilgisayarın bir parçasıdır ve onun içindedir.

Eğer biz bilgisayara mülk cihetiyle değil, melekût cihetiyle bakarsak; bu durumda, hard disk “zarf”, bilgisayar ise “mazruf” olur. Zira bilgisayarın bütün bilgileri ve manası bu hard diskte yazılmıştır. Hard disk olmazsa bilgisayarın hiçbir kıymeti kalmaz ve varlığı abesiyete inkılap eder.

Aynen bunun gibi, insanın da bir mülk, bir de melekût ciheti vardır. Mülk cihetiyle beden zarftır, kalp ise mazruftur. Zira kalp bu bedenin içindedir ve onun bir cüzüdür. Melekûtiyet cihetiyle ise kalp zarf olup, beden onun mazrufu olur. Zira kalp denilen latife-i Rabbaniye bütün duyguların sultanı olup bütün duygu ve latifeleri içine almıştır. Yani insana insan dedirten ne kadar mana varsa hepsi kalbin içindedir ve kalbin hayatına bağlıdır. Bu cihetle kalp zarf olur, insan ise bu zarfın mazrufu olur.

Demek, mülk cihetiyle kalp insanın içinde; melekûtiyet cihetiyle ise insan kalbin içindedir.

— Peki, bizim bu dersten kıssadan hissemiz nedir?

Mesele sadece metni anlamak değildir. Asıl mesele, sözün niçin söylendiğini bulmak ve kıssadan hisseyi almaktır. Üstadımız mezkûr hakikati şu sebeplerle zikretmiş olabilir:

İnsanın bir vazifesi de sanat-ı İlâhiyeyi teşhir etmek ve nazarları Allah’ın sanatına celbetmektir. Üstadımız bu hususta şöyle diyor:

— Sonra esmâ-i kudsiye-i İlahiyenin nukuşlarından ibaret olan bedi sanatları, birbirinin nazar-ı ibretlerine gösterip dellâllık ve ilancılıktır. (Yirmi Üçüncü Söz)

İşte Üstadımız bu i’lemde, nazar-ı ibretleri Allah’ın sanatına celbedip, dellâllık ve ilancılık vazifesini yapıyor. Şöyle ki:

Nasıl ki insan, misal-i musaggar-ı kâinattır (kâinatın küçültülmüş bir misalidir); kâinat ise insan-ı kebirdir (büyük bir insandır). Bu da Allah’ın acip bir sanatıdır. Aynen öyle de mülk cihetiyle insanın zarf, kalbin mazruf olması; melekûtiyet cihetiyle ise tam tersi olup kalbin zarf, insanın mazruf olması Allahu Teâlâ’nın acip bir sanatıdır ve hikmetli bir hilkatidir. Allah’ın bu sanatına karşı “Allahu Ekber” deyip hayret ve muhabbet secdesine gideriz!

İşte Üstadımız mezkûr beyanıyla, dikkatleri sanat-ı İlâhiyeye celbedip, bizleri hayret ve muhabbet secdesine davet etmektedir.

Mezkûr hakikatin zikrindeki ikinci sebep şu olabilir:

Melekûtiyet cihetiyle kalp zarf, insan ise mazruf oluyor. Malumdur ki zarfa konulan, ister istemez zarfın rengine boyanır. Dolayısıyla insanın kalbi ne hâlde ise insaniyeti de o hâldedir. Kalbi temiz olanın insaniyeti temiz; kalbi pis olanın ise insaniyeti pistir.

O hâlde bize düşen, zarf hükmündeki kalbimizi her daim temiz tutmak; bununla da insaniyetimizi sükûttan kurtarmaktır.

Kim ki zarfını temiz tuta; işte o, insan-ı kâmil ola,

Kim de zarfını kirlete; işte o, şeytana maskara ola.

Mezkûr hakikatin zikrindeki üçüncü hikmet de şu olabilir:

Üstad Hazretleri Risale-i Nurların birçok yerinde eşyanın mülk ve melekût cihetlerinden bahsetmekte ve bu cihetler üzerine hükümler bina etmektedir. Üstadımız bu makamda, mülk ve melekût cihetlerini ders vermekle belki de ilerideki konulara bir giriş ve hazırlık yapmaktadır. Böylece o derslerin anlaşılması daha kolay olacak; mülk ve melekûtun manasını öğrenmek isteyenler burada kolayca bulacaktır.

Diğer hikmetleri de sizler bulmaya çalışın. Bu çalışmak tefekkürî bir ibadettir ve muhakeme kuvvetinizi geliştirecek bir ameldir. Unutmayın ki muhakemeniz ve tefekkürünüz ne kadar kuvvetli olursa Risale-i Nurlardan istifadeniz o derece ziyade olur.

Mütalaasını yaptığımız metni bir daha okuyalım:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Her şeyin içine melekût, dışına da mülk denir. Bu itibarla insan ile kalp, birbirine hem zarf hem mazruf olur. Çünkü insan mülk cihetiyle kalbe zarf olur. Melekût cihetiyle de mazruf olur. (Mesnevi-i Nuriye)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin