a
Ana SayfaHubab63. Dünyada cereyan eden ve husule gelen her bir şeyin iki vechi vardır…

63. Dünyada cereyan eden ve husule gelen her bir şeyin iki vechi vardır…

Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Dünyada cereyan eden ve husule gelen her bir şeyin iki vechi vardır. Biri ahirete bakar ki nefsü’l-emirde en sabit, en ağır bu vecihdir. İkincisi dünyaya, nefsine, hevaya bakar. Bu vecih hakaret, hiffet ve zevalden öyle bir mevkidedir ki kalbin teessürüne, teellümüne, ızdırabına, düşüncelerine bais olacak bir kıymette değildir. (Mesnevi-i Nuriye)

Eğer husule gelen şey cemalî bir tecelliyse, mesela yaz gibi, nimet gibi, tezyinat gibi bir şeyse şükür içindir, ibret içindir, esmâ-i hüsnanın tecellisi içindir, cennetteki asıllarına teşvik içindir, kaydı alınıp ehl-i cennete seyrettirilmek içindir ve bunlar gibi ulvi gayeler içindir. Bu ulvi gayeler de ahirete bakar. Dünyaya bakan ciheti telezzüz ve tenezzühtür ki bunun da hakikatte hiçbir kıymeti yoktur.

Üstadımız bu hakikati şöyle beyan ediyor:

— Hem anlarsın ki şu dünyadaki tezyinat yalnız telezzüz veya tenezzüh için değil. Çünkü bir zaman lezzet verse, firakıyla birçok zaman elem verir. Sana tattırır, iştihanı açar fakat doyurmaz. Çünkü ya onun ömrü kısa ya senin ömrün kısadır. Doymaya kâfi değil. Demek, kıymeti yüksek, müddeti kısa olan şu tezyinat; ibret içindir, şükür içindir, usûl-ü daimîsine teşvik içindir. Başka gayet ulvi gayeler içindir. (Onuncu Söz) 

Üstad Hazretleri, “Usûl-ü daimîsine teşvik içindir.” bahsini haşiyede şöyle izah ediyor:

— Evet, madem her şeyin kıymeti ve dekaik-i sanatı gayet yüksek ve güzel olduğu hâlde müddeti kısa, ömrü azdır. Demek, o şeyler numunelerdir, başka şeylerin suretleri hükmündedirler. Ve madem müşterilerin nazarlarını asıllarına çeviriyorlar gibi bir vaziyet vardır. Öyle ise elbette şu dünyadaki o çeşit tezyinat, bir Rahman-ı Rahîm’in rahmetiyle, sevdiği ibadına hazırladığı niam-ı cennetin numuneleridir, denilebilir ve denilir ve öyledir. (Onuncu Söz) 

Husule gelen cemalî tecellilerin hükmü böyledir. Celalî tecellilere gelince, mesela kış gibi, deprem gibi, yangın gibi, hastalıklar gibi hadiselerde yine asıl olan uhrevi cihettir. Bunların husule gelmesinin bir takım hikmetleri şunlardır:

– Celalî isimlerin tecelli etmek istemesi ve tecellisinin ancak bu gibi hadiselerde gözükebilmesi.

– Kişiye günahlarından dolayı bir şefkat tokadı olması.

– Manevi makamının yükselmesi için bir ihsan olması.

– Sabırla bir imtihan olması.

– Çobanın gayrın tarlasına giren koyunlara ataş atması misali İlahî bir uyarı ve ikaz olması.

– Allah’ın asi olan fertlerden ve kavimlerden intikam alması…

Bütün bunlar da ahirete bakar. Dünyaya bakan ciheti ise biraz sıkıntı ve elemdir ki bunun da hakikatte hiçbir kıymeti yoktur.

Üstadımız dedi ki: İkincisi dünyaya, nefsine, hevaya bakar. Bu vecih hakaret, hiffet ve zevalden öyle bir mevkidedir ki kalbin teessürüne, teellümüne, ızdırabına, düşüncelerine bais olacak bir kıymette değildir.

Dünyaya, nefsine ve hevaya bakan cihetin kıymetsiz oluşu ve kalbin teessürüne değmemesi, fâni ve geçici olmasından ötürüdür. İster cemalî bir tecelli olsun ister celalî bir tecelli olsun, ikisi de fânidir ve geçicicidir. Bu sebeple de peşinden ağlamaya, ızdıraba düşmeye ve teellüme layık değildir.

Bu metinden kıssadan hissemiz de şu ola:

– Madem dünyada husule gelen her bir şeyin iki vechi vardır.

– Ve madem nefsü’l-emirde en sabit ve en ağır vecih ahirete bakan vecihtir.

– Ve madem dünyaya, nefsine ve hevaya bakan vecih, hiffet ve zevalden öyle bir mevkidedir ki kalbin teessürüne, teellümüne, ızdırabına ve düşüncelerine layık değildir.

– Öyleyse bize düşen, işin ahirete bakan kısmıyla ilgilenmek ve dünyaya bakan kısmını terk etmektir.

Kim ki bunu yapa; işte o, bahtiyar ola…

Metni bir daha okuyalım:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Dünyada cereyan eden ve husule gelen her bir şeyin iki vechi vardır. Biri ahirete bakar ki nefsü’l-emirde en sabit, en ağır bu vecihdir. İkincisi dünyaya, nefsine, hevaya bakar. Bu vecih hakaret, hiffet ve zevalden öyle bir mevkidedir ki kalbin teessürüne, teellümüne, ızdırabına, düşüncelerine bais olacak bir kıymette değildir. (Mesnevi-i Nuriye)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin