29. İ’lem ey gafletli, sağır ve kör olarak zulmetler içinde esbaba ibadet eden ahmaklar!
Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
İ’lem ey gafletli, sağır ve kör olarak zulmetler içinde esbaba ibadet eden ahmaklar! (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)
Cümlenin mütalaasına şöyle bir soruyla başlayalım:
— Mabud kime denir?
Mabud: Yaratana, besleyene ve tasarruf edene denir. Hayat verene ve öldürene denir. Gücü sonsuz olup her şeyi bilene ve mahlukatına merhamet edip onların ihtiyacını karşılayana denir. Her şeyi görene, her sesi işitene, ezelî ve ebedî olana denir.
En kısa ifadeyle: Uluhiyet sıfatlarını taşıyana denir. Bu sıfatları taşımayan mabud olamaz. Ve kim taşıyorsa mabud ancak odur.
O hâlde kişi uluhiyet sıfatlarını kime veriyorsa onun mabudu odur. Allah’a veriyorsa mabudu Allah, esbaba veriyorsa mabudu esbabtır. Kim ki esbabı eşyanın yaratıcısı biliyor ve esbaba tesir-i hakiki veriyorsa onun mabudu esbabtır.
Ateistler ve tabiatperestler eşyanın icadını sebeplerden biliyor. Mesela onlara göre, sütü yapan inektir. Meyveyi veren ağaçtır. Balı yapan arı; ipeği dokuyan ipek böceğidir. Ve hakeza…
Hâlbuki sütü yapmak için, meyveyi bitirmek için, balı yapmak ve ipeği dokumak için nihayetsiz bir kudrete, ilme, hikmete, iradeye ve uluhiyetin diğer sıfatlarına sahip olmak gerekir. Bu sıfatlara sahip olmayan, bu neticeleri yapamaz ve yaratamaz. İllaki bu neticeleri bu sebepler yapıyor denilirse, bu durumda, bu sebeplerin ilah olması gerekir. İlah ise aynı zamanda mabuddur.
İşte Allah’ı inkâr edenler bilmecburiye esbabı ilah ve mabud kabul etmek zorundadır. Bu, küfrün bir neticesi ve muktezisidir.
Cümlede geçen “esbaba ibadet eden” ifadesinden, “Onlar esbaba secde eder ve esbabı hakiki mabud bilirler.” manasını anlamayın. Kâfir bilerek esbaba secde edip onu mabud kabul etmez. Ancak küfrünün iç yüzüne bakabilse şunu görür:
Esbabın eşyayı icad edebilmesi için uluhiyet sıfatlarına sahip olması gerekir. Bu sıfatlara sahip olan da ilah ve mabuddur. Dolayısıyla birisi, “Eşyayı esbab icad etti.” der ve buna itikat ederse, esbaba uluhiyet ve mabudiyet vermek zorundadır. Bunun başka bir yolu yoktur.
Yani yol ikidir: Ya eşyayı Allah’a teslim edecek. Ya da esbaba teslim edip, esbabı ilah ve mabud kabul edecek.
Kâfir, esbabı ilah ve mabud kabul ettiğini lisanıyla söylemese de bunu hiç düşünmese de inkârı bu neticeyi verir.
İşte Üstadımız bu manayı kastederek, “İ’lem ey gafletli, sağır ve kör olarak zulmetler içinde esbaba ibadet eden ahmaklar!” dedi.
Üstad Hazretleri aynı zamanda onları gafil, sağır, kör ve zulmetler içinde olmakla vasfetti. Bu ifadelerin de şöyle bir karşılığı var:
Gafildirler: Eşyanın üzerinde tefekkür etmez ve nasıl yaratıldıklarını düşünmezler. Onların inkârı adem-i kabul değil, kabul-ü ademdir. (Adem-i kabul ve kabul-ü ademin manası için Yedinci Şua’nın Mukaddimesine bakabilirsiniz.)
Sağırdırlar: Eşyanın lisan-ı hâl ile söylediği sözleri işitmezler.
Kördürler: Eşyanın üzerindeki yazıları okuyup Allah’a olan delaletlerini görmezler.
Zulmetler içindedirler: Onların inkârı ilimden ve ispattan gelmez. Bilakis karanlıklar içindeyken küfre düşmüşler ve bir daha da küfürden kurtulamamışlar. Hâlâ zulmetler içinde yuvarlanıp dururlar.
Kardeşlerim, Risale-i Nurlardaki cümleler mana bakımından çok katmanlıdır. Manaya daldıkça ve üzerinde düşündükçe farklı pencereler açılır ve farklı manalara ulaşılır. Ben bu kadarına daldım ve bu kadar inci çıkardım. Gerisini siz toplayın!
Bu dersimizde şu cümle üzerine konuştuk:
İ’lem ey gafletli, sağır ve kör olarak zulmetler içinde esbaba ibadet eden ahmaklar! (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)
Yazar: Sinan Yılmaz