a
Ana SayfaHubab27. Her şeyin, her hükmün vücuda gelmesi bir illete binaen olduğu gibi, bir maslahata dahi tabidir…

27. Her şeyin, her hükmün vücuda gelmesi bir illete binaen olduğu gibi, bir maslahata dahi tabidir…

Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Beşincisi: Her şeyin, her hükmün vücuda gelmesi bir illete binaen olduğu gibi, bir maslahata dahi tabidir. Fakat maslahat illet değildir. Ancak tercih edici bir hikmettir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Her hükmün bir illeti, bir de hikmeti vardır. İllet, emr-i İlahîdir; Allah’ın emretmesidir. Hikmet ise o hükme terettüp eden maslahat ve menfaatlerdir. Hikmet ve maslahatlar ancak tercih edici bir sebep olabilir, illet olamaz.

Mesela içkinin haram olma sebebi, Allah’ın içkiyi haram kılmasıdır. Allah’ın emri, hükmün illetidir. Bu hükmün hikmeti ise içkinin aklı yok etmesi, vücuda zarar vermesi ve diğer maslahatlardır.

Burada dikkat edilmesi gereken şey şu: İçkinin haram olma sebebi, kişiye verdiği zararlar değildir; Allah’ın içkiyi haram kılmasıdır. Yani içkinin haram oluşunun illeti Allah’ın emretmedir. Zararları ise sadece bu işin hikmeti ve maslahatıdır.

— Peki, ilim adamları içkinin az içilmesinde bir zararın olmadığını ve menfaatin olduğunu ispat etse, bu durumda içki helal olur mu?

Hayır, helal olmaz. Çünkü içki, zararları sebebiyle değil, Allah’ın haram kılması sebebiyle haram olmuştur. Yani hükmün illeti, maslahat değil, emr-i İlahîdir. Emr-i İlahî de maslahatın değişmesiyle değişmez.

Bir örnek daha verelim:

Domuz eti yemek haramdır. Hikmeti ise domuz etinin birçok zararının olmasıdır.

Burada dikkat edilmesi gereken şey şu: Domuz eti, zararları sebebiyle haram olmamıştır. Zararları sadece işin hikmetidir ve maslahatıdır; asla illeti değildir. Hükmün illeti, Allah’ın böyle emretmesi ve haramiyetine hükmetmesidir.

Faraza eğer domuz etinin hiçbir zararı olmadığı ispat edilse, haramlığı yine devam eder. Çünkü onu haram eden şey zararları değil, emr-i İlahîdir. Hikmetin yok olmasıyla emr-i İlahî yok olmaz; hükmü devam eder.

Son bir örnek daha verelim:

Seferde namazın kısaltılmasının illeti Allah’ın emretmesidir. Hikmeti ise seferdeki meşakkattir.

— Peki, seferde hiç meşakkat olmasa namaz yine kısaltılır mı?

Evet, kısaltılır. Çünkü meşakkat sadece hikmettir, illet değildir. Hikmetin kaybolmasıyla illet hükmünü yitirmez. Asıl olan, Allah’ın seferde namazın kısaltılmasına hükmetmesidir. Bu illet, hikmetin kaybolmasıyla kaybolmaz. Yani meşakkat olmasa da namaz kısaltılır.

— Peki, kişi bütün gün tarlada çalışsa ve yorulsa, yorgunluğu sebebiyle namazı kısaltabilir mi?

Hayır, kısaltamaz. Çünkü meşakkat namazın kısaltılma sebebi değil, hikmeti ve maslahatıdır. Hikmet bulunup illet bulunmazsa -yani o konuda bir emr-i İlahî olmazsa- hikmete göre hükmedilmez.

Bu izahlardan sonra metni bir daha okuyalım:

Beşincisi: Her şeyin, her hükmün vücuda gelmesi bir illete binaen olduğu gibi, bir maslahata dahi tabidir. Fakat maslahat illet değildir. Ancak tercih edici bir hikmettir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Üstadımız bu beyanıyla şu hakikati ders veriyor:

Bu asrın insanı içtihada ehil değildir. Çünkü hikmeti illet zanneder ve hükmü hikmete göre verir. Hâlbuki hikmet illet değildir. İllet Allah’ın emretmesidir; hikmet ise o emre takılan fayda ve menfaatlerdir.

Selef âlimleri işin önce illetini -yani Allah’ın o meseledeki hükmünü- bulmaya çalışmış, sonra bu hükmün hikmetleri ne olabilir diye üzerinde düşünmüş. Şimdiki cahiller ise illeti bir kenara bırakmış, işin hikmetine bakıp öyle hükmetmiş. Bu sebeple, bunların içtihadı dünyevidir ve itibara alınmaz.

Üstad Hazretleri şöyle devam ediyor:

Bu zamanın efkârı, bizzat saadet-i dünyaya müteveccihtir. Şeriatın nazarı ise bizzat saadet-i uhreviyeye müteveccih olup bi’t-tabi dünyaya da nâzırdır. Çünkü dünya ahirete vesiledir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Mana açık olduğundan izahına gerek duymuyoruz. Sizler üzerinde tefekkürünüzü yaparsınız.

Metni bir daha okuyalım:

Beşincisi: Her şeyin, her hükmün vücuda gelmesi bir illete binaen olduğu gibi, bir maslahata dahi tabidir. Fakat maslahat illet değildir. Ancak tercih edici bir hikmettir. Bu zamanın efkârı, bizzat saadet-i dünyaya müteveccihtir. Şeriatın nazarı ise bizzat saadet-i uhreviyeye müteveccih olup bi’t-tabi dünyaya da nâzırdır. Çünkü dünya ahirete vesiledir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin