a
Ana SayfaHubab21. Kâfirlerin Müslümanlara ve ehl-i Kur’an’a düşman olmaları küfrün iktizasındandır…

21. Kâfirlerin Müslümanlara ve ehl-i Kur’an’a düşman olmaları küfrün iktizasındandır…

Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Kâfirlerin Müslümanlara ve ehl-i Kur’an’a düşman olmaları küfrün iktizasındandır. Çünkü küfür imana zıttır. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Üstad Hazretleri bu i’lemde kâfirlerin Müslümanlara düşman olmasının iki sebebini izah ediyor. Buradaki “kâfirler” lafzıyla sadece ateistleri anlamayalım. Bu lafzın manasına Yahudi ve Hristiyan olan Ehl-i kitap da dahildir. Zira onlar da kâfirdir.

Kâfirlerin Müslümanlara düşman olmasının birinci sebebi küfrün imana zıt olmasıdır. Biri siyah, diğeri beyazdır; biri kış, diğeri yazdır. Yani imanla küfür arasında her meselede bir fikir farkı vardır. Mesela:

– Müslümanlar “Kur’an Allah’ın kitabıdır.” der. Kâfirler -haşa- “Bir beşerin düzmecesidir.” der.

– Müslümanlar “Hazreti Muhammed (a.s.m.) Allah’ın peygamberidir.” der. Kâfirler -haşa- “O bir yalancıdır.” der.

– Müslümanlar “Allah birdir.” der. Kâfirlerin bir kısım “Allah yoktur.” der. Ehl-i kitap kısmı da “Allah tek değildir. Eşi ve evladı vardır.” der.

– Müslümanlar “İslam yegâne hak dindir.” der. Kâfirler -haşa- “İslam batıldır.” der.

– Müslümanlar “Yaşasın şeriat.” der. Kâfirler -haşa- “Kahrolsun şeriat.” der…

Bunlar gibi, kâfirler ile Müslümanlar itikadi her meselede birbirinin zıddıdır. Sadece itikadi meseleler de değil, her meselede birbirlerinin zıddıdır. Hayat felsefeleri farklıdır, dünyaya ve eşyaya bakışları farklıdır, yeme-içme adapları farklıdır, farklıdır da farklıdır…

— Bu kadar zıtlık içinde kâfir ve Müslüman birbirinin nasıl dostu olacak?

Olamaz! Olsa olsa ezelî düşman olurlar.

Üstad Hazretleri kâfirlerin Müslümanlara düşman olmasının ikinci sebebini şöyle izah ediyor:

Maahâzâ, Kur’an, kâfirleri ve âba ve ecdadlarını idam-ı ebedî ile mahkûm etmiştir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Kur’an’ın birçok ayetinde hem müşriklerin hem ateistlerin hem de Ehl-i kitabın cehennemde ebedî kalacağı beyan buyrulmuştur. Yani Kur’an onları ebedî cehenneme mahkûm etmiştir.

— Birisi evladınızın veya anne-babanızın cehennemde ebedî kalacağını ve Allah’ın onlara düşman olduğunu söylese siz onu sever misiniz?

Değil sevmek, ondan nefret edersiniz!

— Peki, kâfir kimse, hem kendisini hem de âba ve ecdadını ebedî cehenneme mahkûm eden bir dini ve bu dinin mensuplarını nasıl sever?

Asla sevmez! Sever gibi gözükse de içten içe kin ve nefret eder.

Üstadımız bu tahlili şu neticeye bağlıyor:

Binaenaleyh, Müslümanlar ile ülfet ve muhabbetleri mümkün olmayan kâfirlere muhabbet boşa gidiyor. Onların muhabbetiyle karşılaşılamaz. Onlardan medet beklenilemez. Ancak  حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكٖيلُ  diye Cenab-ı Hakk’a iltica etmek lazımdır. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Madem kâfirlerin Müslümanları sevmesi mümkün değildir ve bu, küfrün iktizasıdır; o hâlde onlara muhabbet beslemek ve onlardan medet ummak beyhudedir. Zaman da bu hükmün doğruluğunu ispat etmiştir. Kâfirlerin Müslümanlara nasıl kötülükler yaptığı ve nasıl düşmanlık gösterdiği herhâlde izahtan varestedir.

Bu durumda, Müslüman’a düşen  حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكٖيلُ  (Allah bize kâfidir. O ne güzel vekildir.) demek, kâfirlerin kapısında dilenci gibi beklemekten vazgeçmek ve ancak Allah’tan yardım istemektir.

Şimdi, Kur’an onları dost tutma hakkında ne diyor; buna bakalım:

وَلَنْ تَرْضٰى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ

Siz onların dinine tabi olmadıkça asla Yahudiler ve Hristiyanlar sizden razı olmaz. (Bakara 120)

هَا اَنْتُمْ اُولاَءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلاَ يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّهِ وَاِذَا لَقُوكُمْ قَالُوا آمَنَّا وَاِذَا خَلَوْا عَضُّوا عَلَيْكُمُ الْاَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِ

Sizler öyle kimselersiniz ki onlar sizi sevmediği hâlde siz onları seviyorsunuz. Eğer onlar sizinle karşılaşırsa, “Biz iman ettik.” derler. Yalnız kaldıklarında ise size olan öfkelerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. (Âl-i İmran 119)

يَا اَيُّهَا الَّذينَ آمَنُوا لاَ تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى اَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاِنَّهُ مِنْهُمْ

Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dostlar edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudur. Her kim onları dost edinirse şüphesiz o onlardandır. (Maide 51)

Kur’an bunlar gibi daha onlarca ayetiyle onları dost tutmamızı yasaklamış; Üstad Hazretleri de bu i’lemde onların niçin dostumuz olamayacağını iki sebeple izah etmiş. Hâl böyle iken, maatteessüf bir kısım Müslümanların onların dostluğu peşinde koştuğunu ve onlardan medet umduğunu hayretle görmekteyiz!

Onlara deriz ki: Çabanız beyhudedir! Çünkü küfür ve iman birbirine zıttır. Bir araya gelmeleri asla mümkün değildir. Hem siz dininizin hükümleriyle onları ve sevdiklerini ebedî cehenneme mahkûm etmişsiniz. Bu durumda onlardan size karşı bir muhabbeti nasıl beklersiniz? Ve size yardım edeceklerini nasıl düşünürsünüz?

Mütalaasını yaptığımın metni bir daha okuyalım:

İ’lem eyyühe’l-aziz! Kâfirlerin Müslümanlara ve ehl-i Kur’an’a düşman olmaları küfrün iktizasındandır. Çünkü küfür imana zıttır. Maahâzâ, Kur’an, kâfirleri ve âba ve ecdadlarını idam-ı ebedî ile mahkûm etmiştir.

Binaenaleyh, Müslümanlar ile ülfet ve muhabbetleri mümkün olmayan kâfirlere muhabbet boşa gidiyor. Onların muhabbetiyle karşılaşılamaz. Onlardan medet beklenilemez. Ancak  حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكٖيلُ  diye Cenab-ı Hakk’a iltica etmek lazımdır. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin