16. İnsanın bir akrabasına -mesela- okuduğu bir Fatiha-i Şerife’den hasıl olan sevapta…
Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın bir akrabasına -mesela- okuduğu bir Fatiha-i Şerife’den hasıl olan sevapta istifade etmekte bir ile bin müsavidir. Nasıl ki ağızdan çıkan bir lafzın işitilmesinde bir cemaat ile bir fert bir olur. Çünkü latif şeyler matbaa gibidir. Basılan bir kelimeden bin kelime çıkar. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)
İnsanın cevabını merak ettiği bir soru da şudur:
— Okuduğumuz Kur’an’ın sevabını bağışlarken ölülerimizin tamamına niyet ediyoruz. Acaba sevap ölülere bölünüyor mu yoksa her bir ölü sevabın tamamını mı alıyor?
Üstad Hazretleri mezkûr beyanıyla, sevabın bölünmediğini ve her bir ölüye aynı sevabın ulaştığını bildiriyor.
İbni Hacer Hazretleri bu konuda şöyle diyor:
— Ölülere okunan Kur’an’ın sevabı, bölünmeden tam olarak kendilerine ulaşır. Bu, Allah’ın geniş rahmetine en uygun olandır. (Buğyetu’l-Musterşidin, 297)
Şimdi bu hakikati şu misaller üzerinden akla yaklaştıralım:
1. Dünyada yedi milyar insan var. Her birinin bir radyosu olduğunu farz edelim. Hepsi aynı anda aynı radyo kanalını açsa, bir frekanstan yayınlanan ses tam yedi milyar kişiye aynı anda ulaşır. Ne bir karışıklık olur ne de bir zorluk.
2. Yeryüzünde bir milyar evin olduğunu farz edelim. Her evde bir televizyon olsa, hepsi aynı kanalı açsa, aynı canlı yayın bir anda bir milyar evde gözükür. Biri diğerine mâni olmaz.
3. Bazı illerimizde ezan tek bir merkezden okunuyor. Tek bir merkezden okunan ezan milyonlarca insanın kulağına aynı anda ulaşıyor. Hiçbir zorluk olmuyor.
4. Bir lambanın karşısına binlerce ayna koysak, her aynada bir lamba gözükür. Hiçbir zorluk ve karışıklık olmaz.
5. Güneşe karşı milyarlarca cam veya şeffaf şey koysak, güneş aynı anda milyarlar yerde temessül eder. Bir yere ulaşması diğer yere ulaşmasına mâni olmaz.
— Dünyada bu kadar örneğini gördükten sonra; Fatiha, Yasin ve Kur’an hatmi gibi şeylerin bir anda bütün ölülere ulaşmasını niçin akıldan uzak görelim?
— Bir Fatiha’nın milyonlarca ölüye aynı anda ulaşmasıyla, bir kanalda oynayan filmin milyonlarca evde aynı anda seyredilmesi arasında ne fark var?
— Yine bir Yasin-i şerifin milyarlarca ferde aynı anda ulaşmasıyla, bir radyo kanalından yapılan yayının milyarlarca kişiye aynı anda ulaşması arasında ne fark var?
— Yine nurani bir sevabın binlerce ruh aynasında aynı anda temessülüyle, bir lambanın binlerce aynada aynı anda temessülü arasında ne fark var?
Hiçbir fark yok! Birine kadir olan Allahu Teâlâ diğerine de kadirdir. Âmenna ve saddekna!
Üstad Hazretleri bu hakikatten şu neticeye ulaşıyor:
Ve keza, nurani şeylerde vahdet ile beraber tekessür olduğuna yani bir nurani şeyde bin sevap bulunduğuna bir işarettir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)
Kur’an’ın sevabının binler ferde aynı anda ulaşması gibi, diğer nurani şeylerde de vahdet ile birlikte bir tekessür (çoğalma) vardır. İşte bu sırdan dolayıdır ki bir ibadete bire on, bire yüz, bire yedi yüz, bire bin ve bire bir milyon sevap verilir. Çünkü ibadet nuranidir; vahdeti ile birlikte bir tekessürü vardır. Bir iken bir milyon olur ve sahibine bu kadar sevap kazandırabilir.
Günahlar ise nurani değil, kesiftir. Kesif oldukları için tekessür etmezler, bir iken bir olarak kalırlar.
Sevaba en az bire on karşılığın verilmesi, günahın ise bire bir yazılması işte bu sırdandır.
Şu meseleyi de belirtmek istiyorum: Selefiler ölüye Kur’an okunabileceğini inkâr etmekte ve bunu Ehl-i sünnet’in görüşü gibi anlatmaktadırlar. Bu fakir kardeşiniz, bu konuda özel bir eser kaleme almış ve ölüye Kur’an okunabileceğini delilleriyle ispat etmiştir. Bu esere sitemizin “Ehl-i Sünnet İtikadı” bölümünden ulaşabilirsiniz.
Şimdi, mütalaasını yaptığımız metni bir daha okuyalım:
İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın bir akrabasına -mesela- okuduğu bir Fatiha-i Şerife’den hasıl olan sevapta istifade etmekte bir ile bin müsavidir. Nasıl ki ağızdan çıkan bir lafzın işitilmesinde bir cemaat ile bir fert bir olur. Çünkü latif şeyler matbaa gibidir. Basılan bir kelimeden bin kelime çıkar.
Ve keza, nurani şeylerde vahdet ile beraber tekessür olduğuna yani bir nurani şeyde bin sevap bulunduğuna bir işarettir. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)
Yazar: Sinan Yılmaz