a
Ana SayfaHubab2. Ve keza, söylediğin o mübarek ve mukaddes kelamlara pek büyük yümünler, feyizler…

2. Ve keza, söylediğin o mübarek ve mukaddes kelamlara pek büyük yümünler, feyizler…

Hubab mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Ve keza, söylediğin o mübarek ve mukaddes kelamlara pek büyük yümünler, feyizler ve berekât-ı İlahiye terettüp eder. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

(Yümün: Feyiz, bereket / Terettüp: Ortaya çıkma, meydana gelme)

Allahu Teâlâ,  سُبْحَانَ اللَّهِ ، لاَ اِلٰهَ اِلَّا اللَّهُ ، اَلْحَمْدُ لِلَّهِ  gibi mübarek kelamların zikrine çok feyizler ve bereketler koymuştur. Bizler  اَلْحَمْدُ لِلَّهِ  kelamı üzerine biraz konuşalım; diğer kelimât-ı mübarekenin kıymetini araştırmayı sizlere havale edelim.

Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

لَوْ أَنَّ الدُّنْيَا كُلَّها بِحَذَافِيرِهَا فِي يَدِ رَجُلٍ مِنْ أُمَّتِي ثُمَّ قَالَ اَلْحَمْدُ لِلَّهِ لَكَانَتْ اَلْحَمْدُ لِلَّهِ أَفْضَلُ مِنْ ذلِكَ كُلِّهِ

Eğer bütün dünya, kenarı ve köşesiyle ümmetimden bir adamın elinde olsa, sonra o kişi  اَلْحَمْدُ لِلَّهِ  dese, elbette  اَلْحَمْدُ لِلَّهِ  (sözü) bütün dünyadan daha üstün olur. (Hakîm-i Tirmizî, Nevâdüru’l-Usul: 215)

Başka bir hadis-i şerif:

أَفْضَلُ الذِّكْرِ لَا اِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ وَأَفْضَلُ الدُّعَاءِ اَلْحَمْدُ لِلَّهِ

Zikrin en üstünü  لَا اِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ , duanın en üstünü de  اَلْحَمْدُ لِلَّهِ  dır. (Tirmizî: 3383)

Başka bir hadis-i şerif:

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ كَلِمَةُ الشُّكْرِ اِذَا قَالَ الْعَبْدُ اَلْحَمْدُ لِلَّهِ قَالَ اللَّهُ شَكَرَنِي عَبْدِي

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ  bir şükür kelimesidir. Kul  اَلْحَمْدُ لِلَّهِ  dediğinde, Allah “Kulum bana şükretti.” der. (Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensur: 1/30)

Başka bir hadis-i şerif:

اَلصَّلاَةُ شُكْرٌ وَالصِّيَامُ شُكْرٌ وَكُلُّ خَيْرٍ تَفْعَلُهُ لِلَّهِ شُكْرٌ وَأَفْضَلُ الشُّكْرِ اَلْحَمْدُ لِلَّهِ

Namaz bir şükürdür. Oruç bir şükürdür. Allah için yaptığın hayır bir şükürdür. Şükrün en üstünü ise  اَلْحَمْدُ لِلَّهِ  demektir. (Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensur: 1/31)

Başka bir hadis-i şerif:

التَّسبِيحُ نِصْفُ الْمِيزَانِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ تَمْلَؤُهُ وَلَا اِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ لَيْسَ لَهَا دُونَ اللَّهِ حِجَابٌ حَتَّى تَخْلُصَ إليه

سَبْحَانَ اللَّهِ  mizanın yarısıdır.  اَلْحَمْدُ لِلَّهِ  mizanı doldurur.  لَا اِلٰهَ إِلَّا اللَّهُ  için Allah’a varıncaya kadar hiçbir perde yoktur. (Yani hiçbir perde önüne çıkmadan doğrudan Allah’a ulaşır.) (Tirmizî, Daavat: 86; İbni Hanbel: 5/363, 365, 372)

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ  hakkında daha çok hadis-i şerif var. Biz bu kadarla iktifa ediyor ve diğer zikirlerin faziletini araştırmayı sizlere havale ediyoruz.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Ve keza, cumhur-u mü’minîn ve muvahhidînin o kelimât-ı mübarekeden kalben zevk ettikleri mâü’l-hayatı ve şarab-ı cenneti, sen de o mukaddes maşrapalardan içersin. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

(Cumhur-u mü’minîn: Müminler topluluğu / Muvahhidîn: Allah’ın birliğine inananlar)

Nasıl ki maddi hayatın devamı için suya ihtiyaç vardır ve insan bu suyu bir maşrapayla ve bardakla içer. Aynen bunun gibi, manevi hayatın devamı için de manevi bir suya ihtiyaç vardır. Kalp bu suyu bir maşrapa ve bardakla içmeli; hem zevk etmeli hem de feyze ve berekete mazhar olmalıdır.

İşte  اَلْحَمْدُ لِلَّهِ  gibi,  سَبْحَانَ اللَّهِ  gibi,  لاَ إلهَ إِلَّا اللَّهُ  gibi kelimât-ı mübareke manevi bardaklar hükmündedir. Bu mübarek bardaklara feyizler ve bereketler konulmuştur. Bu feyiz ve bereketler de kalbin mâü’l-hayatıdır. Yani kalp bu zikirlerin feyzi ve bereketiyle hayat bulur ve zevk eder. Yine bu kelamlar kalp için bir şarab-ı cennettir yani cennet şarabıdır.

Kim ki bu şarabı içe, manen hayat bulup zevk ede… Kim de bu şarabı döke, manen ölüp zarar ede…

Risale-i Nurları “anlamak için okumak” ile “amel etmek için okumak” arasındaki farka bu cümle güzel bir örnektir.

Anlamak için okuyanlar bu cümleyi okur ve geçerler. Amel etmek için okuyanlarsa şöyle düşünürler:

— Demek, bu mübarek kelamlarda çok feyiz ve bereketler varmış. Üstadımız bu zikirlerin kalpte bıraktığı zevki, mâü’l-hayata ve şarab-ı cennete benzetti. Ve dedi ki: Bu mâü’l-hayatı ve şarab-ı cenneti, sen de o mukaddes maşrapalardan içersin… Yani sanki bu kelamlar mukaddes bir bardak oldu; onlara terettüp eden feyiz ve bereketler de mâü’l-hayat ve şarab-ı cennet oldu. Kim ki bu feyiz ve bereketlere ulaşmak isterse bu maşrapalara sarılmalı ve kana kana içmeli. O hâlde bana düşen, bu zikirleri vird-i zeban yapmak ve her daim dilimi bu kelamlarla ıslak tutmaktır…

İşte amel etmek için okuyanlar böyle düşünür ve bu zikirleri vird-i zeban yaparlar. Anlamak için okuyanların ise bundan nasibi yoktur.

Rabbimiz bizleri amel etmek için okuyanlardan eylesin ve her öğrendiğimizi amele dökmekle bizleri nasibdar etsin. Âmin.

Bu dersimizde şu kısmı okuduk:

Ve keza, söylediğin o mübarek ve mukaddes kelamlara pek büyük yümünler, feyizler ve berekât-ı İlahiye terettüp eder.

Ve keza, cumhur-u mü’minîn ve muvahhidînin o kelimât-ı mübarekeden kalben zevk ettikleri mâü’l-hayatı ve şarab-ı cenneti, sen de o mukaddes maşrapalardan içersin. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin