a
Ana SayfaHubab1. İ’lem ey zikreden ve namaz kılan kardeş!

1. İ’lem ey zikreden ve namaz kılan kardeş!

Rabbimize hamdüsena ederek Hubab Risalesi’nin mütalaasına başlıyoruz. Rabbim bu eserden hakkıyla istifade edebilmeyi cümlemize nasip etsin.

Üstad Hazretleri bu risaleye şöyle başlıyor:

HUBAB

Kur’an-ı Hakîm’in ummanından

خُدَاىِ پُرْ كَرَمْ خُودْ مُلْكِ خُودْ رَامِي خَرَدْ اَزْ تُو بَرَاىِ تُو نِگَهْ دَارَدْ بَهَاىِ بِى گِرَانْ دَادَه

(Hâlık-ı Kerim kendi mülkünü senden satın alıyor; cennet gibi büyük bir fiyat veriyor. Hem o mülkü senin için güzelce muhafaza ediyor, kıymetini yükseltiyor. Yine sana hem baki hem mükemmel bir surette verecektir.)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

اَلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

İ’lem ey zikreden ve namaz kılan kardeş!

اَشْهَدُ اَنْ لَا اِلٰهَ اِلاَّ اللّٰهُ  ve  مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ  ve  اَلْحَمْدُ لِلَّهِ  gibi mübarek kelimeler ile ilan ettiğin bir hüküm ve iddia ettiğin bir dava ve işhad ettiğin bir itikad, lisanından çıkar çıkmaz milyonlarca müminlerin tasdik ve şehadetlerine iktiran eder. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

(İ’lem: Bil / İşhad: Şahit göstermek / İktiran etmek: Birleşmek)

İnsan bir davanın ispatında yalnız kalsa vesveseye düşebilir ve şüpheler ona hücum edebilir. Hatta gözüyle gördüğü bir olaya tek başına şahit olsa, “Ya yanlış gördüysem…” diyerek gördüğünden şüphe edebilir.

Basit bir meselede hâl böyle iken, Allah’ın varlığı, Hazreti Muhammed (a.s.m.)’ın Allah’ın peygamberi olması, bütün hamdlerin Allah’a mahsus olması gibi davalarda yalnız kalan insan şüpheye ve vesveseye maruz kalabilir.

İşte bu makamda Üstadımız, bu vesvese ve şüpheleri yok etmenin yolunu gösteriyor. Şöyle ki:

İnsan  اَشْهَدُ اَنْ لَا اِلٰهَ اِلاَّ اللَّهُ  “Şehadet ederim ki Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur.” dediğinde, hayalen bütün müminleri bir saf şeklinde karşısında dizer. Şu anda bu safta yaklaşık 1.5 milyar Müslüman vardır.

Sonra -eğer gücü yetiyorsa- bu hayalî safa, geçmişte yaşamış ve bu itikad üzere vefat etmiş müminleri de dâhil eder. Her asrın ahalisinin bu safa katılmasıyla hadsiz bir cemaat-i müminin oluşur.

Sonra da şöyle düşünür: Ben  اَشْهَدُ اَنْ لَا اِلٰهَ اِلاَّ اللَّهُ  sözümde ve davamda yalnız değilim. Bu saftaki bütün müminler aynı sözü söyler ve benimle aynı itikad üzeredir. Böyle bir cemaatin batıl bir davada ittifak etmesi ve hepsinin aynı anda yanılması mümkün değildir. Demek, davam ve sözüm haktır ve hakikattir.

Aynı muhakemeyi  مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ  “Muhammed Allah’ın resulüdür.” kelamında da yapar ve şöyle düşünür: Hazreti Muhammed (a.s.m.)’ın Allah’ın resulü olduğu meselesinde ben yalnız değilim. İşte şu cemaat-i uzma bu meselede müttefiktirler. Bir de bu cemaatin içinde allameler, müçtehidler, muhaddisler, müfessirler vs. var. Hadi ben cahilim yanıldım. İyi de bütün bu muhakkiklerin hepsinin yanılması ve batıl bir davada ittifak etmesi mümkün müdür? Demek, ben iddiamda yalnız değilim; bu büyük cemaat sözümün şahidi ve tasdikçisidir.

Aynı muhakeme,  اَلْحَمْدُ لِلَّهِ “Hamd Allah’a mahsustur.” kelamı ve diğer mübarek kelimeler için de geçerlidir. Bir söz, bir zikir ve bir dava müminin lisanından çıkar çıkmaz milyonlarca müminlerin tasdik ve şehadetlerine iktiran eder.

Üstadımız şöyle devam ediyor:

Ve keza, İslamiyet’in hak ve hakikat olduğuna ve hükümlerinin doğru ve sadık olduklarına delalet eden bütün deliller, şahitler, burhanlar, senin o davanın ve itikadının hak olduğuna delalet ederler. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Üstadımız bu beyanıyla, sözümüzün ve davamızın etrafına ikinci bir sur örüyor.

Birinci sur: Ümmet-i Muhammed’in diğer fertlerinin aynı sözü söylemesi ve bu cihetle o davaya şâhid-i sadık olmasıdır.

İkinci sur: İslamiyet’in hak ve hakikat olduğunu ispat eden bütün deliller, şahitler ve burhanların o davayı ispat etmesidir.

Mesela:  اَلْحَمْدُ لِلَّهِ  diyen kimse şöyle iddia etse:

—  اَلْحَمْدُ لِلَّهِ  davam haktır; delilim de şeriat-ı İslâmîyedir.

Onun bu sözü haktır ve doğrudur. Çünkü:

1. Şeriatın on dört asır boyunca insanların en az dörtte birini adaletle ve hakkaniyet üzere idare etmesi, şeriat-ı İslâmîyenin ümmî bir zattan sudurunu imkânsız kılar.

2. Madem şeriatın ümmî bir zattan suduru mümkün değildir, o hâlde şeriatın hükümleri mahz-ı vahiydir.

3. Eğer şeriatın hükümleri mahz-ı vahiyse ve Allah tarafından bildirilmişse -ki bizim böyle olduğundan şüphemiz yoktur- o hâlde İslam dini haktır ve hakikattir. Çünkü şeriat İslam dininin hukuk sistemidir.

4. Eğer İslam dini haksa, o hâlde  اَلْحَمْدُ لِلَّهِ  sözüyle ilan ettiğim davam da haktır. Çünkü bu dava İslam’ın davasıdır.

Gördüğünüz gibi, İslam’ın hak olduğunu ispat eden bir delil, aynı zamanda  اَلْحَمْدُ لِلَّهِ  sözünün de hak olduğunu ispat etti. Bu durum diğer deliller ve diğer kelimât-ı mübareke için de geçerlidir.

Bu şuna benzer: Bir ağacın hayattar olması meyvesinin de hayattar olmasını iktiza eder. Eğer ağacın hayatı ispat edilirse meyvenin hayatı da ispat edilmiş olur. Zira ağaç hayattar ise meyveleri ölü olamaz. Bu durumda, ağacın hayatı için gösterilen bütün deliller aynı zamanda meyvenin hayatı için de gösterilmiş gibidir.

Aynen bunun gibi, İslam dini de bir şecere-i mübarekedir. Mezkûr kelimât ise bu ağacın meyveleri hükmündedir. Nasıl ki ağacın hayatını ispat eden deliller aynı zamanda meyvelerin hayattar olduğunu ispat ediyordu; aynen bunun gibi, İslam’ın hak din olduğunu ispat eden bütün deliller de mezkûr kelimât-ı mübarekenin hak olduğunu ispat ediyor. Çünkü bu kelimeler İslam dininin şiarıdır.

Bu ders ile Hubab Risalesi’ne bir giriş yaptık. Rabbim girdiğimiz gibi bitirmeyi de nasip etsin. Mütalaasını yaptığımız bölümü bir daha okuyarak dersimizi tamamlayalım.

İ’lem ey zikreden ve namaz kılan kardeş!

اَشْهَدُ اَنْ لَا اِلٰهَ اِلاَّ اللّٰهُ  ve  مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ  ve  اَلْحَمْدُ لِلَّهِ  gibi mübarek kelimeler ile ilan ettiğin bir hüküm ve iddia ettiğin bir dava ve işhad ettiğin bir itikad, lisanından çıkar çıkmaz milyonlarca müminlerin tasdik ve şehadetlerine iktiran eder.

Ve keza, İslâmiyet’in hak ve hakikat olduğuna ve hükümlerinin doğru ve sadık olduklarına delalet eden bütün deliller, şahitler, burhanlar, senin o davanın ve itikadının hak olduğuna delalet ederler. (Mesnevi-i Nuriye, Hubab)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin