1. İhtar: Besmelenin rahmet noktasında parlak bir nuru, sönük aklıma uzaktan göründü…
Cenab-ı Hakk’ın izni ve inayetiyle, “On Dördüncü Lem’a’nın İkinci Makamı”nın mütalaasına başlıyoruz. Rabbimiz, besmelenin sırlarına dair yazılan bu eserden tam istifadeyi bizlere nasip etsin. Manayı bize açsın, ruhumuza işletsin, kalbimize hissettirsin ve öğrendiklerimizle amel etmeyi nasip etsin. İnayet ve tevfik Allah’tandır.
ON DÖRDÜNCÜ LEM’A’NIN İKİNCİ MAKAMI
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ in binler esrarından altı sırrına dairdir.
İhtar: Besmelenin rahmet noktasında parlak bir nuru, sönük aklıma uzaktan göründü. Onu kendi nefsim için nota suretinde kaydetmek istedim. Ve yirmi otuz kadar sırlar ile o nurun etrafında bir daire çevirmekle avlamak ve zapt etmek arzu ettim. Fakat maatteessüf şimdilik o arzuma tam muvaffak olamadım. Yirmi otuzdan beş altıya indi. (14. Lem’a 2. Makam)
(Maatteessüf: Ne yazık ki)
Bu ifade ispat ediyor ki: Risale-i Nurlar başka eserlerden iktibas suretiyle yazılmamıştır. Risale-i Nurlar, kalbe gelen ilham suretiyle yazılmış ilhamî eserlerdir. Elbette kelime kelime ilham olmuş değildir. Bir mana Üstad Hazretlerinin kalbine ilham olmuş; Üstad Hazretleri de kalbine ilham olunan o manaya kelam elbisesini giydirmiş.
Yine Üstadımız dedi ki: Besmelenin rahmet noktasında parlak bir nuru, sönük aklıma uzaktan göründü… Yirmi otuz kadar sırlar ile o nurun etrafında bir daire çevirmekle avlamak ve zapt etmek arzu ettim. Fakat maatteessüf şimdilik o arzuma tam muvaffak olamadım. Yirmi otuzdan beş altıya indi.
Bu ifadeden anlıyoruz ki: Üstad Hazretleri kendisine ilham olunan hakikatleri bazen tam kaydedemiyor. Bir nuru ve hakikati görüyor; bazen tamamını kaydediyor, bazen bizim nasibimiz olacak kadarını kaydediyor.
Bundan da anlıyoruz ki: Üstad Hazretlerinin ilmi Risale-i Nurların ötesinde bir ilim. İlminin bir kısmını kader-i İlahînin tensibiyle kaydetmiş, bir kısmını kaydetmesine ise izin verilmemiş. Mesela besmelenin sırlarına dair kendisine 20-30 sır açılmış, ancak bizimle sadece altısını paylaşabilmiş.
“Ey insan!” dediğim vakit nefsimi murad ediyorum. (14. Lem’a 2. Makam)
Üstad Hazretleri kendi nefsini muhatap aldığı gibi, bizler dahi kendimizi muhatap almalı ve Risale-i Nurları şu usulle okumalıyız:
Evvela Risale-i Nurları kendimize yazılmış mektuplar hükmünde görmeliyiz. Sanki sorularımızın cevaplarını ve dertlerimizin dermanını bulmak için Üstad Hazretlerinin kapısını çalmışız da Üstad Hazretleri de kapıyı açmış, bizi içeri davet etmiş, bize özel bir ders yapmış; yaptığı dersi unutmayalım diye de bir kâğıda yazmış ve elimize tutuşturmuş gibi hissetmeliyiz.
Ben kendi hakkımda şöyle diyorum: Eski Sinan Risale-i Nur sohbetlerini başkası için yapıyor, yazdıklarını da başkası için yazıyordu. Sanki kendisi müstağni ve manevi yaraları yokmuş gibi kendini pek muhatap almıyordu.
Yeni Sinan ise sadece nefsiyle konuşuyor ve mütalaayı kendini muhatap ederek yapıyor. Sanki vesveseye ve şüpheye düşmüş, manevi yarasını hissetmiş, Üstad Hazretlerinin kapısını çalmış. Üstad Hazretleri de kapıyı açıp, “Buyur evladım.” demiş. Sinan derdini Hazreti Üstada anlatmış. Üstad Hazretleri de ona bir risale uzatıp, “Şifan bundadır. Nefsini muhatap ederek mütalaa eyle. İnşallah aradığını bulacaksın.” demiş. Sinan da o eseri almış, mütalaaya başlamış…
İşte yeni Sinan Risale-i Nurlara böyle bakıyor ve sadece nefsi için okuyor. Yazarak daha iyi mütalaa ettiği için de yazıyor, gönlüne gelen manaları kâğıda döküyor. Sonra da belki onun gibi muhtaç birisi vardır diye sitesine ekliyor. Kaç kişinin okuduğuna bakmıyor. Yeni Sinan için ha bir kişi okumuş ha bin kişi; fark etmiyor. Çünkü nazarı nefsinde, başkalarıyla uğraşmıyor.
Bu ders kendi nefsime has iken ruhen benimle münasebettar ve nefsi nefsimden daha hüşyar zatlara belki medar-ı istifade olur niyetiyle, On Dördüncü Lem’a’nın İkinci Makamı olarak müdakkik kardeşlerimin tasviplerine havale ediyorum. (14. Lem’a 2. Makam)
(Münasebettar: Bağlantılı / Hüşyar: Uyanık / Müdakkik: Dikkatle inceleyen / Tasvip: Uygun bulma)
Şu iki ifadeye dikkat edelim:
— Ruhen benimle münasebettar
— Nefsi nefsimden daha hüşyar
Risale-i Nurlardan en çok istifade edenimiz, ruhu Üstad Hazretlerinin ruhuna en yakın ve nefsi en hüşyar olanımızdır.
Bir eserden hakkıyla istifade etmenin birinci adımı, o eserin müellifinin, o eseri yazdığı hengâmdaki ruh hâline yakın olmaktır. Eğer bizler Risalelerden istifade etmek istiyorsak Üstad Hazretlerine manen yaklaşmalıyız. Üstadımız bir risaleyi minare başında yazmışsa, okurken minare başına çıkmalı; kuyu dibinde yazmışsa, kuyu dibine inmeliyiz.
Demek, besmelenin sırrına dair yazılan bu risaleden tam istifade edebilmek için ilk önce ruhen Üstadımıza yaklaşmalı ve onun hissettiğini hissetmeliyiz.
İstifadenin ikinci şartı, nefsi uyandırmak ve gafletle değil hüşyar bir hâlde okumaktır. Üstadımız tevazu gösterdi, “Nefsi nefsimden daha hüşyar” dedi. Elbette nefsimizin Üstad Hazretlerinin nefsinden daha hüşyar olması mümkün değil. Bizler nefsimizi ne kadar uyandırabilsek bunu kâr bilmeli ve bu risaleyi -kendi çapımızda- hüşyar bir nefisle mütalaa etmeliyiz.
Bu ders akıldan ziyade kalbe bakar, delilden ziyade zevke nâzırdır. (14. Lem’a 2. Makam)
Bazı risaleler vardır, akla hitap eder; bazı risaleler vardır, kalbe hitap eder; bazı risaleler vardır, hem akla hem kalbe hitap eder. Bu risale akıldan ziyade kalbe bakıyormuş; delilden ziyade zevke nâzırmış.
Bunu bilmek ve mütalaayı buna göre yapmak gerekir. Yoksa zevk hissetmemiz gereken yerde delil arar, zevkten mahrum oluruz. Kalbe hitap eden bir yerde aklı muhatap yapar, kalbin hissesinden mahrum kalırız.
Madem her risale bir seyr-i süluktür; o hâlde bizler bu risaledeki sülukümüzü kalp ile yapmalı, aklı bir parça kenara koyup kalben yola çıkmalı ve delilden ziyade zevke nazar etmeliyiz.
Şimdi, mütalaasını yaptığımız kısmı bir daha okuyalım:
ON DÖRDÜNCÜ LEM’A’NIN İKİNCİ MAKAMI
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ in binler esrarından altı sırrına dairdir.
İhtar: Besmelenin rahmet noktasında parlak bir nuru, sönük aklıma uzaktan göründü. Onu kendi nefsim için nota suretinde kaydetmek istedim. Ve yirmi otuz kadar sırlar ile o nurun etrafında bir daire çevirmekle avlamak ve zapt etmek arzu ettim. Fakat maatteessüf şimdilik o arzuma tam muvaffak olamadım. Yirmi otuzdan beş altıya indi.
“Ey insan!” dediğim vakit nefsimi murad ediyorum. Bu ders kendi nefsime has iken ruhen benimle münasebettar ve nefsi nefsimden daha hüşyar zatlara belki medar-ı istifade olur niyetiyle, On Dördüncü Lem’a’nın İkinci Makamı olarak müdakkik kardeşlerimin tasviplerine havale ediyorum.
Bu ders akıldan ziyade kalbe bakar, delilden ziyade zevke nâzırdır.
Yazar: Sinan Yılmaz