a
Ana SayfaOn Dördüncü Lem'a İkinci Makam8. Şu hadsiz kâinatı şenlendiren bilmüşahede rahmettir…

8. Şu hadsiz kâinatı şenlendiren bilmüşahede rahmettir…

On Dördüncü Lem’a’nın İkinci Makamını mütalaa ediyoruz. Kaldığımız yerden devam edelim:

ÜÇÜNCÜ SIR

Şu hadsiz kâinatı şenlendiren bilmüşahede rahmettir. (14. Lem’a 2. Makam)

(Bilmüşahede: Gözle görür şekilde)

Yeryüzünü şöyle hayal edelim:

Bir kısım hayvanatın gözü yok, bir kısmının ayakları yok… Kuşlar kanatsız, balıklar yüzgeçsiz… Ağaçlar kurumuş, toprak ölmüş… Ne kaynayan sular var ne buluttan akan yağmur… Âdeta her varlık bir dert ile inliyor, bir sıkıntıyla kıvranıyor. Böyle bir dünyada yaşamak ne kadar zor olurdu değil mi?

— Peki, mahlukata cihazlarını takan; kuşa kanat, balığa yüzgeç veren; ağaçları rahmetinin eli, toprağı nebatatın kazanı yapan; suları kaynatan, buluttan yağmuru indiren ve her varlığa hususi ihsanlarda bulunan kimdir?

Elcevab: Allah’tır.

– O’dur rahmetiyle şu hadsiz kâinatı şenlendiren.

– O’dur mahlukata göz, kulak, dil gibi cihazlar veren.

– O’dur zehirli bir böceğe balı yaptıran ve elsiz bir böceğe ipeği dokutan.

– O’dur ağaçların dallarını rahmetinin eli yapan ve o elle hadsiz meyveleri bizlere sunan.

– O’dur Güneş’i bir soba ve lamba, Ay’ı bir kandil ve yıldızları dünya evimizin mumları yapan.

– O’dur yeryüzünü bir beşik ve semayı evimizin damı yapan…

Bütün bunlar Allah’ın rahmetiyle olmuştur. “Şu hadsiz kâinatı şenlendiren bilmüşahede rahmettir.” ifadesindeki “rahmet” ile “Allah’ın rahmeti” kastedilmiştir. Yani takdir-i kelam şöyledir: “Şu hadsiz kâinatı şenlendiren bilmüşahede Allah’ın rahmeti ve Rahîm ismiyle âleme tecelli etmesidir.”

Eğer ism-i Rahîm tecellisini bir çekse ve Allah rahmetini bir kesse, âlem bir mâtemhane olur, şenlik kaybolur, hakikatler zıtlarına inkılâp eder.

Ve bu karanlıklı mevcudatı ışıklandıran bilbedahe yine rahmettir. (14. Lem’a 2. Makam)

(Bilbedahe: Açık bir şekilde)

Eğer Allah’ın rahmeti olmasaydı âlem vücut bulmaz ve yokluğun karanlığında kalırdı. Eğer vücut bulduktan sonra Allah rahmetini kesip merhametiyle muamele etmeseydi, bu sefer de bütün memleket bir mâtemhane-i umumi şeklini alırdı. Her mahluk ümitsizce ağlayan bir yetim ve âciz bir zavallı olurdu.

Gerçi rahmet tecellisini bir çekse, âciz bir zavallı olmaya dahi fırsat bulamaz; o anda yok olur gider. Bizim sözümüz, rahmetin nisbî olarak çekilmesine dair. Yoksa rahmet tamamıyla çekilirse varlık ademe düşer, kâinat o anda yok olur. Zira varlığı ayakta tutan ve eşyaya vücut veren, rahmetin tecellisidir.

Evet, Cenab-ı Hak rahmetiyle tecelli etti de âlem yokluktan varlığa çıktı ve varlığın nuruyla nurlandı. Mevcudat o rahmetin tecellisiyle ışıklandı. Her şey mana kazandı, esmâ-i hüsnanın şirin bir kitabı oldu.

Bu dersimizde şu iki cümlenin mütalaasını yaptık:

Şu hadsiz kâinatı şenlendiren bilmüşahede rahmettir. Ve bu karanlıklı mevcudatı ışıklandıran bilbedahe yine rahmettir. (14. Lem’a 2. Makam)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin