a
Ana SayfaOn Dördüncü Lem'a İkinci Makam29. Fakat nasıl sen güneşe yetişemiyorsun, çok uzaksın, hiçbir cihetle yanaşamıyorsun…

29. Fakat nasıl sen güneşe yetişemiyorsun, çok uzaksın, hiçbir cihetle yanaşamıyorsun…

On Dördüncü Lem’a’nın İkinci Makamını mütalaa ediyoruz. Kaldığımız yerden devam edelim:

Fakat nasıl sen güneşe yetişemiyorsun, çok uzaksın, hiçbir cihetle yanaşamıyorsun. Fakat güneşin ziyası güneşin aksini, cilvesini senin âyinen vasıtasıyla senin eline verir. Öyle de o Zat-ı Akdes’e ve o Şems-i Ezel ve Ebed’e biz çendan nihayetsiz uzağız, yanaşamayız. Fakat O’nun ziya-i rahmeti, O’nu bize yakın ediyor.” (14. Lem’a 2. Makam)

(Çendan: Her ne kadar)

Üstad Hazretleri, bizim Allah’a olan uzaklığımıza ve Allah’ın bize olan yakınlığına güneş misalini verdi. Bizler güneşe 150 milyon kilometre uzağız. Güneş ise bize göz bebeğimizden daha yakın. Güneşin ziyası, güneşin aksini ve cilvesini göz bebeğimize ulaştırıyor; bize bizden daha yakın oluyor. Ya da elimizdeki bir aynada cilvesini gösteriyor, aksini ve cilvesini elimize veriyor.

Aynen bunun gibi, bizler de Allah’a nihayetsiz uzağız. Allahu Teâlâ ise esmasının tecellisi cihetiyle bize şah damarımızdan daha yakın.

Şunu da ifade edelim: Güneş misali, bizim Allah’a nihayetsiz uzak, Allah’ın ise bize nihayetsiz yakın olmasına sadece bir temsildir. “Allah’a uzak olmamız” ifadesini, sanki Allah uzak bir yerde de bu sebeple biz Allah’a uzağız şeklinde anlamamalıyız. Zira Allah bir yerde değildir ki aramızda bir mesafe ve uzaklık olsun.

Bu hakikat belki de Allah hakkında kavramakta zorlandığımız en derin hakikattir. Zaman ve mekânla kayıtlı olan insanın, Allah’ın zaman ve mekândan münezzeh oluşunu hakkıyla kavraması mümkün değildir. Belki bu hakikati akla şöyle yaklaştırabiliriz:

Size sorsam:

— Allah ezelî midir?

Elbette cevap olarak dersiniz ki:

— Evet, Allah ezelîdir. Yani sonradan var olmamış, başkası tarafından yaratılmamış, bizatihi kaimdir.

Şimdi şöyle sorsam:

— Peki, madde ezelî midir?

Buna da cevap olarak dersiniz ki:

— Hayır, madde ezelî değildir. Madde Allah tarafından yaratılmış ve sonradan var olmuştur.

Şimdi en önemli soruyu soruyorum:

— Allah ezelî, madde ise ezelî olmadığına göre, Allah ezelde neredeydi?

Buna verilebilecek tek cevap şudur:

— Allah mekândan münezzehtir. Zatıyla hiçbir mekânda olmadığı hâlde, isim ve sıfatlarıyla her yerdedir.

Bunu kabul etmeyen ve Allah’a mekân isnat eden, maddenin ve mekânın da ezelî olduğunu kabul etmek zorunda kalır. Çünkü ezelî olan bir zat sonradan var olan bir mekânla kaim olamaz. Ezelî zat ya mekândan münezzeh olmalı ya da mekân ve madde de ezelî olmalı. Bunun başka bir yolu yok!

Dolayısıyla, O Zat-ı Akdes’e ve o Şems-i Ezel ve Ebed’e biz çendan nihayetsiz uzağız, yanaşamayız.” sözünü, “Allah çok uzakta da biz O’na ulaşamayız.” şeklinde anlamamalıyız. Zira Allahu Teâlâ hiçbir mekânda değildir. Üstad Hazretlerinin verdiği güneş misali sadece hakikati akla yaklaştırmak için bir temsildir.

Yine Üstadımız, O’nun ziya-i rahmeti, O’nu bize yakın ediyor.” dedi. Bu cümlenin manası şudur:

Güneşin ziyasıyla eşyaya yakın olması gibi, Allahu Teâlâ da bizlere isimlerinin tecellisi cihetiyle yakındır. Bizleri isimlerinin cilvesine mazhar eden ve bu yakınlığı sağlatan da Allah’ın rahmetidir. Rahmet-i İlahiyenin ziyası Allah’ı bize yakın ediyor. Yani esmâ-ı İlahiye, Allah’ın rahmeti sebebiyle tecelli ediyor; bu tecelliyle de esmasının tezahürü cihetiyle Allah bize yakın oluyor. Eğer Allah’ın rahmeti olmasaydı biz olmazdık. Biz olmayınca da yakınlık diye bir şey mevzubahis olmazdı.

Mütalaasını yaptığımız metni bir daha okuyalım:

Fakat nasıl sen güneşe yetişemiyorsun, çok uzaksın, hiçbir cihetle yanaşamıyorsun. Fakat güneşin ziyası güneşin aksini, cilvesini senin âyinen vasıtasıyla senin eline verir. Öyle de o Zat-ı Akdes’e ve o Şems-i Ezel ve Ebed’e biz çendan nihayetsiz uzağız, yanaşamayız. Fakat O’nun ziya-i rahmeti, O’nu bize yakın ediyor.” (14. Lem’a 2. Makam)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin