6. İkinci sır: Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan, hadsiz kesret-i mahlukatta tezahür eden vahidiyet içinde…
On Dördüncü Lem’a’nın İkinci Makamını mütalaa ediyoruz. Kaldığımız yerden devam edelim:
İKİNCİ SIR
Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan, hadsiz kesret-i mahlukatta tezahür eden vahidiyet içinde ukûlü boğmamak için daima o vahidiyet içinde ehadiyet cilvesini gösteriyor. (14. Lem’a 2. Makam)
(Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan: İfadesi, benzerini getirmede herkesi âciz bırakan Kur’an / Kesret-i mahlukat: Mahlukatın çokluğu / Ukûl: Akıllar)
Vahidiyet ve ehadiyet kavramlarının izahını daha önce yapmıştık. Bu makamda farklı bir şekilde bir daha izah edelim:
Gökyüzü geniş bir ölçekte esmâ-i İlahiyenin tecellisine mazhardır. Mesela:
– Yoktan yaratılması ile “Hâlık, Fâtır, Mucid, Mükevvin” isimlerine aynadır.
– Temizliği ile “Kuddûs” ismine aynadır.
– Kusursuzluğu ile “Bâri” ismine aynadır.
– Büyüklüğü ile “Azim” ismine aynadır.
– Hikmete mazhariyetle “Hakîm” ismine aynadır.
– Bir kudretin ve kuvvetin izini göstermekle “Kaviyy, Kadir, Muktedir” isimlerine aynadır.
– Maddesiz ve örneksiz yaratılması ile “Mübdi” ismine aynadır.
– Direksiz durmasıyla “Kayyum” ismine aynadır.
Daha bunlar gibi onlarca isme aynadır ve mazhardır. İşte geniş ölçekteki bu mazhariyet, Allah’ın vahidiyetinin bir tecellisidir. Ancak vahidiyetin bu geniş ölçekteki tecellisini tefekkür edebilmek için sema ölçeğinde bir nazar ve fikir lazımdır. Bu ise ekser insanda yoktur. Yokluğu sebebiyle, kişi semada tecelli eden vahidiyeti tefekkür ederken zorlanır, bazen de boğulur.
İşte Cenab-ı Hak, fikirler zorlanmasın ve boğulmasın diye, semada tecelli eden esmasıyla semadaki küçük bir cisimde de tecelli eder. O küçük cisim, esmâ-ı İlahiyeye mazhariyet noktasında âdeta bir sema olur. Semada büyük ölçekte tecelli eden isimler onda küçük bir ölçekte tecelli eder.
İşte esmâ-i hüsnânın bir cisimde, küçük bir ölçekte tecelli etmesi ehadiyetin tecellisidir. Allahu Teâlâ, isimlerinin tefekkür ve seyrinden mahrum kalmamamız için, kâinatta tecelli eden isimleriyle bir çiçekte, bir kuşta, bir balıkta tecelli etmiş ve onları bizlerin mütalaasına ve seyrine sunmuş.
Buraya kadar yaptığımız izahla şunlar anlaşıldı:
1. Vahidiyet tecellisi, gökyüzü ve yeryüzü gibi küllî mahlukatta, esmâ-i İlahiyenin büyük ölçekteki tecellisidir.
2. Ehadiyet tecellisi, küçük mahlukatın, âlemde tecelli eden isimlere ayna olması ve o isimleri küçük bir ölçekte kendinde göstermesidir.
3. Vahidiyet tecellisini tefekkür edebilmek için geniş bir nazar ve muhit bir fikir lazımdır. Bu ise herkeste bulunmaz. Bu sebeple kişi vahidiyet tecellisini tam tefekkür edemez.
4. Ehadiyet tecellisini tefekkür ve seyir ise kolaydır. Çünkü bu tecelli küçük bir mahlukta, esmanın küçük ölçekteki bir tecellisidir.
Şimdi, Üstadımız dedi ki: Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan, hadsiz kesret-i mahlukatta tezahür eden vahidiyet içinde ukûlü boğmamak için daima o vahidiyet içinde ehadiyet cilvesini gösteriyor.
Bir örnekle meseleyi izah edelim. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Hakîm’de şöyle buyurmuş:
إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِي تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاء مِنْ مَاءٍ فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخِّرِ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ لآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Şüphesiz semavatın ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara faydası olan şeyleri denizde taşıyıp giden gemilerde, Allah’ın gökten bir su indirip onunla yeri ölümünden sonra diriltmesinde, yeryüzüne hayvanları yaymasında, rüzgârları değişik yönlerden estirmesinde, gök ile yer arasında musahhar olan bulutta, elbette akleden bir kavim için ayetler vardır. (Bakara 164)
Ayetin başındaki “Şüphesiz semavatın ve yerin yaratılışında” ifadesi vahidiyet tecellisine dikkat çekmektedir. Gökler ve yer, Cenab-ı Hakk’ın varlığının ve birliğinin hadsiz delillerine mazhardır. Ancak bu büyük ölçekteki delilleri okumak herkesin işi değildir. Fikir daralır, dikkat dağılır ve ihata zorlaşır.
İşte Kur’an, fikir zorlanmasın diye vahidiyet içinde tecelli-i ehadiyeti gösterir. Ayetin devamında gelen:
– Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişi,
– Gemilerin denizde akıp gitmesi ve insanlara faydası olan şeyleri taşıması,
– Gökten bir su indirilmesi ve bu suyla ölü toprağa hayat verilmesi,
– Hayvanların yeryüzüne yayılması,
– Rüzgârların bir hikmet ve intizamla esmesi,
– Bulutların yer ve gök arasında asılı durması birer ehadiyet tecellisidir.
İşte Kur’an, vahidiyet içinde her daim ehadiyet cilvesini gösterir. Ta ki akıllar boğulmasın, fikirler dağılmasın, mütalaa bozulmasın ve nazarlar zorlanmasın.
Mütalaasını yaptığımız cümleyi bir daha okuyalım:
Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan, hadsiz kesret-i mahlukatta tezahür eden vahidiyet içinde ukûlü boğmamak için daima o vahidiyet içinde ehadiyet cilvesini gösteriyor. (14. Lem’a 2. Makam)
Yazar: Sinan Yılmaz