a
Ana SayfaOn Dördüncü Lem'a İkinci Makam30. İşte ey insan! Bu rahmeti bulan, ebedî tükenmez bir hazine-i nur buluyor…

30. İşte ey insan! Bu rahmeti bulan, ebedî tükenmez bir hazine-i nur buluyor…

On Dördüncü Lem’a’nın İkinci Makamını mütalaa ediyoruz. Kaldığımız yerden devam edelim:

İşte ey insan! Bu rahmeti bulan, ebedî tükenmez bir hazine-i nur buluyor. (14. Lem’a 2. Makam)

Herkesin gönlünde büyük bir hazine ve define bulma sevdası vardır. Hatta bir kısım insanlar bütün ömürlerini bu yolda harcar; hayalî hazineler için hayatlarını tehlikeye atarlar.

Faraza bulsalar da buldukları fâni bir definedir. Vakti geldiğinde ya define onu terk eder ya o, defineyi terk eder.

Üstad Hazretleri burada ebedî ve tükenmez bir hazineden bahsediyor. Adına da “hazine-i nur” diyor. Yani bu hazine, dünyanın öyle fâni cevherlerinden oluşmuyor. Bu hazine nurdan müteşekkil… Onu bulan nura kavuşuyor, o nur ile nurlanıyor ve ebedî bir nur kazanıyor.

— Peki, bu hazine-i nuru bulmak için ne yapmak gerekiyor?

Elcevab: Rahmet-i İlahiyeyi bulmak gerekiyor. Rahmeti bulan, ebedî ve tükenmez bu hazine-i nuru buluyor.

Şimdi, rahmeti bulan, hazine-i nuru buluyor. Peki, rahmeti nasıl bulacağız?

Üstad Hazretleri yolu şöyle gösteriyor:

O hazineyi bulmanın çaresi… (14. Lem’a 2. Makam)

Üstadımız burada, “o rahmeti bulmanın çaresi” demeyip, “o hazineyi bulmanın çaresi” dedi. Hâlbuki hazineyi bulmanın çaresini Bu rahmeti bulan” sözüyle göstermişti. Bu rahmeti bulan, hazine-i nuru buluyordu.

Bu durumda, “o hazineyi bulmanın çaresi…” ifadesi, “Bu rahmeti bulup, o hazine-i nura kavuşmanın çaresi” manasında olmalıdır. Yani mesele şöyledir:

Rahmeti bulan, hazine-i nuru buluyor. Peki, rahmeti nasıl bulacağız? Rahmeti bulmanın en kısa yolu nedir?

İşte “o hazineyi bulmanın çaresi…” ifadesiyle, bu rahmeti bulup o hazine-i nura kavuşmanın yolu gösteriliyor. O yol da şudur:

Rahmetin en parlak bir misali ve mümessili ve o rahmetin en beliğ bir lisanı ve dellalı olan ve Rahmeten li’l-âlemîn ünvanıyla Kur’an’da tesmiye edilen Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın sünnetidir ve tebaiyetidir. Ve bu Rahmeten li’l-âlemîn olan rahmet-i mücessemeye vesile ise salavattır. (14. Lem’a 2. Makam)

(Tesmiye edilen: İsimlendirilen / Tebaiyet: Tabi olma)

Üstad Hazretleri, Peygamberimiz (a.s.m.)’ı beş sıfatla vasfetti:

1. Rahmetin en parlak bir misali olması: Misal “numune” ve “somut örnek” manasındadır. Nasıl ki Efendimiz (a.s.m.) Kur’an’ın tarif ettiği ahlak-ı haseneye bir misaldir. Aynen bunun gibi, rahmet-i İlahiyenin de en parlak bir misalidir.

2. Rahmetin mümessili olması: Mümessil “temsil eden” ve “vekil” manasındadır. Nasıl ki firmaların mümessili oluyor, o firmayı tanıtıyor; Peygamberimiz (a.s.m.) da rahmet-i İlahiyenin mümessili olmuş, o rahmeti tanıtmış ve temsil etmiş.

3. Rahmetin en beliğ bir lisanı ve dellalı olması: Beliğ “belagat ilminin inceliklerini bilen, maksadını noksansız ve güzel sözlerle anlatabilen kimse” demektir. Dellal da “ilan eden” ve “yüksek sesle bildiren” manasındadır. Peygamberimiz (a.s.m.) hadis-i şerifleriyle, Allah’ın rahmetini beliğ bir surette anlatmış ve bu rahmeti inse ve cinne ilan etmiş. Allah’ın rahmetiyle ilgili hadis-i şerifleri incelerseniz bu hakikati tasdik edersiniz.

4. Rahmeten li’l-âlemîn ünvanıyla Kur’an’da tesmiye edilmesi: Kur’an’da şöyle buyrulmaktadır:

وَمَا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ

“Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya 107)

Bu ayetin tesmiyesiyle Peygamberimiz (a.s.m.) “Rahmeten li’l-âlemîn” ünvanını almıştır.

5. Rahmet-i mücesseme olması: Rahmet-i mücesseme “cisim hâline gelmiş rahmet” demektir. Yani soyut bir kavram olan rahmeti tecessüm ettirsek, onu cisim hâline soksak Hazreti Muhammed (a.s.m.) olurdu. Peygamberimiz (a.s.m.) rahmetin tecessüm etmiş hâlidir.

Aslında buradaki her bir maddeyi siyer-i nebîden örneklerle anlatmak lazım. Mesela son madde olan, Peygamberimiz (a.s.m.)’ın rahmet-i mücesseme olmasına dair ne kadar çok misal var… Mekke’nin fethinde müşriklere karşı muamelesi, Hazreti Hamza’yı öldüren Hazreti Vahşi’ye muamelesi, diğer sahabelere hatta hayvanata ve nebatata olan muamelesi, onun nasıl bir rahmet-i mücesseme olduğunu göstermektedir.

Meseleyi bir daha toparlayalım:

Üstadımız, İşte ey insan! Bu rahmeti bulan, ebedî tükenmez bir hazine-i nur buluyor.” diyerek bize bir hedef gösterdi. Hedef, hazine-i nuru bulmak ve onunla nurlanmak.

— Peki, bu hazine-i nuru bulmanın yolu nedir, nasıl bulacağız?

Onu bulmanın yolu, önce rahmeti bulmaktır. Rahmet-i İlahiyeyi bulan, bu hazine-i nuru bulur.

— Peki, rahmeti nasıl bulacağız? Onu bulmanın yolu nedir?

Onu bulmanın yolu: Bu rahmetin misali, mümessili, beliğ bir lisanı ve dellalı olan; Kur’an’ın, kendisine “Rahmeten li’l-âlemîn” ünvanını verdiği rahmet-i mücessemeye (rahmetin tecessüm etmiş hâli olan zata) ve onun sünnetine tabi olmaktır. Onun sünnetine tabi olan, rahmeti bulur; rahmeti bulan da hazine-i nura kavuşur.

Sonra bir mesele daha ortaya çıktı. O da şu:

Hazine-i nuru bulmanın yolu, rahmeti bulmaktan geçiyor. Rahmeti bulmanın yolu da mezkûr sıfatlara haiz olan Peygamberimiz (a.s.m.)’a tabi olmaktan geçiyor. Peki, Peygamberimize ulaşmanın yolu nereden geçiyor?

Üstadımız bu yolun nereden geçtiğini şöyle beyan etti:Bu Rahmeten li’l-âlemîn olan rahmet-i mücessemeye vesile ise salavattır.”

Tersten toplayacak olursak:

– Salavat ile Peygamberimiz (a.s.m.)’a ulaşılıyor.

– Peygamberimiz (a.s.m.)’a ulaşmakla rahmete vasıl olunuyor.

– Rahmete vasıl olunmakla da bir hazine-i nur bulunuyor.

Üstad Hazretleri meseleyi nasıl nakış nakış dokumuş değil mi?..

Önümüze müthiş bir reçete koydu. Hem Allah’ın rahmetine, hem hazine-i nura, hem de Peygamberimiz (a.s.m.)’a vasıl olmanın yolunu gösterdi. Metni teenni ile mütalaa ettiğimizde karşımıza bu acip ders çıktı. Eğer metni bir çırpıda okuyup geçseydik bu manalar kaybolur, sadece okumanın sevabını alırdık.

Mütalaasını yaptığımız metni bir daha okuyalım:

İşte ey insan! Bu rahmeti bulan, ebedî tükenmez bir hazine-i nur buluyor. O hazineyi bulmasının çaresi: Rahmetin en parlak bir misali ve mümessili ve o rahmetin en beliğ bir lisanı ve dellalı olan ve Rahmeten li’l-âlemîn ünvanıyla Kur’an’da tesmiye edilen Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın sünnetidir ve tebaiyetidir. Ve bu Rahmeten li’l-âlemîn olan rahmet-i mücessemeye vesile ise salavattır. (14. Lem’a 2. Makam)

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin