a
Ana SayfaOn Dördüncü Lem'a İkinci Makam32. Umum ümmetin Rahmeten li’l-âlemîn olan aleyhissalâtü vesselâm hakkında hadsiz bir kesretle…

32. Umum ümmetin Rahmeten li’l-âlemîn olan aleyhissalâtü vesselâm hakkında hadsiz bir kesretle…

On Dördüncü Lem’a’nın İkinci Makamını mütalaa ediyoruz. Kaldığımız yerden devam edelim:

Umum ümmetin Rahmeten li’l-âlemîn olan aleyhissalâtü vesselâm hakkında hadsiz bir kesretle rahmet manasıyla salavat getirmeleri, rahmet ne kadar kıymettar bir hediye-i İlahiye ve ne kadar geniş bir dairesi olduğunu parlak bir surette ispat eder. (14. Lem’a 2. Makam)

Bu cümlede iki mesele var:

1. Rahmet manasıyla salavat getirmenin, rahmetin kıymettar bir hediye-i İlahiye olmasını ispat etmesi: Meseleyi şöyle açalım:

Faraza Peygamber Efendimiz (a.s.m.)’a maddi bir hediye verme imkânımız olsa… Herhâlde biraz imanımız varsa hediyenin en kıymetlisini seçer, hatta o hediyeyi alabilmek için her şeyimizi feda ederdik.

Peki, hediye maddi değil de manevi olsa ve bu manevi hediyeyi vermemizi Allah emretse… Herhâlde Allahu Teâlâ, en sevgili kuluna en kıymetli hediyeyi vermemizi emrederdi. Başka bir ifadeyle: Neyi vermemizi emretmişse o, hediyelerin en kıymetlisi olurdu.

Şimdi, Allahu Teâlâ bizlere, Peygamberimiz (a.s.m.)’a salavat getirmemizi emretmiş. Yani salavatı, Peygamberimiz (a.s.m.)’a manevi hediyemiz olarak takdir etmiş.

— Peki, salavatın manası neydi?

Salavatın manası rahmetti. Yani salavat ile diyoruz ki: Ya Rabbi! Nebi (a.s.m.)’a rahmet eyle…

Demek, rahmet-i İlahiyeden daha kıymetli bir hediye yok ki bize salavat emredilmiş. Eğer rahmetten daha kıymettar bir hediye-i İlahiye olsa onu istemekle emrolunur ve salavat yerine onu virdi zeban etmemiz emredilirdi.

Madem salavat getirmemiz emredilmiş ve madem salavatın manası rahmettir, öyleyse rahmet-i İlahiyeden daha kıymettar bir hediye yoktur.

2. Rahmet manasıyla salavat getirmenin, rahmetin geniş bir dairesi olduğunu ispat etmesi: Buna da şu misalle bakalım:

Faraza sizlerin bir hazinesi var ve bu hazine altınlarla dolu… Milyonlarca kişi, her gün, bazen günde 50 defa, 100 defa hatta 1.000 defa, sizden bir zata bir altın vermenizi istiyor.

Siz de her isteğe hemen icabet edip o zata bir altın veriyorsunuz. Günde bir altın değil, her isteğe mukabil bir altın… Bazen birisi günde size 100 defa seslenip, o zata 100 defa altın vermenizi istiyor; siz de buna mukabil o zata 100 altın veriyorsunuz. Yani her bir istek, o zata bir altın vermekle neticeleniyor.

Şunu bir düşünün: Milyonlarca kişi… Her gün o zata altın vermenizi istiyor… Ve bazen bir kişi günde 1.000 defa istiyor… Ve siz bu yekûn istekler adedince o zata altın veriyorsunuz. Eğer bir günde toplamda 100 milyon istek gelmişse, 100 milyon altın veriyorsunuz.

— Acaba günde kaç altın verirdiniz? Ve hazinenizde yıldızlar kadar altın olsa bu yeter miydi?

Bu misal gibi, 15 asır boyunca her gün milyonlarca Müslüman -belki şimdi milyarı aşan Müslüman- Sultan-ı Ezel ve Ebed’e dua ediyor. Bir kısmı günde 100 defa, bazıları 1.000 defa dua edip, Hazreti Muhammed (a.s.m.)’a rahmet etmesini istiyor.

Bizler hadis-i şeriflerin bildirmesiyle biliyoruz ki salavat müstecab bir duadır, hemen icabet görür.

Şimdi şunu tasavvur edelim: Bugün içinde bir milyarı aşan Müslüman, Peygamberimiz (a.s.m.)’a -faraza bir Müslüman 10 salavat getirse- 10 milyar salavat getirdi. 10 milyar salavat demek, Peygamberimiz (a.s.m.) hakkında 10 milyar rahmet duası demek… Cenab-ı Hak da her bir salavata mukabil Efendimiz (a.s.m.)’a 1 rahmet etti. O rahmetin büyüklüğü de nedir, Allah bilir!..

Peygamberimiz (a.s.m.)’a bir günde bu kadar çok salavat getiriliyor ve bu kadar çok rahmet ediliyor. Ve bu 15 asırdır devam ediyor.

— Allah’ın hazine-i rahmeti ne kadar genişmiş değil mi?

Misaldeki hazinemiz bir günde tükenirdi. Ama Allah’ın rahmet hazinesi tükenmiyor. Her an Peygamberimiz (a.s.m.)’a rahmet ediyor, cennetteki makamını yükseltiyor; ama ne rahmeti bitiyor ne de makamın sonu geliyor…

İşte rahmet dairesi bu kadar geniştir. Ümmet-i Muhammed’in kesretle salavat getirmeleri, hem rahmetin kıymettar bir hediye-i İlahiye olduğunu hem de rahmet dairesinin hadsiz geniş olduğunu parlak bir surette ispat eder.

Elhasıl: Hazine-i rahmetin en kıymettar pırlantası ve kapıcısı Zat-ı Ahmediye aleyhissalâtü vesselâm olduğu gibi, en birinci anahtarı dahi Bismillahirrahmanirrahîm’dir. Ve en kolay bir anahtarı da salavattır. (14. Lem’a 2. Makam)

Nasıl ki bir hazine içinde cevher var, cevher var… Yani bir cevher gümüştür, başka bir cevher altın. Yine bir cevher elmastır, başka bir cevher pırlanta…

Aynen bunun gibi, rahmet hazinesinin içinde de rahmet var, rahmet var… Kuşa kanat takmak da rahmet, arıya ilham etmekte… Güneşi bize bir soba ve lamba yapmak da rahmet, sineğe kanat takmak da…

— Peki, bu hazine-i rahmetin pırlantası yani en kıymetli cevheri kimdir?

Hazine-i rahmetin en kıymettar pırlantası Zat-ı Ahmediye aleyhissalâtü vesselâmdır.

O Zat-ı Ahmediye (a.s.m.) bu hazinenin pırlantası olduğu gibi, aynı zamanda kapıcısıdır. Kim rahmet hazinesine ulaşmak ve bu hazine odasına girmek istiyorsa, en evvel bu kapıcıyı razı etmelidir. Kapıcı hükmündeki Zat-ı Ahmediye (a.s.m.) yolu göstermez ya da kapıyı açmazsa bu hazineye ulaşmak mümkün değildir. Demek, fenâ fi’r-resul olmadan hazine-i rahmete ve bu hazinenin sahibine ulaşmak yok!..

Her hazine bir anahtar ister. Peki, bu hazinenin anahtarı nedir?

“Bismillahirrahmanirrahîm” bu hazinenin birinci anahtarı, salavat ise en kolay anahtarıdır.

Cenab-ı Hak bu anahtarları kullanmayı ve bu odanın kapıcısı hükmündeki Efendimiz (a.s.m.)’a hakkıyla tabi olmayı bizlere nasip etsin.

Üstad Hazretleri bu risaleyi şu duayla tamamlıyor:

اَللّٰهُمَّ بِحَقِّ اَسْرَارِ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى مَنْ اَرْسَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ كَمَا يَلِيقُ بِرَحْمَتِكَ وَبِحُرْمَتِهِ وَعَلَى اٰلِهِ وَاَصْحَابِهِ اَجْمَعِينَ وَارْحَمْنَا رَحْمَةً تُغْنِينَا بِهَا عَنْ رَحْمَةِ مَنْ سِوَاكَ مِنْ خَلْقِكَ اٰمِين

“Ey Allah’ımız! Bismillâhirrahmânirrahîm’in hakkı için, âlemlere rahmet olarak gönderdiğin zata ve bütün âl ve ashabına, senin rahmetine ve onun hürmetine yaraşır bir şekilde salât ve selam et. Bize de -senden gayrı- senin mahlukatından hiç kimsenin merhametine muhtaç olmayacağımız bir rahmet ile merhamet et.”

سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

“Seni tenzih ve tesbih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka hiçbir ilmimiz yoktur. Şüphesiz sen alîm ve hakîmsin.” (Bakara 32)

Bu risalenin şerhini ve mütalaasını bizlere ihsan eden Rabbimize sonsuz hamdüsena olsun. Cenab-ı Hak, bu risalede zikri geçen hakikatlere bizleri vasıl eylesin. Bizi kendine kul, Habibine ümmet etsin. Âmin.

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin