9. Yedinci deva: Ey sıhhatinin lezzetini kaybeden hasta! Senin hastalığın sıhhatteki…
YEDİNCİ DEVA
Ey sıhhatinin lezzetini kaybeden hasta! (25. Lem’a)
Sıhhatte ve afiyette bir lezzet vardır ki hasta olan -bize göre- bu lezzeti kaybeder. Üstad Hazretleri bu makamda, bu lezzetin kaybolmadığını ispat edecek.
Demek bu devada, sıhhatini kaybetmekle lezzetini kaybettiğini zannedenlere ve bundan dolayı mahzun olanlara -yani ey nefsim sana- bir şifa sunulacak.
Senin hastalığın sıhhatteki nimet-i İlahiyenin lezzetini kaçırmıyor bilakis tattırıyor, ziyadeleştiriyor. Çünkü bir şey devam etse tesirini kaybeder. (25. Lem’a)
Çoğu zaman insan bir nimete sahip olur ancak o nimetin farkına varmaz. Ne zaman nimet elinden çıksa o zaman farkına varır. Yani nimet devam ederse ehl-i gafletin nazarında nimet olmaktan çıkar. O nimetin kıymetini derk etmenin ve lezzetini hissetmenin tek yolu nimetin elden çıkmasıdır. Başka bir yolu yoktur…
Mesela bir bardak su içtiğimizde “Elhamdülillah” der, Allah’a su nimetinden dolayı şükrederiz.
— Peki, aynı şükrü gözümüz için, dilimiz için, kulağımız için ve diğer azalarımız için yapıyor muyuz?
Hayır, yapmıyoruz. Gözümüz olduğu aklımıza bile gelmiyor. Kulağımız ve dilimiz olduğunu günde bir defa bile hatırlamıyoruz. Aynı durum diğer azalarımız için de geçerlidir.
— Peki, bunun sebebi ne?
Sebebini Üstadımız şöyle beyan etti: Çünkü bir şey devam etse tesirini kaybeder.
Suyu günde 4-5 defa içtiğimizden, yani su içme fiili her daim devam etmediğinden onun lezzetinin farkına varıyor, ona olan ihtiyacımızı derk ediyor ve ona şükrediyoruz.
Gözümüzle ise bütün gün gördüğümüzden, yani görme fiili her daim devam ettiğinden onun lezzetinin farkına varamıyor ve ona olan ihtiyacımızı derk edemiyoruz. Edemeyince de şükrünü eda etmiyoruz. Diğer azalar için de aynı şey geçerlidir.
Hülasa: Bir şeyin lezzeti devam ile bozuluyor ve devamında gaflet oluyor. Eğer lezzet devam etmezse tezayüd ediyor, daha da çoğalıyor.
Öyleyse ey nefsim! Madem lezzeti istersin, o hâlde bırak da lezzetler devam etmesin, inkıtaa uğrasın, kısa bir zaman seni terk etsin. Merak etme, tekrar sana dönecek ve döndüğünde lezzeti katlanmış olarak dönecek.
Üstadımız bu meseleyi biraz daha açıyor:
Hatta ehl-i hakikat müttefikan diyorlar ki: اِنَّمَا الْاَشْيَاءُ تُعْرَفُ بِاَضْدَادِهَا yani ‘Her şey zıddıyla bilinir.’ Mesela karanlık olmazsa ışık bilinmez, lezzetsiz kalır. Soğuk olmazsa hararet anlaşılmaz, zevksiz kalır. Açlık olmazsa yemek lezzet vermez. Mide harareti olmazsa su içmesi zevk vermez. İllet olmazsa afiyet zevksizdir. Maraz olmazsa sıhhat lezzetsizdir. (25. Lem’a)
(Müttefikan: Hep birlikte / İllet: Hastalık / Maraz: Hastalık)
(Arapça ibare: Eşya ancak zıddıyla bilinir.)
Ey nefsim, hakikati işittin: Her şey zıddıyla bilinir.
– Karanlık olmasaydı ışığı bilmez; bilmediğin için de lezzetini alamazdın.
– Soğuk olmasaydı sıcağı bilmez; keyfinden mahrum kalırdın.
– Açlık olmasaydı yemeği yemez; yesen de lezzet alamazdın.
– Susamak olmasaydı su içmez; içsen de lezzet duyamazdın. Hatırlasana, uzun yaz günlerinin orucunu suyla açtığında nasıl bir lezzet alırdın…
Aynen bu misaller gibi, eğer hastalık olmazsa sıhhat lezzet vermez. Çünkü sıhhatin manası bilinmez ki lezzeti hissedilebilsin.
Ey nefsim! Bunu sen de çoğu zaman tecrübe etmişsin. Bazen hasta olmuş, sıhhatin lezzetinden mahrum kalmış, yatağında sağa sola bile dönememişsin. Sonra iyileştiğinde, “Yatarken sağa sola dönmek ne büyük bir nimetmiş.” deyip, yatakta dönmekten bin zevk almışsın.
Sözün özü: Sıhhatin lezzeti, onu bazen kaybetmekten ve sonra tekrar bulmaktan geçiyor.
Madem Fâtır-ı Hakîm insana her çeşit ihsanını ihsas etmek ve her bir nevi nimetini tattırmak ve insanı daima şükre sevk etmek istediğini, şu kâinatta çeşit çeşit hadsiz enva-ı nimeti tadacak tanıyacak derecede gayet çok cihazat ile insanı teçhiz etmesi gösteriyor ki elbette sıhhat ve afiyeti verdiği gibi; hastalıkları, illetleri, dertleri de verecektir. (25. Lem’a)
(Fâtır-ı Hakîm: Hikmet sahibi yaratıcı (Allah) / İhsas: Hissettirme / Enva-ı nimet: Nimet çeşitleri / Teçhiz: Donatma)
Ey nefsim! Allahu Teâlâ senden şükür istiyor. Belki hilkatinin sebebi bu şükürdür. Senden bu şükrü istediği için, yeryüzünü sana bir sofra-i nimet yapmış ve bu sofradan tam istifade edebilmen için seni hadsiz maddi ve manevi cihazatla donatmış.
Sana verilen göz, kulak, dil, burun gibi maddi azalara; akıl, kalp, hayal, muhabbet gibi manevi latifelere bir baksana… Her biri sanki bir anahtar olmuş, bir nimet odasının kapısını açmış. Demek Allahu Teâlâ, her çeşit ihsanını sana hissettirmek, her nevi nimetini sana tattırmak ve seni bunlarla şükre sevk etmek istiyor.
Öyleyse ey nefsim, şimdi bana söyle:
— Bu gafletinle bu şükrü nasıl eda edeceksin?
— Sıhhat hep devam etse bu nimetin farkına nasıl varacaksın, lezzetini nasıl hissedeceksin?
Varamazsın, hissedemezsin!..
Varmak ve hissetmek için illaki sıhhat nimetinin elinden alınması lazım. Başka yolu yok…
O hâlde Allahu Teâlâ sana sıhhat ve afiyeti verdiği gibi; hastalıkları, illetleri, dertleri de verecektir. Hikmet-i hilkatin ancak bu şekilde tahakkuk eder. Yoksa gafletle yaşar ve küfran-ı nimet üzere ölürsün.
Üstadımız şöyle tamamlıyor:
Senden soruyorum: “Bu hastalık senin başında veya elinde veya midende olmasaydı; sen, başın, elin, midenin sıhhatindeki lezzetli, zevkli nimet-i İlahiyeyi hissedip şükreder miydin?” Elbette şükür değil belki düşünmeyecektin; şuursuz, o sıhhati gaflete belki sefahete sarf ederdin. (25. Lem’a)
(Sefahet: Haramlara dalma)
Vallahi şükretmezdin, billahi şükretmezdin!.. Değil şükretmek farkına bile varamazdın. İşte bunca yıldır afiyet üzere yaşarsın da hangi nimetin farkına vardın, şükrünü eda ettin? Ne zaman o nimet elinden alınsa o zaman gözünü açtın, onun nimet olduğunu o vakit derk ettin. O vakte kadar da hayvan gibi -hatta hayvandan daha aşağı bir derekede- saldırdın, o nimetleri sahipsiz ve tesadüfün hediyesi zannettin.
Sana yazıklar olsun ey nefsim! Gözünü açmak, seni gafletten uyandırmak ve sana nimetlerin kıymetini ve lezzetini hissettirip seni şükre sevk etmek için gönderilen hastalıktan şikâyet ediyorsun. Senin hakkın şikâyet değil, şükürdür. Hem de bin şükürdür!..
Hadi madem Allah’a kulluktan nasibin yok, tam bir lezzetperestsin; hiç değilse dünya cihetiyle düşün. Dünya cihetiyle dahi hastalıklara taraftar olman lazımdır ki sıhhat nimetinin farkına varabilesin ve bununla da lezzetini tam hissedebilesin.
Yazar: Sinan Yılmaz