a
Ana SayfaYirmi Beşinci Lem'a8. Altıncı deva-2: Ey dünya zevkini düşünüp hastalıktan ızdırap çeken kardeşim…

8. Altıncı deva-2: Ey dünya zevkini düşünüp hastalıktan ızdırap çeken kardeşim…

ALTINCI DEVA-2

Haşiye: Fıtrî bir surette bu lem’a tahattur ettiğinden altıncı mertebede iki deva yazılmış. Fıtrîliğine ilişmemek için öylece bıraktık, belki bir sır vardır diye değiştirmedik.

Ey dünya zevkini düşünüp hastalıktan ızdırap çeken kardeşim! (25. Lem’a)

Bak nefsim, Üstad Hazretleri sana sesleniyor. Dünya zevkini düşünüp hastalıktan ızdırap çeken kardeşi sensin!

— Hasta olduğunda seni üzen şey nedir?

Seni üzen şey, dünya zevkiyle arana perde girmesidir. Dünyaya öyle düşkünsün ki zevkine mâni olduğu için hastalıktan ızdırap çekiyor, keyfini kaçırdığı için ona düşmanlık ediyorsun.

Bak, şimdi Üstad Hazretlerini iyi dinle. Dinle ki derdine derman bulasın:

Bu dünya eğer daimî olsa idi ve yolumuzda ölüm olmasaydı ve firak ve zevalin rüzgârları esmeseydi ve musibetli, fırtınalı istikbalde manevi kış mevsimleri olmasaydı; ben de seninle beraber senin hâline acıyacaktım. Fakat madem dünya bir gün bize haydi dışarı diyecek, feryadımızdan kulağını kapayacak, o bizi dışarı kovmadan biz bu hastalıklar ikazatıyla şimdiden onun aşkından vazgeçmeliyiz. O bizi terk etmeden, kalben onu terke çalışmalıyız. (25. Lem’a)

(Firak: Ayrılık / Zeval: Yok olma, yok edilme / İkazat: İkazlar, uyarılar)

Ey nefsim! Bir çırpıda okuyup geçtiğin şu metni, şimdi teenni ve tefekkür ile bir daha oku. Burası elmas kıymetindedir.

– Bu dünya eğer daimî olsa idi…

– Ve yolumuzda ölüm olmasaydı…

– Ve firak ve zevalin rüzgârları esmeseydi…

– Ve musibetli, fırtınalı istikbalde manevi kış mevsimleri olmasaydı…

İşte bu dört şey yolumuzun üzerinde olmasaydı, bizi beklemeseydi, kucağını açıp “Haydi gel.” demeseydi; bunlardan bir kaçış ve kurtuluş olsaydı:

– Ben de seninle beraber senin hâline acıyacaktım.

Ama Üstadımız hâlimize acımıyor, hastalığımıza bakıp ağlamıyor. Çünkü:

– Madem dünya bir gün bize haydi dışarı diyecek…

– Feryadımızdan kulağını kapayacak…

– O bizi dışarı kovmadan biz bu hastalıklar ikazatıyla şimdiden onun aşkından vazgeçmeliyiz…

– O bizi terk etmeden, kalben onu terke çalışmalıyız!

Ey nefsim! Bu sözler üzerine daha ne denilir? Bu nasihatlerden de nasibin yoksa artık sana ne denir; hangi söz sana fayda verir?..

Bak, hastalık sana ne diyor ve kulağına ne fısıldıyor:

Evet, hastalık bu manayı bize ihtar edip der ki: ‘Senin vücudun taştan, demirden değildir. Belki daima ayrılmaya müsait muhtelif maddelerden terkip edilmiştir. Gururu bırak, aczini anla, malikini tanı, vazifeni bil, dünyaya ne için geldiğini öğren!’ kalbin kulağına gizli ihtar ediyor. (25. Lem’a)

Ey nefsim! Sen kendini taştan ve demirden zanneder; “Bana hiçbir şey olmaz.” derdin. Ne oldu?..

— Taştan ve demirden miymişsin?

— Ne kadar âcizmişsin değil mi?

Vücudun, her daim ayrılmaya müsait muhtelif maddelerden, et ve kemikten müteşekkilmiş. Bak, bir mikrop vücuduna girdi, seni ne hâle getirdi?

— Hâlâ aczini anlamayacak mısın?

— Fakrını derk etmeyecek misin?

— Zaafını görmeyecek misin?

— Aklını başına almayacak mısın?

— Dünyaya niçin geldiğini ve hikmet-i hilkatini öğrenmeyecek misin?

Bak, Allahu Teâlâ sana merhamet ediyor, aklını başına al diye hastalıkla sana aczini gösteriyor. Sen buna bin şükür edeceğine, Allah’ı kullarına şikâyet ediyorsun. Allah sana hidayet etsin ey nefsim!..

Şu nasihate de kulak ver:

Hem madem dünyanın zevki, lezzeti devam etmiyor. Hususan meşru olmazsa hem devamsız hem elemli hem günahlı oluyor. O zevki kaybettiğinden hastalık bahanesiyle ağlama; bilakis hastalıktaki manevi ibadet ve uhrevi sevap cihetini düşün, zevk almaya çalış. (25. Lem’a)

Sana soruyorum ey nefsim! Dünyanın hangi zevki daimî?

– En güzel yemeyi yersin. Birkaç dakika sonra lezzeti uçup gider.

– En tatlı şerbeti içersin. Birkaç dakika sonra lezzeti kaybolur.

– En güzel denizde yüzersin. Denizden çıktığın an zevki biter.

– En güzel mekânlarda gezersin. Sırtını döndüğünde zevki sona erer.

– Bir gün boyunca lezzet peşinde koşarsın. Ertesi gün hiçbir şey hatırlamazsın.

Şu dünyanın bütün lezzetleri fânidir ve zevale mahkûmdur. Hiçbiri devam etmez, kalbi tatmin edemez. Hele bir de haramsa vay geldi hâline. Lezzeti fâni iken, günahı baki olur.

Dolayısıyla ey nefsim, eğer sen gayrimeşru lezzetleri kaybettiğine üzülüyorsan, bırak üzülmeyi, bugün sevinç günüdür. Çünkü o günah seni ahirette azaba düçar edecekti. Onu işleyemediğine bin şükür etsen yine azdır.

Yok, eğer seni üzen, meşru lezzetleri kaybetmek ise, ona da üzülme. Zira o da fânidir. Fâni bir lezzeti hastalık sebebiyle kaybettiğine üzülme; hastalıktaki manevi ibadeti ve hastalığın sana kazandırdığı sevabı düşün. Bu baki sevap fâni lezzetten daha lezzetlidir.

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin