a
Ana SayfaTevessül26. Yanımızda olmayan kişiden yardım istemek ve ölüye yapılan istigâse caiz midir?

26. Yanımızda olmayan kişiden yardım istemek ve ölüye yapılan istigâse caiz midir?

Tevessülü inkâr edenlerin dillerine doladıkları bir söz de uzakta olanın veya ölünün, sesi nasıl işiteceği meselesidir. Onlar der ki:

—  “Yetiş falanca!” denilerek kendisinden yardım istenilen şahıs orada hazır değildir. Ya dünyanın başka bir ucundadır ya da ölmüş ve ahiret âlemine gitmiştir. Dolayısıyla bu kişinin, kendisini yardıma çağıranın sesini duyması mümkün değildir. Onun sesini duyabileceğini kabul etmek ona ilahlık sıfatlarını vermekle olur ki bu daha kötü bir şirktir.

İşte onlar böyle sözler söyler. Bizler ilk önce yanımızda olmayan kişiden yardım istemeyi, sonra da ölüye yapılan istigâseyi tahlil edeceğiz.

Tevessülü inkâr edenler diyor ki: Dünyanın öbür ucunda olan birisi senin sesini nasıl duyacak?

Biz de bu işi zor hatta imkânsız gören kişiye soruyoruz:

— “Uzakta olanın sesi işitmesi imkânsız.” diyorsun. Peki, yanında olan kişinin sesi işitmesi normal mi?

Yani şunu bir düşün: Bu dil sadece bir et parçasıdır. Ondan kelimelerin çıkması bir mucize değil midir? Kulak da dil gibi bir et parçasıdır. Kulağın sesleri işitip, hiçbir sesi başka bir sesle karıştırmaması alelade bir şey midir?

— Yani konuşmak ve işitmek insana ait olup insanın yarattığı fiillerden midir?

— Bu fiilleri yaratmak çok kolay olduğu için bunları insan mı yapmaktadır?

Hayır, uzaktakine duyurmak ne kadar zorsa, yakındakine duyurmak da o kadar zordur. Bu zor işin kolayca yapılması Allah’ın kudretine kolay geldiği içindir.

Eğer Allah’ın kudreti olmasaydı ne dil konuşurdu, ne göz görürdü, ne de kulak işitirdi. Bütün bu fiillerin faili Allah’tır. Bu fiilleri yaratmak için sonsuz bir kudrete ve nihayetsiz bir kuvvete ihtiyaç vardır.

Bu sırdandır ki Allahu Teâlâ Kur’an-ı Hakîm’inde bu fiilleri zikreder ve bu fiillerle kendi kudretini izhar eder.

Demek, yakındaki kişiye seslenmemiz ve o kişinin bizi duyması bunların kolay olduğundan değil, Allah’ın kudretinin sonsuz olduğundandır.

O hâlde şimdi soralım:

— Sesimizi yakınımızdakine işittiren Allahu Teâlâ uzaktakine işittiremez mi? Hatta işittirmiyor mu?

Cep telefonuyla dünyanın öbür ucundaki kişiyle konuşabiliyoruz. Sesimiz o kısa zaman diliminde dünyanın öbür ucuna ulaşabiliyor. Hatta NASA uzaya gönderdiği astronotlarla konuşabiliyor. Birinin yerde, diğerinin uzayda olması konuşmalarına ve birbirlerini duymalarına mâni olmuyor.

Bunları gördükten sonra, tevessül eden kişiye, “Sesini uzaktaki kişi nasıl duyabilir?” denilir mi? Onun sesini duyuracak olan Allah’tır.

Herhâlde “Uzaktaki insan sesini nasıl duyabilir?” diyen kimse olaya kendi kuvveti cihetinden bakıyor. Bu cihetten bakıldığında doğrudur; kişi kendi kuvvetiyle sesini uzak mesafedeki bir kişiye duyuramaz. Ama işe kendi kuvveti cihetiyle bakıldığında kişi sesini yakınında olana da duyuramaz hatta kendisi de konuşamaz ve göremez. Kişi zatındaki kuvvetle bir hiç hükmündedir, elini kıpırdatmaktan bile âcizdir.

Biz: “Tevessül eden zatın sesini uzaktaki kişi duyar.” derken, bu sesi, tevessül eden zatın kendisinin duyurduğunu iddia etmiyoruz. Bizim iddiamız şudur: Allahu Teâlâ dilerse tevessül eden kişinin sesini tevessül ettiği zata duyurur ve hikmeti müsaade ederse onu yardımına gönderebilir. Bizim iddiamız bu.

Yoksa siz “Allah bu işi yapamaz” mı diyorsunuz? Bu işi akıldan uzak görmenizin sebebi nedir?

Bir de önümüzde örnekleri var. Telefonla bir anda sesimizi dünyanın öbür ucuna ulaştırabiliyoruz. Hatta bir kamerası varsa görüntümüzü dahi gösterebiliyoruz. NASA’daysanız, siz yerdeyken uzaydaki kişiyle aynı anda konuşup birbirinizi görebiliyorsunuz.

Belki teknolojinin bu kadar gelişmediği ve örneklerinin göz önünde olmadığı bir asırda yaşasaydık, Hazreti Ömer’in şu hadisesini örnek olarak naklederdik:

Hazreti Ömer (r.a.) Medine’de hutbe okurken birden yüzlerce kilometre uzaklıkta, İran’ın Nihavent bölgesinde düşmanla savaşan İslam askerlerini ve askerlerin komutanı olan Sâriya’yı görüyor; düşmanın arkadan çevirdiğini bildirmek için “Sâriya, dağa dağa!” diye sesleniyor. Hazreti Sâriya o sesi 2.000 km uzaktan işitiyor.

Bu hadiseyi İmam Beyhakî, İbni Hacer, İbni Merde ve İbni Kesir eserlerinde nakletmişlerdir.

— Bu hadiseyi, “Sesleri uzaktan işitmek mümkündür?” sadedinde nakletmeye gerek var mıdır?

Şimdi soruyoruz: Televizyonların naklen yayınla görüntüyle birlikte sesi naklettiği, telefonların aynı işi yaptığı hatta bilim adamlarının eşyanın fizikî olarak nakline çalıştığı bir asırda; birisi kalkıp: “İyi de yardım isteyeni, dünyanın öbür ucundan o zat nasıl duyacak?” derse bu kişiye gülünmez mi?

Kaldı ki duyurma işi insana değil, Allah’a ait bir fiildir. Allah da her şeye kadirdir.

Herhâlde yaptığımız bu izahla uzaktakine yapılan seslenmede, uzakta olanın sesi duymasının son derece mümkün olduğu anlaşılmıştır.

Şimdi de ölüye yapılan istigâseden bahsedelim:

NASA çalışanları dünyanın dışına çıkan bilim adamlarıyla konuşabiliyor, görüşebiliyor, seslerini onlara işittirebiliyor.

— Peki, bizler gayb âlemine giden ölmüşlerimize sesimizi neden işittiremeyelim?

Kaldı ki bu sesi işittirecek olan da Allah’tır. Allah’ın kudretine bu zor mudur?

— Hem “ölü” dediğinizde yok olmuş, ademe gitmiş, hiç olmuş birini mi anlıyorsunuz?

Ölü yok olan değil; başka bir âleme göçen kişidir. Ölü yokluğa giden değil, varlık âleminde vücut bulan kişidir. Ölü hiçlikte kaybolan değil, berzah âleminde yaşayan kişidir. Onların kendilerine göre bir hayatları vardır. Allah’ın duyurmasıyla bizi duyarlar. Eğer Allah hâlimizi gösterirse bizi görürler. Eğer Allah yardımımıza gönderirse bize yardım ederler.

Bedir Savaşı’nda Allahu Teâlâ Müslümanlara 5.000 melekle yardım etmiştir. Melekler nereden geldi, dünyadan mı? Hayır, gayb âlemlerinden.

— Gayb âlemlerinden melekleri bu dünyaya yardımımıza gönderen Rabbimiz, niçin o âlemde hayy ve diri olan salih kulların ruhlarını bize yardıma göndermesin ve gönderemesin?

— Mantığınızın almadığı yer neresi? Bunda hangi gariplik var?

— Bunu Allah’ın kudretine zor mu görüyorsunuz?

— Allah’ın hikmetine muhalif mi görüyorsunuz?

— Bunu inkârdaki sebebiniz nedir?

Sizler Müslüman’sınız, öldükten sonra bir hayata inanıyorsunuz. Ruhların gayb âlemlerinden bir âlem olan berzah âleminde beklediğine imanınız var. Bedenin ölüp ruhun baki kaldığını ve ölmediğini kabul ediyorsunuz.

— Bütün bunları kabul ettikten sonra, Allah’ın izni ve iradesiyle o ruhların temessül ederek yardım edebileceğini niçin inkâr ediyorsunuz?

— Meleklerle yardım oluyor da salih kulların temessül eden ruhlarıyla niçin yardım olmasın?

— Yine insanların yardımına melekleri göndermek ve meleklerle onlara yardım etmek şirk olmuyor da salih kulların ruhlarını yardıma göndermek ve temessül eden o ruhlarla yardım etmek neden şirk oluyor?

Biraz insafla düşünürseniz, bunun gayet normal ve vaki olduğunu kabul edersiniz.

Sevgili kardeşlerim, 26 derstir tevessül bahsini işliyoruz. Tevessülü önce Kur’an’ın ayetleriyle, sonra hadis-i şeriflerle, sonra Sahabe Efendilerimizin uygulamalarıyla ve sonra da âlimlerin ittifakı olan icmanın beyanıyla ispat ettik. Daha sonra da tevessülü kabul etmeyenlerin sözlerine cevap verdik. Bütün bu izahlarla da tevessülün caiz olduğunu kati bir şekilde ispat ettik.

Ancak şunu da biliyoruz ki hidayet ve tevfik bizim elimizde değil ancak Allah’ın elindedir. Bizler kimseye hidayet veremez ve kimseye sözümüzü kabul ettiremeyiz. Hidayet vermek sadece Allah’a mahsustur. Sözümüzün tesirini gönüllerde yaratmak da ancak O’na hastır. Allah dilediği kul için, sözümüzün tesirini gönlünde halk eder ve sözümüzü ona kabul ettirir. Hidayetten nasibi olmayansa ya kaşımıza bakar ya gözümüze, bir kusur bulur ve eski hâliyle devam eder.

Rabbim bu eseri kusurlarımıza, günahlarımıza ve gafletimize kefaret yapsın. Bizi kendine kul, Habibine ümmet eylesin. Bizleri Ehl-i sünnet itikadından ayırmasın. Bu itikat üzere yaşatsın, bu itikat üzere öldürsün ve bu itikat üzere diriltsin. Âmin.

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin