20. İbni Huneyf Hazretlerinin tevessülü ders vermesi
Sahabe Efendilerimizin tevessülüne dair dördüncü örneği İmam Taberânî Hazretleri “Mu’cemu’s-Sagîr”de şöyle nakletmektedir:
Bir adam, halifeliği döneminde Hazreti Osman’a bir ihtiyacı için gidip geliyordu. Hazreti Osman (r.a.) ise ona iltifat etmiyor, hacetine bakmıyordu. Adam İbni Huneyf ile karşılaştı ve Hazreti Osman’ı ona şikâyet etti. İbni Huneyf ona şöyle dedi:
— Abdest yerine git, abdest al. Sonra mescide gidip hemen iki rekât namaz kıl. Sonra da şöyle dua et:
اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ وَأَتَوَجَّهُ إِلَيْكَ بِنَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ نَبِيِّ الرَّحْمَةِ يَا مُحَمَّد إِنِّي أَتَوَجَّهُ بِكَ إِلَى رَبِّي فَيُقْضَي لِي حَاجَتِي
“Ey Allah’ım! Ben rahmet nebisi olan Nebimiz Muhammed ile sana yöneldim ve senden istiyorum! Ey Muhammed! Ben ihtiyacımın görülmesi için seninle Rabbime yöneliyorum!”
İşte böyle de ve böyle dedikten sonra da hacetini söyle… O adam gitti ve hemen İbni Huneyf’in dediğini yaptı. Sonra da Hazreti Osman’ın kapısına geldi. Kapıcı geldi, onun elinden tuttu ve Hazreti Osman’ın yanına soktu. Hazreti Osman onu yaygı üzerine oturttu ve “Hacetin nedir?” dedi. O da hacetini söyledi. Hazreti Osman da hacetini yerine getirdi ve “Hacetini şimdiye kadar neden anlatmadın? Hangi ihtiyacın olursa bize gel.” dedi.
Sonra adam onun yanından çıktı ve İbni Huneyf ile tekrar karşılaştı. Ona: “Allah hayırlı mükâfat versin. Ne ihtiyacımı görüyor ne de bana iltifat ediyordu. Nihayet sen onunla benim hakkımda konuştun.” dedi.
Bunun üzerine İbni Huneyf şöyle dedi: Vallahi ben onunla konuşmadım! Fakat bir vakit Resulullah’ın yanına varmıştım; ona âmâ bir adam gelip körlüğünden şikâyet etmişti. Bunun üzerine Resulullah (a.s.m.) ona: “Sabreder misin?” buyurdu. Âmâ: “Ya Resulallah, benim çekip götürecek adamım yok. Körlük bana meşakkat verdi.” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle dedi: “Abdesthaneye gidip abdest al. Sonra iki rekât namaz kıl. Sonra da bu duaları oku…”
İbni Huneyf şöyle devam etti: Vallahi biz ayrılmamıştık ve sözümüz uzamamıştı ki adam yanımıza geldi. Onda sanki hiçbir zarar ve keder yoktu. (Mu’cemu’s-Sagîr, I, 184)
Şimdi bu rivayetin kaynaklarını inceleyelim:
Bu hadiseyi Ravh İbnu’l-Kasım’dan Şebîb İbni Saîd el-Mekkî rivayet etmiştir ki o, hadiste sika yani güvenilir bir ravidir.
Yine bu hadiseyi Hazreti Şu’be, Ebû Cafer el-Hatmî’den rivayet etmiştir. O da hadis ilminde güvenilir kabul edilmiştir.
Yine bu hadiseyi Hâkim ve Heysemî gibi hadis hafızları da sahih kabul etmişlerdir.
İmam Beyhakî “Delailü’n-Nübüvve”de, İmam Taberânî “el-Kebir”de bu hadisi rivayet etmişlerdir.
Bu muhaddislerin bu hadisi sahih bulmasından sonra herhâlde söylenecek bir söz yoktur.
Bu hadisten çıkan netice şudur:
Sahabe Efendilerimiz açıkça tevessül etmiş ve tevessülü şirk görmemiştir. Sahabelerin şirk görmediği bir şey şirk değildir. Tevhidin ve şirkin ne olduğunu onlardan daha iyi kimse bilemez. Zira onlar tevhidi bizzat Peygamber Efendimiz (a.s.m.)’dan öğrenmişler ve Peygamberimiz (a.s.m.)’ın rahlesinde yetişmişlerdir. Tevessülü şirk kabul etmek sahabeleri şirke düşmekle itham etmektir.
Herkes şunu bilsin ki Resulullah’ın o güzide sahabelerine şirki isnad eden, ne bu dünyada ne de ahirette felah bulur!
Yazar: Sinan Yılmaz