13. Peygamberimiz (a.s.m.)’ın kendinden önceki peygamberlere tevessül etmesi
Tevessülün caiz olduğuna dair göstereceğimiz üçüncü hadis-i şerifte, Peygamberimiz (a.s.m.)’ın diğer peygamberlere tevessül ettiğini göstereceğiz. Enes bin Malik Hazretlerinin rivayet ettiği hadis-i şerif şöyledir:
Haşim oğlu Esed kızı Fâtıma (r.a.) vefat edince, Peygamberimiz (a.s.m.) Üsame İbni Zeyd’i, Eyyüb el-Ensari’yi, Hazreti Ömer’i ve bir köleyi kabrini kazdırmak için çağırttı. Onlar kabrini kazarlarken kabrin lahid denilen kısmına gelince, Peygamberimiz (a.s.m.) eliyle onun lahdini kazdı, toprağını eliyle çıkardı ve kazma işi bitince kabrin içine girerek şöyle dedi:
اَللَّهُ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ وَهُوَ حَيٌّ لاَ يَمُوتُ اِغْفِرْ لِأُمِّي فَاطِمَةَ بِنْتِ أَسَدٍ وَلَقِّنْهَا حُجَّتَهَا وَوَسِّعْ عَلَيْهَا مُدْخَلَهَا بِحَقِّ نَبِيِّكَ وَالْأَنْبِيَاءِ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِي فِإِنَّكَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِين
“O Allah ki diriltir ve öldürür. O, ölümsüz olan diridir. Esed’in kızı Fatıma annemi affet. Ona hüccetini telkin et -yani vereceği cevabı öğret- ve gireceği yeri ona genişlet. Nebinin ve benden önceki nebilerin hakkı için bunu yap. Şüphesiz sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.”
Gördünüz mü Peygamber Efendimiz (a.s.m.) duasında ne diyor? Diyor ki:
— Nebinin ve benden önceki nebilerin hakkı için…
Yani Peygamberimiz (a.s.m.) kendinden önceki peygamberlere tevessül ediyor.
— Hani tevessül caiz değildi?
Ayrıca bu hadis-i şerif, gaibte olana tevessül edilebileceğine de delildir. Zira Peygamberimiz (a.s.m.)’ın, kendileriyle tevessül ettiği peygamberler vefat etmişlerdir. O hâlde vefat edenlerle de tevessül edilebilmektedir. Onların ölmüş olması, kendileriyle tevessül edilmesine mâni değildir.
Şimdi, bu hadis-i şerifin kaynaklarını inceleyelim ve hadis hafızlarının bu hadis hakkındaki sözlerini işitelim:
İbni Hibban ve Hakîm Hazretleri hadis-i şerifin ravisi olan Ravh İbni Salah’ı hadiste güvenilir görür. O hâlde hadis İbni Hibban ve Hakîm’in görüşlerine göre sahihtir. O Hakîm Hazretleri ki hadiste imamdır ve müçtehiddir. Cerh, tadil, ilel ve hadis ilimlerinin hepsinde tam bir marifet sahibidir. İşte bu Hakîm, “Bu hadis sahihtir.” diyor.
— Onun bu sözü yanında, zamanımızın hadis inkârcılarının sözü kaç para eder?
Ayrıca bu hadisi İbni Abdilberr, İbni Abbas’tan; İbni Ebî Şeybe de Hazreti Cabir’den rivayet etmişlerdir.
Deylemî ve Ebû Nuaym da ayrı ayrı rivayette bulunmuşlardır.
İmam Taberânî “Mu’cemu’l-Kebir” ve “Evsat”da, Heysemî de “Mecmâu’z-Zevaid”de zikretmişlerdir. Heysemî hadisi Bezzar’ın rivayet ettiğini ve senedinde yer alan ravilerin sahih olduğunu belirtmiştir.
İşte bu hadis-i şerif bu kadar çok hadis âlimi tarafından rivayet edilmiş ve sahih kabul edilmiştir.
Tevessülü inkâr edenler bu hadis karşısında söyleyecek bir söz bulamayınca, “Hadis zayıftır.” demişler. Onların bu sözüne cevabımız şudur:
Siz işinize gelmeyen her hadise zayıf dersiniz. Biz de size deriz ki: Hadi ismini zikrettiğimiz hadis hafızlarının görüşlerini bir kenara bırakalım ve sizin dediğiniz gibi hadis zayıf olsun. Ancak Ahmed İbni Hanbel ve Ebû Dâvûd es-Sicintânî’ye göre, başka hadis bulunmadığı takdirde ahkâma ait meselelerde zayıf hadisle amel edilebilir. Madem zayıf hadisle amel caizdir, o hâlde sizin “Bu hadis zayıftır.” sözünüz bu hadisi hükümden düşürmez.
Kaldı ki zikrettiğimiz hadis hafızları bu hadisin sahih olduğunu belirtmişler ve eserlerinde rivayet etmişler. O hâlde kaçacak yeriniz yok. Hakikate gözünüzü kapamakla sadece kendinize gece yaparsınız. Yoksa hakikat güneşini göz kapamakla söndüremezsiniz.
Makam münasebetiyle şu noktayı izah etmek istiyoruz: Kabirlere giderek, “Bana çocuk ver, eş ver, iş ver…” şeklinde istekte bulunmak, kabirlere çaput bağlamak, bizzat kabrin kendisine kurban kesmek, kabre karşı secde etmek gibi işler elbette sakıncalıdır ve yanlıştır. Böyle hareketler kişiyi şirke düşürür.
Kişi ilk önce, tevessül ettiği kişinin, Allah’ın dilemesi olmadan hiçbir şeyi yapmaya gücü olmadığını bilmelidir. Bunu bildikten sonra kabirde yatanın hürmetine istemek veya kabirde yatandan dua istemek caiz olur.
Kabirdekilerin dua edebileceğine Peygamber Efendimiz (a.s.m.)’ın şu hadis-i şerifi delildir:
حَيَاتِي خَيْرٌ لَكُمْ تُحَدِّثونَ ويُحَدَّثُ لَكُمْ وَوَفَاتِي خَيْرٌ لَكُمْ تُعْرَضُ عَلَيَّ أَعْمَالُكُمْ فَمَا كَانَ مِنْ حَسَنٍ حَمَدْتُ اللَّهَ وَمَا كَانَ مِنْ سَيِّئٍ اسْتغفَرْتُ اللَّهَ لَكُمْ
“Benim hayatım sizler için hayırlıdır. Siz (bir meseleden) bahsedersiniz, size (o şeyden) haber verilir. Öldüğüm zaman, ölümüm de sizler için hayırlıdır. Amelleriniz bana arz olunur. Hayrı görürsem Allah’a hamd ederim; şerri görürsem sizler için Allah’tan mağfiret dilerim.” (İbni Sa’d, et-Tabakat, II, 94; İbni Hacer, Metâlibu’l-Aliye, IV, 22, 3853)
Bu hadis-i şerifteki “Eğer şerri görürsem sizler için Allah’tan mağfiret dilerim.” ifadesi, peygamberlerin ölü de olsalar dua ettiklerine delildir.
Şimdi, tevessülü inkâr edenlere deriz ki:
Sizler, “Tevessül şirktir ve büyük günahtır. Araya peygamberi bile koyamazsınız.” diyorsunuz. Hâlbuki mezkûr hadisin beyanıyla, Peygamberimiz (a.s.m.) Allah’tan isterken tevessül ediyor; ölmüş peygamberleri aracı kılıp onların faydasını umuyor.
— Eğer tevessül caiz olmasaydı hiç Peygamberimiz (a.s.m.) ölmüş peygamberlere tevessül eder miydi?
Ayrıca ikinci hadis-i şerifte, Peygamberimiz (a.s.m.)’ın öldükten sonra hamdettiğini ve ümmeti için af dilediğini işittiniz. Demek peygamberler kabirlerinde dua ediyor. Eğer peygamberler öldükten sonra dua edebiliyorsa elbette peygamberlerin varisleri olan evliya ve âlimler de -derecelerine göre- kendisinden dua isteyenlere dua edebilir. Bunda garipsenecek hiçbir şey yoktur. Ölüm bizler için bir son, bir yokluk değildir ki bunu inkâr edelim. Ölüm kabir kapısıyla başka bir âleme geçmek için bir terhistir.
Dolayısıyla Allah dostu kulların, izn-i İlahî ile kabirlerinde dua etmesi son derece makuldür ve hadsiz vukuatla vakidir.
Yazar: Sinan Yılmaz