2. Birinci Nükte: Hazreti Eyyüb (a.s.)’ın zahirî yara hastalıklarının mukabili bizim bâtınî…
İkinci Lem’a mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
BİRİNCİ NÜKTE
Hazreti Eyyüb aleyhisselâmın zahirî yara hastalıklarının mukabili, bizim bâtınî ve ruhî ve kalbî hastalıklarımız vardır. İç dışa, dış içe bir çevrilsek, Hazreti Eyyüb’den daha ziyade yaralı ve hastalıklı görüneceğiz. (2. Lem’a)
(Bâtınî: İçe ait)
Ey nefsim! Sen cismine bakıp da kendini sağlıklı mı zannedersin? İçin dışına, dışın içine bir çevrilse kendinden kaçar; Hazreti Eyyüb (a.s.)’dan daha ziyade yaralı ve hastalıklı olduğunu görürsün.
Evvela sende bütün hataların başı olan dünya sevgisi var. Haset var, kin var, garaz var. Öfke var, hırs var, tama var. Kibir var, riya var, ucub var. Mala düşkünlük var, cimrilik var, hak yolda tembellik var. Daha saymakla bitmeyecek hadsiz hastalıkların var. Belki cismin şu an sağlıklı; ancak kalbin, ruhun, aklın ve bâtının hadsiz derece hasta. Ey nefsim! Vallahi sen Hazreti Eyyüb (a.s.)’dan yüz derece daha yaralı ve daha hastasın.
— Peki, bilir misin bu hastalıklarının sebebi nedir?
Sebebini Hazreti Üstad şöyle beyan ediyor:
Çünkü işlediğimiz her bir günah, kafamıza giren her bir şüphe, kalp ve ruhumuza yaralar açar. (2. Lem’a)
İşte kalbî ve ruhî hastalıklarının sebebi… Harama baktın, gıybet ettin, haramı dinledin, haramı düşündün; sonra hakaik-i imaniyeden şüphe ettin, hakikat ilmini tahsil etmedin, kalbine gelen vesvese ve şüphelerin cevabını bulmadın; bütün bunlar da kalbinde ve ruhunda hadsiz yaralar açtı.
Evet, işlediğin her bir günah ve aklına gelen her bir şüphe, kalp ve ruhunda yaralar açtı. Demek, manevi hastalıkların mikrobu, günah ve şüphelermiş.
Yahu ey nefsim! Sen bu mikropların vatanı olmuşsun, binler yarayla yaralanmışsın; hâlâ kendini iyi ve sağlıklı zannedersin!
Ha, bir de Hazreti Eyyüb (a.s.)’dan bir farkın var. O fark da şudur:
Hazreti Eyyüb aleyhisselâmın yaraları, kısacık hayat-ı dünyeviyesini tehdit ediyordu. Bizim manevi yaralarımız, pek uzun olan hayat-ı ebediyemizi tehdit ediyor. (2. Lem’a)
(Hayat-ı dünyeviye: Dünya hayatı / Hayat-ı ebediye: Ebedî ve sonsuz hayat)
Ey nefsim! Eğer Hazreti Eyyüb (a.s.) hastalığından şifa bulmasaydı en fazla ölür, bu fâni dünyadan göçerdi. Zira onun yaraları şu kısacık dünya hayatını tehdit ediyordu. Gerçi ecel tagayyür etmez, ne bir saat evvel ne bir saat sonra gelir. Hadi faraza erken geldi diyelim; olsa olsa insanı şu dünya hayatından terhis eder.
— Peki, bizim manevi yaralarımız öyle midir?
Hayır, değildir. Bizim yaralarımız ebedî hayatımızı tehdit ediyor. Bizi cennetten, saadet-i ebediyeden ve rıza-yı İlahîden mahrum etmeye çalışıyor.
— Eğer şifa bulmaz ve bu hâl üzere ölürsek kabirde hâlimiz ne olur?
— Mahşerde hâlimiz ne olur?
— Hesapta hâlimiz ne olur?
— Sıratta hâlimiz ne olur?
— Cehennemde hâlimiz ne olur?
Öyleyse ey nefsim! Çare nedir? Ne yapsak da şifa bulsak? Bu manevi yaralarımızı tedavi etsek, yerlerinde gül-ü Muhammedî çiçeğini bitirsek?
İşte çare şudur:
O münacat-ı Eyyübiyeye, o Hazretten bin defa daha ziyade muhtacız. (2. Lem’a)
Demek her vakit, رَبِّ اِنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمينَ (Ey Rabbim! Zarar bana dokundu. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.) demeliyiz. Derken de evvela kalbî ve ruhî yaralarımıza, sonra maddi yaralarımıza niyet etmeliyiz. Çünkü maddi yaralar ve hastalıklar ancak şu fâni hayata kasteder. Kalbî ve ruhî hastalıklar ise ebedî hayatımıza ve uhrevi saadetimize kasteder.
Ey nefsim! Şimdi huzur-u İlahîde boyun bükme zamanıdır. Lisanımız رَبِّ اِنّى مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمينَ derken, kalbimizle aczimizi düşünüp, hastalıklarımızın tedavisinden âciz olduğumuzu ilan edip; “Ya Rabbi! Şifa sendedir. Sen şifa vermezsen hangi kapıya gideyim. Senin vermediğini kim verebilir? Ya Rabbi! Hastalıklı kalbimle, yaralı ruhumla, hasta aklımla huzuruna geldim. Benden gelmek, senden şifa vermek var. Gelmem dahi ancak senin inayetinledir. Ya Rabbi! Bâtınî hastalıklarıma şifa ver; beni sana kul, Habibine ümmet eyle…” demeliyiz.
Mütalaasını yaptığımız kısmı bir daha okuyalım:
Hazreti Eyyüb aleyhisselâmın zahirî yara hastalıklarının mukabili, bizim bâtınî ve ruhî ve kalbî hastalıklarımız vardır. İç dışa, dış içe bir çevrilsek, Hazreti Eyyüb’den daha ziyade yaralı ve hastalıklı görüneceğiz. Çünkü işlediğimiz her bir günah, kafamıza giren her bir şüphe, kalp ve ruhumuza yaralar açar. Hazreti Eyyüb aleyhisselâmın yaraları, kısacık hayat-ı dünyeviyesini tehdit ediyordu. Bizim manevi yaralarımız, pek uzun olan hayat-ı ebediyemizi tehdit ediyor. O münacat-ı Eyyübiyeye, o Hazretten bin defa daha ziyade muhtacız. (2. Lem’a)
Yazar: Sinan Yılmaz