4. Beşerî sultana gelince, aczi ve ihtiyacı için vasıtalara ve memurlara ihtiyaç duyar.
واما السلطانُ الانسانيُّ beşerî sultana gelince فَلِعَجزه واحتياجه aczi ve ihtiyacı için يحتاج الى وسائطَ ومأمورين vasıtalara ve memurlara ihtiyaç duyar يَشتركون في سَلطنته saltanatında ortak olurlar فلا مناسبةَ bu sebepten dolayı hiçbir münasebet yoktur بين المأمورِ الالهي والانساني İlahî memurlarla beşerî memurlar arasında.
Beşerî sultana gelince, aczi ve ihtiyacı için vasıtalara ve memurlara ihtiyaç duyar; onlar saltanatında (sultana) ortak olurlar. Bu sebepten dolayı İlahî memurlarla beşerî memurlar arasında hiçbir münasebet yoktur.
İzah: Beşer sultanlarının memurları, sultanların aczi ve ihtiyacı sebebiyle kendilerine ihtiyaç duyulan yardımcılardır. Bu memurlar sultanın tasarrufunda ortaktır ve idarede müdahaleleri vardır. Onlar olmazsa sultan ülkesini idare edemez. Sultan onlara muhtaçtır. Zira sultan da olsa bir insandır. Mayasında âcizlik, zayıflık, fakirlik ve kusur vardır. Zatı zaman ve mekânla kayıtlı; sıfatları kayıtlı; âciz ve muhtaç bir zavallıdır.
Dolayısıyla sebepler için “Allah’ın memurları” denildiğinde, bunu beşer sultanlarının memurlarıyla karıştırmamak gerekir. Beşer sultanlarının memurları, sultanların ihtiyaç ve aczlerini def için tayinlerine zaruret hasıl olan yardımcı ve ortaklardır. Allah’ın memurları ise sadece bir perdedir. İcat ve idarede hiçbir müdahaleleri yoktur.
— Peki, Üstadımız bu dersi niçin yaptı? Allah’ın memurlarını beşer sultanlarının memurlarıyla karıştıran mı var?
Evet, var. Kim ki bir sebebi hakiki tesir sahibi kabul ederse -velev ki bu en büyük bir melek olsun- işte bu kişi Allah’ın memurlarını beşer sultanlarının memurlarıyla karıştırmış ve bilmeden Allah’a acz ve ihtiyaç atfetmiştir. Bu da tevhidi bozar. Üstadımız hakiki tevhidin inşasına çalışıyor. Rabbim bu derslerle bizleri tevhidin hakikatine ulaştırsın.
نعم evet إنّ نظَرَ الاْكثر الغافلين şüphesiz gafil olan ekserin nazarı لا يُدرك حُسنَ الحادثات hadisatın güzelliğini idrak etmez (edemez) ولا يَعرف حكمتَها ve hikmetini bilmez فيشتكي bundan dolayı da şikâyet eder ويَعترض جهلا ve cehaletle itiraz eder.
Evet, gafil olan ekserin nazarı hadisatın güzelliğini idrak edemez ve hikmetini bilmez; bundan dolayı da haksız bir şekilde şikâyet eder ve cehaletle itiraz eder.
فوُضِعَت bundan dolayı vazedilmiştir الاسبابُ sebepler لِتَتَوَجَّهَ yönelsin diye الشكوى şikâyetler اليها onlara.
İşte bundan dolayı, şikâyetler onlara yönelsin diye sebepler vazedilmiştir.
İzah: Daha önceki derslerimizde sebeplerin vazedilmesindeki bazı hikmetleri öğrenmiştik. Burada Üstadımız bir hikmeti daha beyan etti. Şöyle ki:
Şu âlemdeki her şey güzeldir. Ya bizzat güzeldir ki buna “hüsn-ü bizzat” denir. Ya da neticesi itibarıyla güzeldir ki buna “hüsn-ü bilgayr” denir.
Mesela hayat, vücud, ihsan, yaz mevsimi, bahar mevsimi gibi şeyler zatı itibarıyla güzeldir. Bunlara hüsn-ü bizzat denir.
Hastalık, zelzele, ölüm, sıkıntılar ve bunlar gibi hadiselerse neticeleri itibarıyla güzeldir. Bunlara da hüsn-ü bilgayr denir.
İman dersini almayan ve marifetullahtan nasibi olmayan kişiler hadiseler üzerindeki hüsn-ü bilgayrı göremezler. Göremeyince de şikâyete başlarlar.
— Peki, kimden şikâyet edecekler?
Hadisenin yaratıcısı ve hakiki faili Allah’tır. Dolayısıyla Allah’tan şikâyet edecekler. Mesela:
Hasta olan diyecek ki: Ey Allah’ım, beni niye hasta ettin?
Zelzeleden evi yıkılan diyecek ki: Ey Allah’ım, bana niye acımadın, evimi niçin yıktın?
Çocuğu ölen diyecek ki: Ey Allah’ım, evladımı, hayatımın meyvesini niçin aldın?
Bunlar gibi, her musibette Allah’tan şikâyet edecekler, O’na küsecekler. Çünkü bunlar hadiselerdeki hikmet ve güzellikleri göremiyor ve hüsn-ü bilgayrı bilmiyor.
İşte Allahu Teâlâ bu şikâyetlerin hedefini değiştirmek için sebepleri vazetmiş. Şikâyet eden, sebepten şikâyet ediyor, ona kızıyor, ona küsüyor. Mesela:
Hasta olan diyor ki: Ey mikrop, beni mi buldun?
Zelzeleden evi yıkılan diyor ki: Fay hattı kırıldı, evim yıkıldı.
Evladını kaybeden diyor ki: Çocuğuma araba çarptı ya da hasta oldu ve öldü.
Bunlar gibi, sebebe kızıyorlar, ona küsüyorlar. İşte sebeplerin vazedilmesindeki bir hikmet budur: Gafil ve cahil olanların yersiz şikâyetlerine hedef olmak!
واذا وُفِّقَ muvaffak kılındığında أحدٌ bir kimse لدرك الحكمة والحق hikmeti ve hakkı anlamada ارتفعت الاسبابُ sebepler kalkar عن نظره onun nazarından.
Bir kimse, hikmeti ve hakkı anlamada muvaffak kılındığında sebepler onun nazarından kalkar.
İzah: Cenab-ı Hak bir kulunu Hakîm ismine mazhar eyler ve ona tevfik verirse, sebepler o kişinin nazarından kalkar. O kişi her işte Allah’ın kudretini ve rahmetini görür, her işi O’na teslim eder ve sebepler perdesini yırtar atar.
Allahu Teâlâ bu hususta bizlere de tevfik versin ve esbab perdesini yırtmayı nasip etsin. Âmin.
وقد قيل denilmiştir بتمثيل معنوي manevi bir temsil ile إنّ عزرائيلَ عليه السلام şüphesiz Azrail (a.s.) اشتكى şikâyet etti اليه تعالى ona (Allahu Teâlâ’ya) بأنَّ عبادَك يشتكون مني kulların benden şikâyet edecekler diye في قبض الارواح kabz-ı ervah hususunda.
Manevi bir temsil ile (şöyle) denilmiştir: Şüphesiz Azrail (a.s.) Allahu Teâlâ’ya, “Kulların kabz-ı ervah hususunda benden şikâyet edecekler.” diye şikâyette bulundu.
فأُلْقِيَ اليه ona cevap verildi إني أَضَعُ şüphesiz ben koyacağım بينك وبينهم senin ile onların arasına وسائطَ المصيبات musibetlerin vasıtalarını حتى يتوجهَ ta ki yönelsin شكواهم şekvaları اليها onlara لا إليك sana değil.
Ona (şöyle) cevap verildi: Şüphesiz ben, senin ile onların arasına musibetler vasıtalarını koyacağım. Ta ki şekvaları onlara yönelsin, sana değil.
Allahu Teâlâ’ya, şüphesiz kulların kabz-ı ervah hususunda benden şikâyet edecekler diye şikâyette bulundu.
İzah: Bu rivayet İsmail Hakkı Bursevi’nin “Ruhu’l-Beyan” tefsirinde (VII, 114) geçmektedir. Yine İmam Suyûtî Hazretleri “Ed-Dürrü’l-Mensur” isimli tefsirinde bu hadiseyi şu senet ve metinle nakleder:
İbni Ebi’d-Dünya ve Merûzî’nin “Cenâiz” bölümünde; keza Ebu’ş-Şeyh, Cabir b. Zeyd’den ve Ebû Naim “Hilyetü-l Evliya”da A’meş’ten nakleder ki:
Daha önceleri Azrail (a.s.) açıkça görünür bir şekilde insana gelir ve dermiş ki: “Hazır ol! Senin ruhunu alacağım.” İnsanlar ölümü bu şekilde Azrail (a.s.)’dan bildikleri için ona buğzeder ve küserlerdi. Azrail (a.s.) bu durumu Allah’a şikâyet etti. Allah onun duasını kabul etti. Azrail’i ve ölümü gizledi. Ölümle Hz. Azrail arasına hastalıkları koydu. (Ed-Dürrü’l-Mensur, V, 173-174)
İmam Suyûtî’nin “Ed-Dürrü’l-Mensur” isimli tefsirinde hadise bu şekilde rivayet ediliyor.
Evet, nasıl ki hastalıklar ve musibetler Hazreti Azrail’e bir perdedir; ta kullar ondan şikâyet etmesin. Aynen öyle de Hazreti Azrail (a.s.) da Allah’a bir perdedir. Kabz-ı ervahta zahiren merhametsiz görünen ve rahmetin kemaline münasip düşmeyen bazı hâlâta merci olmak için, o memuriyete bir nazır ve kudret-i İlahiyeye bir perdedir.
Perde içinde perde var. Hastalıklar ve musibetler Hz. Azrail’e perde olmuş. Ta kullar ondan küsmesin. Hz. Azrail de Allah’a perde olmuş. Ta kullar Allah’tan şikâyet etmesin.
Meseleyi biraz daha açalım:
Cenab-ı Hak hastalıkları, depremi, yangını ve bunlar gibi birçok musibeti ölüme sebep yapmış. Cahil ve gafil olanlar hastalıktan ölen kişi hakkında şöyle der:
— Hasta oldu ve öldü.
Bu söz yanlıştır. Doğru söz şudur:
— Eceli geldi, bu sebeple hasta oldu.
Yani hastalık ölümün faili değil, perdesidir. Kime perde oldu? Azrail (a.s.)’a perde oldu. Kullar ona küsmesin, ona buğzetmesin diye Allah hastalığı ölümün sebebi yaptı. Hasta olduğu için ölmedi, öleceği için hasta oldu.
Hastalık ve musibetler Azrail (a.s.)’a perde olduğu gibi, Hz. Azrail de Allah’a perde oldu. Ola ki kul hastalık perdesini yırtarsa, o perdenin arkasında hemen Allah’ı görmesin; ikinci perde olan Hz. Azrail’e takılsın, ona kızsın, ona küssün, ondan şikâyet etsin.
Demek, en büyük bir sebep olan Hz. Azrail’in ölüm hadisesinde hiçbir müdahalesi ve hiçbir tesiri yoktur. Sadece bir seyircidir ve yersiz şikâyetlere hedef olmak için bir perdedir.
Hz. Azrail gibi en büyük bir sebep en küçük bir işe müdahil olamazsa, diğer sebeplerin haddi midir ki Allah’ın fiiline ortak olsunlar, icadına müdahil olup tesir sahibi olsunlar? Hâşâ ve kellâ!
Âlemdeki bütün sebeplere bu cihetten bakmalıyız. Tek vazifeleri yersiz şikâyetlere mahal ve hedef olmaktır. Sebepler, hadiseler üzerindeki güzelliği ve hikmeti göremeyen gafil insanların Allah’tan şikâyet etmemesi ve Allah’a küsmemesi için vazedilen bir takım vasıtalardır.
Yazar: Sinan Yılmaz