20. Yedinci Lem’a – 2. Ders: Yardımlaşma deliline devam
Yedinci Lem’anın mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
فانظر bak الى دستورِ التعاونِ teavün düsturuna كيف يجري nasıl cereyan ediyor…
Teavün düsturuna bak! Nasıl cereyan ediyor! (Yani şu hadiseler nasıl gerçekleşiyor)…
من الشمس والقمر Güneş’ten ve Ay’dan ومن الليل والنهار geceden ve gündüzden ومن الصيف والشتاء yazdan ve kıştan…
Güneş’ten ve Ay’dan, geceden ve gündüzden, yazdan ve kıştan (tut)…
الى سعيِ النباتاتِ nebatatın koşmasına kadar لإمداد الحيواناتِ hayvanatın imdadına بحمل أرزاقِها onların rızıklarını taşıyarak وأخذِها من خزينة الرحمة ve o rızıkları rahmet hazinesinden alarak…
Nebatatın hayvanatın imdadına -onların rızıklarını taşıyarak ve o rızıkları rahmet hazinesinden alarak- koşmasına kadar…
ثم sonra إمدادِ الحيواناتِ hayvanatın yardım etmesine kadar للبشر beşere للخدمة hizmet için.
Sonra hayvanatın hizmet için beşere yardım etmesine kadar (bu hadiseler nasıl cereyan ediyor!)
حتى النحلُ والدُّود hatta balarısı ve kurtçuk (ipek böceği) bile يأخذان alıyorlar العسلَ والحريرَ balı ve ipeği من خزينة الرحمن Rahman’ın hazinesinden ويُوصلان الى الانسان ve insana ulaştırıyorlar.
Hatta balarısı ve kurtçuk (ipek böceği) bile Rahman’ın hazinesinden balı ve ipeği alıyorlar ve insana ulaştırıyorlar.
ثم sonra امدادِ الذرات الغِذَائِيَّةِ gıdaya ait zerrelerin yardım etmesine kadar للثمرات meyvelere مع تخالُفِ أغذيَتِها o meyvelerin gıdalarının farklı olmasına rağmen…
Sonra gıdaya ait zerrelerin meyvelere -o meyvelerin gıdalarının farklı olmasına rağmen- yardım etmesine kadar…
وامدادِ الموادِّ الطعاميّة ve taâmî maddelerin yardım etmesine kadar لتغذية beslemek için حجيرات البدن bedenin hücrelerini بكمال الانتظام والعناية والحكمة kemal-i intizamla, inayetle ve hikmetle.
Ve taâmî maddelerin -kemal-i intizamla, inayetle ve hikmetle- bedenin hücrelerini beslemek için yardım etmesine kadar (bu hadiseler nasıl cereyan ediyor!)
فمَظهرِيّةُ هذه الاشياءِ bu eşyanın mazhariyeti لا سيما الجامدةِ bahusus cansız eşyanın لهذا التعاونِ bu teavüne الحكيم المنتظِم الكريم المكمَّل hakîm, intizamlı, kerim ve mükemmel olan دليلٌ واضح açık bir delildir وبرهانٌ ساطع ve parlak bir burhandır على أنها خُدّامُ مُرَبٍّ حكيمٍ onların (o eşyanın) hakîm olan bir Mürebbinin hademeleri olduğuna وعملةُ مدبرٍ كريم ve kerim olan bir Müdebbirin ameleleri olduğuna يتحركون hareket ediyorlar بأمره وإذنه وقوّته وحكمته onun emriyle, izniyle, kuvvetiyle ve hikmetiyle.
Bu eşyanın -bahusus cansız eşyanın- hakîm, intizamlı, kerim ve mükemmel olan bu teavüne mazhariyeti, bu eşyanın, hakîm bir Mürebbinin hademeleri ve kerim bir Müdebbirin ameleleri olduğuna açık bir delil ve parlak bir burhandır; Onun emriyle, izniyle, kuvvetiyle ve hikmetiyle hareket ediyorlar.
İzah: Metnin manası açık olmakla birlikte, yine üzerinde biraz konuşalım:
Ecrâm-ı semaviye hem birbirinin hem de yeryüzü ahalisinin yardımına koşmaktadır. Mesela birbirlerine güneşin çekim kuvvetiyle bağlanırlar; dağılmaktan, düşmekten ve birbirlerine çarpmaktan kurtulurlar.
Yine yeryüzü ahalisinin yardımına koşarlar. Mesela güneş yeryüzünü ısıtır ve aydınlatır. Ay yeryüzünün gecesini gündüze çevirip takvimcilik eder. Yıldızlar gecenin karanlığında insanların kılavuzu olur, yön bulmalarını sağlar. Atmosfer dünyayı zehirli gazlardan ve gök taşlarından muhafaza eder. Ve hakeza…
Yine bulut ile yeryüzü arasında bir yardımlaşma vardır. Şöyle ki:
– İlk önce güneş yeryüzünün yardımına koşar ve suların buharlaşmasını sağlar.
– Daha sonra yeryüzü buharlaşan bu suyu buluta verir. Çünkü yeryüzünün bulutun yardımına ihtiyacı vardır. Yeryüzü tuzlu sudan içme suyu yapamaz ve böyle bir kabiliyeti yoktur.
– Bulut yeryüzünden aldığı bu buharı kendi fabrikasında işler; buz, kar ve yağmur şekline sokup yeryüzüne iade eder ve hayatın devamını sağlar.
Sanki bu cansız varlıklar birbiriyle konuşuyor, birbirinin sesini duyuyor ve birbirine merhamet edip yardımına koşuyor.
Eğer Allah inkâr edilip, “yardıma koşma” fiili bulutun kendisine verilirse şu kaziyeleri kabul etmek gerekir:
1. Yardım etmek merhametin neticesidir. Merhameti olmayan yardım etmez. Eğer bulut yeryüzü ahalisine kendi hesabına ve kendi başıyla yardım ediyorsa nihayetsiz bir merhameti vardır.
2. Sadece merhamet sahibi olması da yetmez. İlim sahibi olması da gerekir. Yeryüzü ahalisini tanıyacak, vücutlarını bilecek ve onlara faydası olan suyu kendi fabrikasında imal edecek. Eğer bulut bunu yapabiliyorsa nihayetsiz bir ilmi vardır.
3. İlim ve merhametin yanında iradesi de olmalıdır. Yağmuru yapmayı yapmamaya, yardıma koşmayı koşmamaya tercih etmelidir. Tercih iradenin neticesidir. Eğer yeryüzü ahalisinin imdadına bulut kendi başına koşuyorsa mutlak bir iradesi vardır.
4. İrade, ilim ve merhametten başka kudreti de olmalıdır. Kudreti olmayan, suyu asla yapamaz. Suyun yoktan icadı sonsuz bir kudretin varlığıyla mümkündür.
5. Bulutun hikmeti de olmalıdır. Zira yanıcı ve yakıcı iki gazı bir araya getirip suyu icat etmek ancak hikmet sahibi olmakla mümkündür.
6. Bütün bu sıfatlara sahip olabilmesi için ilk önce hayatı olmalıdır. Hayatı olmayanın ilmi, kudreti, iradesi ve diğer sıfatları olur mu? Olmaz.
Bakın, eğer yardımlaşma hakikatinin faili olarak Allah kabul edilmeyip esbaba havale edilirse; karşımıza hayatı olan, merhameti olan, ilmi olan; iradesi, kudreti ve hikmeti olan ve daha bunlar gibi onlarca sıfata sahip olan bir bulut çıkar. Allah’ı inkâr eden, bulutu uluhiyet sıfatlarıyla mevsuf kılmak zorunda kalır. Bu ise tam bir safsatadır.
Yine hakikat-i teavünün neticesinde nebatat izn-i İlahî ile biter. Nebatatın yardımına güneş, hava, su, toprak koşar. Yaz yardıma koşar, farklı nebatat pişer; kış yardıma koşar, farklı nebatat pişer. Nebatat da hayvanatın yardımına koşar. Hayvanat da emr-i Rabbanî ile insanların yardımına koşar. İnsan çölü devenin sırtında geçer. İnek, keçi, koyun gibi hayvanat insan için bir süt fabrikası olur. Tavuk yumurtlar, zehirli bir böcek balı yapar, elsiz bir böcek ipeği dokur, hepsi insanın yardımına koşar.
Netice: Mahlukat -bahusus cansız ve şuursuz varlıklar- birbirine yardım ediyor, birbirinin imdadına koşuyor. Hayatı, ilmi, kudreti, iradesi ve aklı olmayan bu varlıkların kendi başlarına birbirlerine yardım etmesi mümkün değildir. Bu hâl de ispat eder ki onlar hakîm olan bir Mürebbinin hademeleri ve kerim olan bir Müdebbirin ameleleridir. Onun emriyle, izniyle, kuvvetiyle ve hikmetiyle hareket ediyorlar. Âmennâ ve saddeknâ.
Yazar: Sinan Yılmaz