a
Ana SayfaKabir Hayatı10. Kabir hayatını haber veren hadis-i şerifler

10. Kabir hayatını haber veren hadis-i şerifler

Bu dersimizde kabir hayatı hakkındaki hadis-i şeriflerden bahsedeceğiz. Hadislere geçmeden önce şu noktaya dikkat çekmek istiyoruz:

Kabir hayatını inkâr edenlerin hepsi aynı zamanda hadis inkârcısıdır. Kendi görüşlerine zıt bir hadis gördüklerinde hemen “Bu hadis uydurmadır.” derler. Sonra siz onlara:

— İnkâr ettiğiniz bu hadisin uydurma olduğunun alameti nedir?

— Hadisin ravilerini tanıyor musunuz?

— Senedini biliyor musunuz?

— Hadise hangi cerh ve tadil kurallarını uyguladınız?

gibi sorular sorduğunuzda size tek bir söz söyleyemezler. Hatta bunlardan bir kısmı bir hadise “Bu hadis zayıftır.” der, sonra ona: “Zayıf hadis nedir, tarif eder misin?” dediğinizde zayıf hadisi tarif edemez. Bu hadis inkârcıları ne hadis ilmini bilirler ne de usul-ü hadis bilirler!..

Biz onlara bu konudaki sözümüzü “Hadis Savunması” isimli eserimizde söyledik. Rabbimize hamdüsena olsun, bu eserle hadis inkârcılarının belkemiğini kırdık. Hadislerin sıhhatiyle ilgili problemi olanlar bu eserimize müracaat edebilirler. Eğer hakkı arıyorsa -inşallah- bu eser ona tam bir ilaç hükmüne geçer, Allah’ın izniyle şifa bulur.

Bu girişten sonra, şimdi gelelim kabir hayatı hakkındaki hadis-i şeriflere:

Enes b. Malik Hazretleri, Peygamberimiz (a.s.m.)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

إِنَّ الْعَبْدَ إِذَا وُضِعَ فِي قَبْرِهِ وَتَوَلَّى عَنْهُ أَصْحَابُهُ وَإِنَّهُ لَيَسْمَعُ قَرْعَ نِعَالِهِمْ

“Kul kabrine konulduğunda ve dostları ondan ayrılırken şüphesiz o, onların ayak seslerini işitir.” (Buhârî, Cenâiz, 67; Müslim, el-Cennetü ve sıfâtu naîmihâ, 70; Ebû Dâvûd, Sünne, 27)

Bu hadis-i şerif, ölünün, dostlarının ayak seslerini duyduğunu açıkça bildirmektedir. Ayak seslerini duyabilmek için, kabirde yatanın hayattar olması gerekir. Bu da ispat eder ki kabir hayatı haktır.

Başka bir hadis-i şerif de şöyledir: Peygamberimiz (a.s.m.) Bedir günü savaştan sonra, Kureyş’in ileri gelenlerinden savaşta ölen 24 kişinin cesetlerinin bir araya gömülmesini emretti. Bunun üzerine o cesetler Bedir’de kör bir kuyuya atıldılar.

Hazreti Ömer, Abdullah b. Ömer ve Ebû Talha gibi 10′dan fazla sahabeden nakledildiğine göre, Peygamberimiz (a.s.m.) kuyudaki müşrik ölülere hitaben şöyle der:

— Ey Hişam’ın oğlu Ebû Cehil, Ey Râbia’nın oğlu Utbe, Ey Râbia’nın oğlu Şeybe ve ey Utbe oğlu Velid! Allah’a ve Resulüne boyun eğmiş olsaydınız bu inanç sizi sevindirir miydi? Biz Rabbimizin bize vadettiğinin aynısına kavuştuk, siz de Allah’ın vadettiğinin gerçek olduğunu gördünüz mü?

Sahâbe-i kiram Peygamberimizin bu konuşmasını duymuş ve Hazreti Ömer şöyle demiştir:

— Ey Allah’ın Resulü! Kendilerinde hiçbir hayat eseri olmayan şu cesetlere ne söylüyorsun? Onlar duyabilirler mi? Allah, “Sen ölülere duyuramazsın.” buyurmuyor mu?

Hazreti Ömer’in bu sözü üzerine Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle der:

  وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ مَا أَنْتُمْ بِأَسْمَعَ لِمَا أَقُولُ مِنْهُمْ وَاللَّهِ إِنَّهُمُ الْآنَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّ الَّذِي كُنْتُ أَقُولُ لَهُمْ هُوَ الْحَقُّ اِنَّهُمْ لَيَسْمَعُونَ غَيْرَ أَنَّهُمْ لاَ يَسْتَطِيعُونَ أَنْ يَرُدُّوا عَلَيَّ شَيْئًا

“Muhammed’in hayatı elinde olan Allah’a yemin ederim ki benim söylediklerimi siz onlardan daha iyi duymuyorsunuz. Allah’a yemin olsun ki şüphesiz şimdi onlar benim söylediklerimin gerçek olduğunu anladılar. Onlar elbette işitiyorlar lakin bana cevap vermeye güçleri yetmiyor.” (Buhârî, Megâzî, 8; Müslim, el-Cennetü ve sıfâtu naîmihâ, 76, 77, 78; Nesâî, Cenâiz, 117; Ahmed b. Hanbel, I, 26, 27)

Bu hadis-i şerifi İmam Buhârî, İmam Müslim, İmam Nesâî ve Ahmed İbni Hanbel Hazretleri nakletmiştir. Bu hadis imamlarının ittifak ettiği ve ravilerinde Hazreti Ömer, Abdullah İbni Ömer ve Ebû Talha gibi 10′dan fazla sahabenin bulunduğu bir hadisin sıhhati hakkında ancak akıldan mahrum olanlar şüphe edebilir.

Kabir hayatının hak olduğuna dair başka bir hadis-i şerif de şudur:

كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عليه وَسَلَّمَ يَخْرُجُ مِن آخِرِ اللَّيْلِ إلى البَقِيعِ فيَقولُ السَّلاَمُ علَيْكُم دَارَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ ، وَأَتَاكُمْ ما تُوعَدُونَ غَدًا ، مُؤَجَّلُونَ ، وإنَّا إنْ شَاءَ اللَّهُ بكُمْ لاَحِقُونَ ، اللَّهُمَّ اغْفِرْ لأَهْلِ بَقِيعِ الغَرْقَدِ

“Resulullah (a.s.m.) gecenin sonunda (Medine kabristanı olan) Bakî’ya çıkar ve şöyle derdi: Ey inananlar yurdunun sakinleri! Selam üzerinize olsun. Size ileride olacağı vadolunan şey gelmiştir. Sizler ölüm ile yeniden dirilme arasındaki zamanı bekliyorsunuz. İnşallah bizler de sizlere kavuşacağız. Ey Allah’ımız! Bakîü’l-Gargad ehlini bağışla.” (Müslim, Cenâiz, 102; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 83; Tirmizî, Cenâiz, 59; Nesâî, Cenâiz, 103)

Şimdi şunu soruyoruz:

— Eğer kabirlerde hayat yoksa Resulullah (a.s.m.) kime selam veriyor ve kime sesleniyor?

— Resulullah (a.s.m.)’ın kabirlerde yatanlara selam vermesi kabir hayatının varlığına kâfi bir delil değil midir?

Hazreti Aişe’nin rivayet ettiği başka bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuştur:

 مَا مِنْ رَجُلٍ يَزُورُ قَبْرَ أَخِيهِ وَيَجْلِسُ عِنْدَهُ إِلاَّ اسْتَأْنَسَ بِهِ وَرَدَّ عَلَيْهِ حَتَّى يَقُومَ

“Bir adam kardeşinin kabrini ziyaret edip yanına oturduğunda o kendisini tanıyarak sevinir. Bu hâl kalkıncaya kadar devam eder.” (Zebidî, İhtâfu’s-Saâde, XIV, 275)

Ebû Said el-Hudrî’nin naklettiği başka bir hadis-i şerifte Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

اِذَا وُضِعَتِ الْجِنَازَةُ واحْتَمَلَهَا الرِّجَالُ علَى أَعْنَاقِهِمْ فإنْ كَانَتْ صَالِحَةً قالَتْ قَدِّمُونِي وإنْ كَانَتْ غيرَ صَالِحَةٍ قالَتْ يا ويْلَهَا أَيْنَ يَذْهَبُونَ بهَا يَسْمَعُ صَوْتَهَا كُلُّ شيءٍ إلاَّ الإنْسَانَ ولو سَمِعَهُ صَعِقَ

“Cenaze tabuta konulup da adamlar onu omuzlarına aldıkları zaman, eğer cenaze salih biriyse şöyle der: ‘Beni acele götürün, yerime ulaştırın.’ Eğer salih biri değilse şöyle der: ‘Yazıklar olsun size! Onu (cesedimi) nereye götürüyorsunuz?’ Onun bu sesini insanların dışındaki her şey işitir. Eğer insan işitecek olsaydı bayılır düşerdi.” (Buhârî, 1314)

Kabir hayatı hakkında daha çok hadis-i şerif var. Hepsini burada nakletmemiz mümkün değil. Biz sadece birkaç örnek verdik.

Şimdi, bu hadis-i şerifleri kabul etmeyenlerin nasıl bir cinayet işlediklerinden bahsetmek istiyoruz:

Kabir hayatıyla ilgili hadisleri bizlere bir grup sahabe nakletmiştir. Bu sahabelerden bazıları şunlardır: Enes b. Malik, Ebû Hüreyre, Hazreti Aişe, Abdullah İbni Mesud, Zeyd b. Sabit, Hazreti Ebû Bekir’in kızı Hazreti Esma, Peygamberimizin hanımı Hazreti Meymûne, Cabir İbni Abdullah, Hazreti Osman, Amr b. Âs, Berâ bin Âzib, Zeyd b. Erkam, Ebû Eyyûb el-Ensârî, Ebû Said el-Hudrî, Abdurrahman b. Semüre, Ebû Katâde, Hazreti Ali, Ebû Musa el-Eş’ârî, İbni Abbas, Abdullah İbni Ömer ve daha başka sahabeler…

Bu kadar sahabe kabir azabı ve mükâfatı hakkında hadisler rivayet etmiş. Onlar ki sahabelerin en üstünleridir.

Şimdi, kabir hayatını inkâr edenlerin işledikleri cinayetleri maddeleyelim:

Birinci cinayetleri şu: İsmini saydığımız ve sayamadığımız sahabeler Peygamber Efendimiz (a.s.m.)’a isnad ederek kabir hayatı hakkında hadisler nakletmişler. Yani “Biz Resulullah’ın böyle böyle dediğini işittik.” demişler.

Hâl böyle iken, kabir hayatını inkâr edenler diyor ki: Bu hadisler uydurmadır.

Onların bu sözü şu manaya geliyor: Yani bu sahabeler Peygamberimize iftira etmişler. Peygamberimiz hakkında yalan uydurmuşlar.

Öyle ya, yol iki: Ya bu hadisleri Peygamberimiz (a.s.m.) söylemiştir ya da söylememiştir.

Biz söylediğine inanıyor ve bu sahabeleri tasdik ediyoruz. Onlar ise söylemediğine inanıyor. Bu durumda da onların nazarında, içinde Hazreti Ali, Hazreti Osman gibi İslam büyüklerinin de bulunduğu bu sahabeler yalan uydurmuş ve -haşa- Peygamberimize iftira atmış oluyorlar.

İşte itikatsızlıkları böyle bir netice veriyor: Sahabelerin en büyüklerine yalancı ve müfteri diyorlar.

İkinci cinayetleri şu: Kabir hayatıyla ilgili hadisler her ne kadar 25 civarında sahabe tarafından nakledilmiş olsa da kabir hayatını inkâr edenlerin tekzip ettiği ve müfteri saydığı sahabeler sadece bu 25 sahabe değildir. Onların iftiraları bütün sahabeleri kapsar. Zira eğer Peygamberimiz (a.s.m.) kabir hayatı hakkında hadisler söylemeseydi ve bu 25 sahabe hadis uydursaydı, diğer sahabeler buna müsaade etmez ve bu konuda hadis rivayet eden sahabeleri yalanlardı. Yani derlerdi ki:

— Bu kişinin rivayet ettiği şu kabir azabı hadisi uydurmadır. O vakit ben de o meclisteydim, Peygamberimiz böyle bir şey demedi…

Hâlbuki diğer sahabeler, kabir hayatı hakkında hadis rivayet eden 25 civarındaki sahabeyi tekzip etmiyor ve sükût ediyorlar. İşte onların bu meseledeki sükûtları bir tasdiktir. Eğer bu hadisler yalan ve uydurma olsaydı diğer sahabeler hemen müdahale eder ve işin hakikatini ortaya koyarlardı. Ancak bunu yapmamışlar. Hiçbir hadis ve siyer kitabında, tek bir sahabenin bu hadisleri ret ve tenkit ettiğine dair bir bilgi bulamazsınız.

Kabir hayatını inkâr edenlerin bu hadisleri reddetmesi, dolayısıyla bütün sahabeyi yalancılıkla itham etmektir.

Üçüncü cinayetleri şu: Bu hadisleri sahâbe-i kiramdan sonra tâbiîn ile başlayan nesil nakletmiştir. İmam Buhârîler, İmam Müslimler, İbni Mâceler ve diğer hadis âlimleri bu hadisleri eserlerinde cemetmiştir.

Eğer bu hadisler uydurmaysa -haşa- demek ki bu âlimlerin hiçbiri gerçek âlim değilmiş, uydurma bir hadisi bile fark edememişler ve sahih diye kitaplarında kaydetmişler. Yani hadis inkârcılarının bir bakışta uydurma olduğunu anladıkları bu hadisleri, onlar yıllarca kucaklarında taşımışlar da farkına bile varamamışlar. Demek, -haşa- bunlar bu kadar cahil; siyahla beyazın arasını bile fark edemiyorlar.

İşte kabir hayatına dair hadisleri inkâr etmek bu cinayetleri netice veriyor.

Ey hadis inkârcıları! İftira attığınız sahabeler ve bu büyük âlimler yarın mahşer günü yakanıza yapıştığı zaman hâliniz nice olacak, bunu hiç düşünüyor musun?

Yazar: Sinan Yılmaz

Paylaş:
Bu Makaleyi Değerlendirin