8. Dördüncü Nokta – 2. Ders
Dördüncü noktanın mütalaasına kaldığımız yerden devam ediyoruz:
فلو كانت eğer olsaydı تلك السنوحاتُ bu sunuhat (kalbe doğan mana ve hakikatler) مُبيَّنةً بعبارات سهلة kolay ibarelerle açıklanmış مُفصَّلةً tafsil edilmiş وموَضَّحةً بإيضاح bir izahla izah edilmiş يُقربها إلى الأفهام onları fehimlere yaklaştırıcı…
Eğer bu sunuhat (kalbe doğan mana ve hakikatler) kolay ibarelerle açıklanmış, tafsil edilmiş ve onları fehimlere yaklaştıran bir izahla izah edilmiş olsaydı…
لكان olurdu ذلك المجموعُ العربي المثنوي bu Arapça Mesnevi mecmuası معينًا تاما لرسالة النور Risâletü’n-Nur’a tam bir muin ومعاونًا لها ve ona bir muavin (olurdu) في وظيفتها vazifesinde.
Bu Arapça Mesnevi mecmuası, Risâletü’n-Nur’a tam bir muin ve vazifesinde ona bir muavin olurdu.
Toplu mana: Eğer bu sunuhat kolay ibarelerle açıklanmış, tafsil edilmiş ve onları fehimlere yaklaştıran bir izahla izah edilmiş olsaydı, bu Arapça Mesnevi mecmuası, Risâletü’n-Nur’a tam bir muin ve vazifesinde ona bir muavin olurdu.
İzah: Mana açık olduğundan izahına gerek duymuyoruz.
فظهر أنّ ذلك المثنويَّ الثانيَ zahir oldu ki bu İkinci Mesnevi كالطُّرقِ الخفيّة turûk-u hafiye gibidir يسعى çalışıyor في تطهير الأنفس والداخل nefislerin ve dâhilin tathirinde فاتحًا لِلطَّريق bir yol açarak من الروح والقلب ruhtan ve kalpten.
Bu İkinci Mesnevi’nin, turûk-u hafiye gibi olduğu; ruhtan ve kalpten bir yol açarak nefislerin ve dâhilin tathirinde çalıştığı zahir oldu.
İzah: Nakşibendiyye gibi, kalbî ve sessiz zikir çeken tarikatlara “turuk-ı hafiye” denir. Kâdiriyye gibi, sesli zikir çekenlere ise “turuk-ı cehriye” denir. Bu tarikatların usulleri hem Risale-i Nur’un muhtelif yerlerinde hem de diğer kaynaklarda geçmektedir. İsteyenler buralara bakabilir.
كما أن رسالة النور nitekim Risaletü’n-Nur كالطُّرقِ الجهريّة turûk-u cehriye gibidir ناظرةٌ إلى الآفاق والخارج afaka ve harice bakar.
Nitekim Risaletü’n-Nur turûk-u cehriye gibidir, afaka ve harice bakar.
كلاهما o ikisinin her biri يوصلان ulaştırır إلى معرفة الله Allah’ın marifetine.
O ikisinin her biri Allah’ın marifetine ulaştırır.
İzah: “O ikisinin her biri” ile kastedilen “Mesnevi-i Arabî” ve “Risale-i Nur”dur. Mesnevi-i Arabî, turûk-u hafiye misillü; Risale-i Nur ise turûk-u cehriye misillü işler ve her ikisi de talibini marifetullaha ulaştırır.
كما قيل denildiği gibi عباراتُنا شتّى ibarelerimiz çeşit çeşittir وحسنُك واحد senin hüsnün ise birdir وكلٌّ ve hepsi إلى ذاك الجمالِ o güzelliğe يُشير işaret eder.
Denildiği gibi: İbarelerimiz çeşit çeşittir, senin hüsnün ise birdir. Ve hepsi o güzelliğe işaret eder.
وكذا ve keza إن رسالةَ النور şüphesiz Risaletü’n-Nur ليس مسلكُها onun mesleği değildir مسلكَ العلماء والحكماء ulemanın ve hükemanın mesleği.
Ve keza, şüphesiz Risaletü’n-Nur, onun mesleği, ulemanın ve hükemanın mesleği değildir.
İzah: “Ulema” ile bahusus kelam âlimleri, “hükema” ile de İbni Sina ve Farabi gibi zatlar kastedilmiştir. Üstad Hazretleri bu meslek erbaplarını Nokta Risalesi’nde şöyle beyan ediyor:
Marifet-i Sâni denilen kemalât arşına uzanan miraçların usulü dörttür:
Birincisi: Tasfiye ve işraka müesses olan muhakkikîn-i sofiyenin minhacıdır.
İkincisi: İmkân ve hudûsa mebni mütekellimînin tarikidir.
Bu iki asıl, çendan Kur’an’dan teşaub etmişlerdir. Lakin fikr-i beşer başka surete ifrağ ettiği için uzunlaşmış ve müşkülleşmiş, evhamdan masûn kalmamışlar.
Üçüncüsü: Şübehat-âlûd hükema mesleğidir.
Dördüncüsü ve en birincisi: Belâgat-ı Kur’aniyenin ulvi mertebesini ilan etmekle beraber, cezalet cihetiyle en parlağı ve istikamet cihetiyle en kısası ve vuzuh cihetiyle beşerin umumuna en eşmeli olan mirac-ı Kur’anîdir. (Nokta Risalesi)
بل Bilakis اقْتُبِسَتْ iktibas edilmiştir من إعجاز القرآن Kur’an’ın i’cazından مسلكا meslek olarak يُخرج çıkarır زُلالَ معرفةِ الله marifetullahın suyunu عن كل شيء her şeyden.
Bilakis meslek olarak Kur’an’ın i’cazından iktibas edilmiştir; her şeyden marifetullahın suyunu çıkarır.
İzah: Üstad Hazretleri bu meseleyi 26. Mektup’ta şöyle izah ediyor:
Bazı Sözlerde ulema-i ilm-i kelamın mesleğiyle, Kur’an’dan alınan minhâc-ı hakikinin farkları hakkında şöyle bir temsil söylemişiz ki:
Mesela bir su getirmek için, bazıları küngân (su borusu) ile uzak yerden, dağlar altında kazar, su getirir. Bir kısım da her yerde kuyu kazar, su çıkarır. Birinci kısım çok zahmetlidir; tıkanır, kesilir. Fakat her yerde kuyuları kazıp su çıkarmaya ehil olanlar, zahmetsiz her bir yerde suyu buldukları gibi; aynen öyle de:
Ulema-i ilm-i kelam, esbabı, nihayet-i âlemde teselsül ve devrin muhaliyetiyle kesip, sonra Vâcibü’l-Vücud’un vücudunu onunla ispat ediyorlar. Uzun bir yolda gidiliyor. Amma Kur’an-ı Hakîm’in minhâc-ı hakikisi ise her yerde suyu buluyor, çıkarıyor. Her bir ayeti, birer asâ-yı Musa gibi, nereye vursa âb-ı hayat fışkırtıyor. وَفِى كُلِّ شىْءٍ لَهُ اٰيَةٌ تَدُلُّ عَلَى اَنَّهُ وَاحِدٌ (Her şeyde O’na ait bir ayet vardır; şüphesiz O’nun bir olduğuna delalet eder.) düsturunu her şeye okutturuyor. (26. Mektup)
يستفيد istifade eder سالكُه onun (Risale-i Nur’un) sâliki في ساعة bir saatte ما o şeyi لا يستفيده onu istifade edemiyor سالكوا سائرِ المسالك diğer mesleklerin sâlikleri في سنة bir senede.
Onun sâliki bir saatte öyle bir şeyi istifade eder ki diğer mesleklerin sâlikleri onu bir senede istifade edemez.
Ya da: Diğer mesleklerin sâliklerinin bir senede istifade edemediğini, onun sâliki bir saatte istifade eder.
İzah: Daha önce de belirttiğimiz gibi, tercümeyi Arapça cümleye bağlı kalarak ve cümledeki her kelimeyi tercümeye sokarak yapmaya çalışıyoruz. Bunun sebebini önceki dersimizde izah etmiştik. Önceki dersten bu kısmı bir daha okumanızı tavsiye ediyorum.
Üstadımızın burada beyan ettiği hükmü ben nefsimde tasdik ediyorum. Zira Risale-i Nurlardan bir sayfada ettiğim faydayı bazen bir kitapta edemiyorum. Mesela Üçüncü Lem’a’yı mütalaa ile ettiğim faydayı, şimdiye kadar okuduğum hiçbir kitapta edemedim.
Bunu çok tecrübe ettim ve sonunda kendi kendime şöyle dedim: Risale-i Nurlardan bir cümlede ettiğim faydayı, başka bir kitabın bir sayfasında; Risale-i Nurlardan bir sayfada ettiğim faydayı da başka bir kitabın tamamında göremedim ve bulamadım.
ذلك سرٌّ من أسرار القرآن bu, Kur’an’ın esrarından bir sırdır ki يعطِيهِ اللهُ من يشاء من العباد Allah onu kullarından dilediğine verir ويدفع به هجومَ أهلِ العناد ve onunla ehl-i inadın hücumunu defeder.
Bu, Kur’an’ın esrarından bir sırdır ki Allah onu kullarından dilediğine verir ve ehl-i inadın hücumunu onunla defeder.
İzah: Allahu Teâlâ bu sırrı Üstad Hazretlerine vermiş ve onun eliyle ehl-i inadın hücumunu defetmiştir. Bizlere de böyle bir zata talebe olmayı nasip etmiştir. Bu nimetinden dolayı Rabbimize sonsuz hamdüsena olsun.
Yazar: Sinan Yılmaz